“Fumiko Hayashi bu çığır açan romanında, acı dolu bir aşkın ve bir kadının savaş sonrası Japonya’sının acımasız gerçekleriyle başa çıkma mücadelesinin güçlü hikâyesini anlatıyor. Tutkulu, marazi bir ilişkiyi, ihtiraslı iki âşığın birbirini yok ederek yaşadığı sıra dışı yasak aşkı konu alıyor.”
Romanın merkez kadın karakteri Yukiko savaş sırasında, Fransız HindiÇini’nde (Kuzey Vietnam) işgalci Japonya Tarım Bakanlığına bağlı bir mühendisin ekibinde sekreter olarak çalışır. Kadınlar güzellik ve evcilliklerine göre görev alırlar. Yukiko sadeliği ve alçakgönüllülüğü yüzünden en kötü yer olan Dalat’a atanır. Saygon’da beş gün boyunca bir lojmanda kalır. Ağaçlarla dolu şehir çok güzeldir, ancak zamanla yalnızlıktan bunalır, ülkesine geri dönmek ister. Kesintisiz buluşma ve ayrılıkların yaşandığı salonda akşamları oturan gizemli adamla bir türlü tanışamaz. Kasaba kuşlar, çiçekler, yollar, ağaçlar, insanlar, evler ve kokularıyla baştan çıkarıcıdır. Buna karşılık ihtişamlı merukushi çamlarının kesilip kereste yapılması doğa katliamımı gözler önüne serer. Çekici bir Japon kadının ülkesi dışında çalışması alışılageldik bir durum değildir. Tesadüf eseri aynı otelde kaldıkları gizemli adamla sonunda tanışır. Adam edebiyatla ilgilenir, Tolstoy hayranıdır. Adamın evli olduğunu ve üç günde bir eşine mektup yazdığını öğrendiğinde sarsılır. Sinirli, sivri dilli, depresif Tomaiko daha ilk konuşmalarında Yukiko’yu incitir. Birlikte yürüyüşe çıkarlar ve aşkları başlar ancak kavuşmanın mutluluğu üzerine adamın evliliğinin ve savaşın gölgesi düşer.
Yukiko’nun savaş bittiğinde ülkesine geri dönmesi gerekir. Dönüş trenine binmeden önce pansiyonda kalır. Banyo yapar, rahatlar, karnını doyurur. Kendini düşünmesi gerekir. Kışlık kıyafetleri yoktur. Çevresindeki kadınlar eğlenirken, o sıkılır. Sevgilisi Tomioka da Japonya’dadır ancak ona ulaşamaz. Geçmişte tacize uğraması gibi olumsuz anılara rağmen akrabasının yanına uğramaya karar verir. Akrabası evde yoktur, savaş sırasında taşraya yerleşmiştir ancak dönecektir, eşyalarını göndermiştir bile. Kiracılar ise evden çıkacakları için endişelidir. Yukiko’nun Hindiçini’ne gitme nedenlerinden biri de akrabası İba’dan kurtulmak istemesidir aslında. Trenler hınca hınç doludur. Ruhsuz, soluk ve asık yüzler yenilginin belirtileridir. “Japonya’ya ne olmuştu?” Gece yolculuğu sonrası trenden iner, yürürken Tokyo’yu gözlemler. Gıda malzemeleri vesikayla satılır. Yabancı erkekler, alımlı kadınlar her yerdedir, belli ki hayat değişmiştir. Diyaloglara kulak kesilir, kadın erkek ilişkilerindeki rahatlığa şaşırır. Japonya zor durumda, savaş koşulları ağırdır. Geleneklerden kaynaklanan katı kurallardaki çözülme kadın-erkek ilişkilerinde sadakatin bitmesi, arkadaşlık ilişkilerinin çürümesiyle başlar. Bir tarafta savaşan askerler, öbür tarafta sevişen sevgililer çelişkileri güçlendirir. Toplumu depresyon, melankoli ve anlamsızlık duyguları sarmıştır. Savaş nedeniyle birçok kişi yaşadığı yerden ayrılır, travmalar yaşar. Herkesin düzeni bozulmuştur. Bütün bu olanların en önemli getirisi yalnızlık ve hiçliktir. Ancak en kötü durumda bile “yüz milyon Japon’un şerefli ölümü” mümkündür.
Savaş, sonunda biter. Japonya’nın çiçek açan geçmişi artık yoktur. Yukiko her şeyi göze alır, Tomioka’nın evine gider. Ona yönelik hislerinin değişip değişmediğini merak eder. Bir kez daha karşılaşırlar. Evin durumu kötüdür. Tomioka görevinden istifa etmiştir. Yaşlanmış, yıpranmış ve değişmiştir. Birbirlerine karşı soğuk, kayıtsız ve suçlayıcı biçimde davranırlar. Birbirlerini görmeden, haberleşmeden geçen zamanların etkisiyle kaçınılmaz sona doğru sürüklenirler. Ancak şunu fark ederler ani bir ışıltıyla: Burada yaşam farklıdır, onların da farklı olmaları gerekir.
Şiirsel duygular, acımasız gerçekler, derinlikli otobiyografik izler, ilişkilerin gelgitli halleri… Geriye dönüş tekniğiyle Yukiko ve Tomioka arasındaki aşkın doğuşu, gelişimi ve sona doğru akışı… Kadınlar her ne kadar günlük hayatta pasif gibi görünse de aşk ve cinsellik söz konusu olduğunda aktifler. Kederli, yer yer rahatsız edici koyu atmosferin temel öğelerini savaşla ilgili olumsuz duygular, diyaloglar ve canlı doğa betimlemeleri besliyor. Fumiko Hayashi, gözlem gücü yüksek bir yazar. Bu yüzden de romanda gözlemci anlatıcı ve serbest dolaylı anlatım kullanmış. Odaklanılan işlevsel ayrıntılar özlü, kullanılan günlük konuşma dili ağırlıklı diyaloglar olay akışını her daim geliştirir nitelikte. II. Dünya Savaşı sonrası Japonya’sındaki özellikle kadın-erkek ilişkilerindeki değişimi kör gözüm parmağına değil de ipuçları aracılığıyla hissettirmesi de takdire şayan. Yalın, akıcı, sinematografik, şiirsel anlatım ve çarpıcı betimlemeler zihinde manzara tadında tablovari görüntüler yaratarak sarsıyor. Duygusal yoğunluğun ve çelişkilerin olduğu bölümlerde tezat tekniğini başarılı biçimde kullanıyor. Japonya’nın geçmişi ve şimdisi, âşıkların ilişkilerinin dünü ve bugünüyle karşılaştırılıyor. Yemekler üzerinden görünür olan kültürel unsurlar ise iştah açıcı: soğan turşusu, balık ezmesi, kurutulmuş tatlı patates, tofu, miso çorbası, kara arpa pilavı, monton çorbası…
“Dar kapılardan geçip hayatın genişliğine varan müdanasız, son ana kadar ne yapacağı merak konusu olan karakterleri, akıcı dili ve lirik üslubuyla okuru büyüleyen bir roman: Savrulan Bulutlar.”






