Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Eylül 2022

Öykü

Saf Kötülük

Remzi Tuntaş

Paylaş

2

1


Bir köy okulunda görevli olduğum için üzerimde fazladan bir sorumluluk duygusu taşıyorum. Fazladan bir şeyler vermek, işte böyle ifade edebilirim. Türkçe öğretmeni olarak sınav birincilerine birer kitap armağan etmek gibi. Bazen gözlerde bir ışultı görürüm. Bazense sönüktür o gözler. Çoğu kitabın asla okunmayacağını bilirim. Bilirim de engel olamam kendime. Olasılığın düşüklüğü bilakis kamçılayıcıdır. Amacıma ulaşıp ulaşamadığımı asla öğrenmediğim de olur; kimi çocuklar ise hediye edilen kitapları okurlar. Söz gelimi o meraklı gözler artık bambaşka bakar bana. Bir sırrı paylaşırız. Amiyane tabirle yeni bir dünyanın kapıları aralanmıştır öğrenci için. Ardını merak eder. Başka kitaplarla, yazarlarla tanışmak için can atar. Böyleyken çocuğu yarı yolda bırakmak acımasızlıktır. Kitapları birbiri ardına sunarım. Bir ders bitimi gizli bir tebessüm ya da öğretmen masasının karşısına gerçekleştirdikleri utangaç bir ziyaret, beni mest eder. Ana karakter üzerine birkaç kelam ederiz. Çocuğun idrak edemeyeceğini varsaydığım sembolizmin şifrelerini anlaşılır bir dille açıklarım. Genelde, işte şimdi anladım der gibi bakarlar.

Şayet bir sınıfta aynı kitabı okuyup benzer hislere gark olmuş iki öğrenci bulunsa ve taşıdıkları ortak paydanın farkına varsalar, yol gösterici öğretmenin suç ortaklığı daha çok bir azmettiricininki kadardır. Artık daha uygun bir partner in crime bulunmuştur. Tarlaların başında, akarsuyun kıyısında uzun saatler boyunca konuşulacak ucu bucağı belirsiz konular keşfedilmiştir.  Ne yazık ki, öğrencilerim arasında böyle şanslı çocukların varlıklarına hiç rastlamadım. Birkaç veli, çocuklarının anzısın başlayan okuma alışkanlıklarından dert yandıysa da Ölü Ozanlar Derneği kabilinden trajik sonuçlara gebe bir girişime hiç rastlamadım. Yerel bir Fahrenheit 451 hareketinin gerçekleşmeyişi ferahlatıcıysa da, ne yazık ki bir öğrencim yeni tutkusunun yarattığı hezeyanın etkisinde şahit olduğumda dehşete düştüğüm bir olay yaşadı.

O günü her zamankinden daha huzurlu bir gün olarak anabilirdim. Burası bir ilkokul ve aylardır, öğrencilerin traktör ya da motosiklet ile okula gelmelerine yönelik koyduğumuz yasaklara yeni yeni uyulmaya başlandı. Baharın sonuna doğru, karne notlarını belirleyecek olan sınav döneminde, çocukların yeşil ot biçeceğiz, ekinleri sulayacağız ya da ineğimiz hastalandı gibi sudan bahanelerle okula gelmelerinin engellendiği bir duruma rastlamayışımızdan dolayı mutluyduk. Sınavlarımızı uyguladık ve herhangi bir ukalalık, yaramazlık veya taşkınlığa rastlamadan günün sonuna yaklaştık.

Son saatte, dördüncü sınıftaki öğrencilerimle serbest okuma saati yaptık. Sınıfın yarısı kitap getirmemişti. Onları da ders kitabındaki okuma parçalarından birkaçını okumaya teşvik ettim. Edebiyata düşkünlüğü yeni filizlenmekte olan öğrencilerimden Mehmet, o gün Vahşetin Çağrısı’nı okuyordu. Ara ara onu izledim. Kırk dakika boyunca gevezelik etmeye can atan arkadaşlarına katılmadığını, saatini hiç kontrol etmediğini ve pencereden ovada göveren baharın güzelliklerine bakmadığını gururla gözlemledim. Bu sürükleyici kısa roman işte, tam olarak böyle, bu yaşta okunmalıydı.

Bitiş ziliyle sınıf çabucak toparlanıp dağıldı. Çıkan son öğrencilerden biri Mehmet’ti. Bana kitabı okumaktan duyduğu heyecanı kısaca anlattı. Dedi ki, inekleri bir an önce sağıp, akşam ekmek yedikten sonra kitabın başına geçmek için sabırsızlanıyorum öğretmenim. Gülümsedim ve sordum: Senin de köpeğin var mı? Evlerinin avlusunda bağlı olan akbaşını anlattı bana. Bembeyazmış tıpkı kar gibi ve öyle büyükmüş ki görmeliymişim. Ona yeni kitaplar getireceğime söz verip öğretmenler odasına yollandım.

Buradaki hiç kimse okulun bulunduğu köyü geçtim, ilçe merkezinde dahi yaşamıyor. Herkes mesainin bitişiyle beliren bir zafer coşkusu yaşıyor. Aceleyle eşyalar toparlanıyor. Çantalara yerleştirilip arabalara konuluyor. Biz; ben ve diğer iki öğretmen arkadaşımla bir pakt oluşturmuş haldeyiz. Pakt, her gün birimizin aracına ortaklaşa konulan mazotla okula gidip, şehre geri dönmeyi kapsıyor. O gün sıra Aysel Hocamın arabasındaydı. Aysel Hanım nişanlı ve düğününe iki aydan az bir süre kaldı. Nişanlısı sanırım bizden pek hoşlanmıyor ki, bir saat süren yolculuklarımızda ikide bir arayıp nerede olduğumuzu soruyor. Ayrıca Aysel Hanım arabada sigara içilmesine izin vermediğinden, okulun kapısından çıkıp alelacele birer tane yaktık. Bu esnada okuldan çıkan öğrencilerin köyle doğru ağır aksak yürüyüşlerini izledik. Aysel Hanım’ın belirmesiyle sigaralarımızı içimize daha da seri çekmeye başladık. Atmamızı beklemeden şoför koltuğuna kuruldu ve flörtöz bir gülümsemeyle marşa bastı.

Camları açıp günün sıcağını defetmeye çalıştı. Acele etmeyin diye seslendi bize, arabanın içi cehennem gibi. Artık sigaralarımızı daha sakin içerken akşam ne yapacağımızı konuştuk Ergin Hocamla. Anladık ki hiçbir şey yapmıyoruz, yazılı kağıtlarını okuyup değerlendirmekten başka. Sonunda arabaya bindik.

Aysel Hoca lakalarla dolu yolda dikkatle sürüyordu. Bizi tanıyan öğrencilerin el sallayışlarına karşılık verdik. Hepimizi hararet basınca Aysel Hocam, durun şurada da birer su alayım dedim ben de. Bakkalın önünde bir hareketlilik vardı. Dondurma dolabına çullanan çocuklar zannettik ama değildi. Mehmet'i görüp hemen yanına geldim. Gözleri dolu doluydu. Ne oldu evlat dedim, neyin var? Bana bakıp sustu, yaşlar gözlerinden hızla boşandı. Bakkalın karşısındaki kahvede oturan köy ahalisinin hey heylendiğini fark ettim. Yüksek sesle konuşup gülüştüklerini gördüm ve dikkatle belli bir yöne baktıklarını. Orada bir adam, ki yaklaştıkça Mehmet'in babası olduğunu anladım, önünde zincirine var gücüyle asılan iri yarı bir köpekle koşar adım geliyordu. Bembeyaz bir köpekti, Mehmet'in bahsettiği olmalı, diye düşündüm. Çocuğun babası hadi oğlum, hadi oğlum diyerek koşmayı sürdürdü. Gözlerinde hiç bilmediğim ve görmediğim, kötücül bir şey vardı. Köy bakkalı kapının önüne çıkınca ona sordum ne oldu diye. Şu köpek, dedi karşıdaki kavak ağacının cılız gölgesinde tedirgin dikelen zayıf, tüyleri kirlenmiş bir köpeği göstererek, oğlan onu seveyim derken onu ısırmaya kalkıştı. Isırdı mı peki diye sordum ben de. Yok dedi bakkal, oğlan zamanında kaçtı, biz de vaktiyle kovaladık iti. Kimin bu köpek diye sordum bu sefer de. Kimsenin diye yanıtladı. Zındığın teki atmış köye, birkaç gündür buralarda dineliyor. Hayvan gerçekten perişan bir haldeydi. Geçen mevsimin bıtrakları her yanına yapışmış. Peki, dedim bakkala, çocuğun babası ne yapıyor? Şimdi görürsün hocam, diye yanıtladı gülerek.

Evet, gördüm. Adam, kendi köpeğini sokak köpeğinin üstüne sürdü. İlk an bir hırlaşma işitildi. Ardından, bir kavga bile yok. Hadi oğlum, boğ, parçala haykırışları. Kahvedeki adamların hepsi ayakta, kimisinin ağzında sigara ve elinde çay bardağı, gözleri vahşice bir merakla yaşanan sahneye kenetli. Mehmet'e baktım, ağlıyordu. Babasının yanına gittim. Akbaş, zayıf rakibini boğazından yakalamış hunharca sıkıyordu. Gökhan Bey, yeter artık dedim. Beni duymadı çünkü tezahüratını sürdürüyordu. Gözlerinde nefret, intikam ve o intikama ulaşıyor olmanın sapkın zevkini görebiliyordum. Saf kötülük. Sokak köpeği acıyla inliyordu. Tekrarladım: Yeter. Adam bana baktı, ancak aldırmadı. Koca ovada rüzgâr arpa saplarını oynatırmış da kimse duymazmış. Ergin ve Aysel Hanım'ı gördüm yanımda. Ergin, gel abi, gel gidelim buradan dedi bana. Aysel Hanımsa hadi hocam, geç kalıyoruz dedi.

İnsanlığımın büyük bir kısmını, belki tamamını o köy meydanında bırakıp arabaya bindim.

YORUMLAR

Meraklı Meraklı

Güzeldi

21 Eylül 2022

Öne Çıkanlar

Eşsiz Manzaraları Avuç İçine Sığdıran ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nilüfer Kuzu

11 Mart 2025

Elias Canetti’nin Okuma Serüveni

Canetti’nin ilginç bir okuma serüveni yorganın altında cep feneri ile gizli gizli yaptığı kitap okumalardır.Okula başlamasından birkaç ay sonra babasının getirdiği bir kitap Canetti’nin yaşamını değiştirir. Bu kitap Binbir Gece Masalları’nın çocuklar için hazırlanmış ..

Devamı..

Hayattan Notlar

A. Dilek Şimşek

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024