Gözünü açtığında saat gece üçü gösteriyordu, tembel bi hareketle yatağından doğruldu. Sarı tüy yumağı kedisi her zamanki gibi rahatının bozulmasından memnun değildi. Kalkma işte uyu az daha dermişcesine baktı ona, ama nafile. Büyük şeyler olacaktı o gün, kafasına koymuştu değişmeyi. Rock dinlemeyi bırakacaktı, utangaçlığını atacaktı, sosyal olacaktı, çalışkan olacaktı, başarılı olacaktı. Buz gibi suyla elini yüzünü yıkarken bembeyaz karın içindeki mutlu ama üşüyen bir çocuk gibi titriyordu. Aynada yıpranmış, bakımsız ve solgun yüzüne bir göz gezdirdi. Daha iyisi olabilir diye düşündü, yapabilirdi. Bi gülmeyi denedi, mutluydu. Gülmek çok güzeldi, kendisini gülerken görmek de öyle. Sabah kahveyle olmaz değişim diye düşündü, şöyle afili bir kahvaltı(simit ve peynir) güzel giderdi. Kulaklığını taktı, saat dörde yaklaşmışken simit almak üzere yola çıktı. Sarı filtreli ağır sigarasını elleri soğuktan donarken uzun uğraşlar ve titremeler sonucu yaktı. Sabahın yalnızlığını incelerken yüzünü saran siyah atkısının içinden tebessüm ediyordu. Pastanenin önüne geldi, sigarasını yere atıp söndürdü. Bütün her şeyi hesaplamıştı, provaları yapmıştı. Pastaneciye ne diyeceğini biliyordu, parasını da gayet güzel bir şekilde güne bölüştürmüştü. İki simit ve bir poğaça parasını sabah kahvaltısına harcayabilirdi. Büyük bir özgüvenle içeri girdi.
”Kolay gelsin, iyi sabahlar,” dedi önüne bakarak.
”Günaydın abi, ne vereyim?”
"İki simit, bir susamlı poğaça abi sana zahmet.” Birazcık eskiye dönmeye başlamıştı, ne diyeceğini bilemez haldeydi.
Pastaneci poşete iki simit koydu, bir susamlı poğaçayı duymamıştı. O anda bütün özgüvenini toplayıp poğaçayı unuttuğunu söylerse büyük değişime başlayacağını hissetmişti bizimki.
”Abi bir de poğaça olacak."
”Farklı poşete mi koyayım usta?”
”Yok tek poşete bir poğaça daha, toplam 3 şey olacak işte." Var olan tüm gücünü harcadı. Geriye sadece iyi günler diyebilecek enerjisi kalmıştı.
Pastaneci başta o poşete bir susamlı poğaça koydu, ama dediğini yanlış anlamıştı. İki tane daha aynı poşetten hazırlarken bizimki tükenmişlik ve hayal kırıklığıyla ustanın sararmış ellerini izledi. Yirmi yedi lira tutmuştu, cüzdanını çıkardı, o gün yapacağı tüm aktiviteler gözünün önüne geldi. Akbiline yükleyeceği paraya bakıyordu. Bütün kağıt parasını çıkartıp masanın üstüne koydu, Cüzdanın yırtık tarafının kapağını açıp bozukları masaya döktü ve oradan çıktı. Geriye yirmi beş kuruşu kalmışken tek kalan sigarasını çıkartıp elleri bu sefer soğuktan değil de var oluşuna nefretinden titrerken sigarasını yaktı. Elinde üç büyük poşetle evine doğru dönerken kulaklığını takıp Angel of Mercy açtı, özlemişti solosunu…






