İki kişinin bir araya geldiğini farz edelim. Bunlar son izledikleri filmden bile bahsetseler yine de öyküden beslenirler, anlattıkları şey artık sinema değil öyküdür.
Sözcükler, Lacivert, Sincan İstasyonu, Şehir, Ekin Sanat gibi dergilerde öyküleri yayımlanmış olan Sedat Sezgin’in uzun zamandır Demokrat Haber, Oggito, Edebiyat Haber, Artı Gerçek, K24 ve başka platformlarda kitaplar ve filmler üzerine yaptığı analizlerle adına sıkça rastlıyoruz. Ange Yayınları tarafınca baskısı yeniden yapılan Toprak ve Lanet öykü kitabı vesilesiyle bu söyleşiyi gerçekleştirdik.
İbrahim Özbay: Birçok kitabınız yayımlandı, aralarında roman ve öykü kitapları çoğunlukta ve bir de deneme-inceleme kitabınız var doğru hatırlıyorsam. Öyküyle başlamak istiyorum. Sizce öykü nedir, basitçe bize izah edebilir misiniz?
Sedat Sezgin: Öncelikle şurayı düzeltmeliyim, şu ana dek dört öykü, dört roman ve bir deneme-inceleme diyebileceğimiz kitabım yayımlandı, buraya tarih düşürelim 2022. Kırkımı aştım, sayı olarak çok üretken gözüksem de aslında sayfa olarak çok da biriktirmiş değilim. Bu da birçok sayılmaz bence. Öyküye gelince, öncesinde iki öykü kitabı yayımlanmış biri olarak söylemeliyim ki öyküyü romana geçiş olarak gören biri değilim. Evimde her köşede elimin ulaşabileceği mesafede öykü kitapları durur. Sanırım bunlardan bazıları Çehov’un sekiz cilt olarak çevrilmiş öyküleridir, kısa bir süreliğine bile olsa kendimi zamanımın dışında görmek istediğimde her defasında onlara sığınırım. Bence öykü eskiden, en azından elli yıl öncesinden diyelim, birkaç anı da içinde barındırırdı, hâlâ böyle öyküler yazılıyor tabii, benimkiler de dâhil, böyle yazılmış öykülerim var. Ancak çağımız buna da dur dedi sanki. Her şey bu kadar hızla akıyorken öykü için sadece bir an kaldı. Bu anı olabildiğince iyi değerlendirebilmeli. Şimdi sorunuzu yanıtlayabilirim sanırım: Bence öykü anı yakalama arzusudur.
İÖ: Ülkemizde öykü yeterli kadar okunuyor mu, ilgi görüyor mu sizce?
SS: Aslında hiçbir tür öykü kadar hayatımızın içinde değil, ne sinema, ne roman ne de başka bir şey. Bekleyin açıklıyorum: İki kişinin bir araya geldiğini farz edelim. Bunlar son izledikleri filmden bile bahsetseler yine de öyküden beslenirler, anlattıkları şey artık sinema değil öyküdür. Kalın bir romanı kim baştan sona kadar anlatabilir ki, deneyen kişi de artık öykü anlatmıştır. Çocuklarım akşam okulda yaptıklarından bazılarını anlatırlar, bunlar da öyküdür. Gördüğünüz gibi öykü her yerde, illaki yazılı olmak zorunda değil. Ancak siz kitaplaşmış olanları kast ediyorsunuz, bunların satışlarını soruyorsunuz anladığım kadarıyla. Hayır, sadece bu ülkede değil, sanırım dünyada da öykü kitaplarının satışı çok azdır. Satışları çok olanlar da bunu daha çok tanıtıma ve belki yazan kişinin isminin popülerliğine borçludur. Yine de bir okur olarak izlenimlerimdir bunlar, herhalde yayınevleri bu soruyu daha yerinde yanıtlarlardı.
İÖ: Toprak ve Lanet kitabınıza dönelim şimdi: Neredeyse öykülerin tamamında acı var, ama yine de gülümsemeden duramıyorsunuz. Bu acıyı hafife alma değil midir?
SS: Aslında ben acıdan beslenen biri değilim, hiçbir zaman da olmadım, daha çok mizah yaptığımı düşünüyorum, ancak çevreme şöyle bir baktığımda sadece trajedi görüyorum. Ömrümün en güzel yıllarını aynı iktidarın yönettiği bir ülkede yaşıyorum. Üstelik bu coğrafyada Kürdüm de ve yobaz bir çevrede büyüdüm. Siz de aynı trajediyi görmez misiniz?
İÖ: Toprak ve Lanet kitabınızda severek ve tekrar tekrar okuduğum öykülerden biri de "Son Hippi"ydi. Dört beş üniversiteli arkadaşın hippi olmaya karar vermeleri ve Cudi dağı yolculukları. Daha sonra bunların hava bombardımanında ölmeleri ve öykünün sonunda eklenen notta belirtildiği gibi İmralı ve HDP’nin katkılarıyla onların adına Cudi dağının tepesinde bir Hippi Anıtı’nın dikilmesi. Gerçekte öyle bir anıt yapıldı mı, Türkiye’deki hippiler bu konuda bir şey söyledi mi?
SS: Sanırım Cudi dağının tepesinde bir Hippi Anıtı’ın olup olmadığını öğrenmenin tek yolu oraya bir seyahat düzenlemek. Belki o zaman ülkedeki kendini hippi görenlerin bu konuda neler söyleyeceklerini de hep birlikte öğrenmiş olurduk.






