"Sevgili okur..."
18 Aralık 2018 Edebiyat

"Sevgili okur..."


Twitter'da Paylaş
0

"Benim için sana yüreğimi sunmanın tek ve en iyi bildiğim yolu yazmak. "

Yazar ve okuru arasında büyülü bir ilişki, kayıtlara geçmemiş bir anlaşma vardır. Kurmaca bir dünyanın içinde, yazarın rehberliğine sorgusuz sualsiz teslim edilmiş eşsiz bir yolculuktur her okuma deneyimi.

Gerçek hayatta pek benzeri olamayacak, mahremiyetsiz özel bir yakınlık. Öylesine özel ki, günlük hayatın içinde, mesela bir kitap fuarında rastlaşıldığında, okurun da yazarın da içini tedirgin bir heyecan kaplar. Yazarın kendisiyle yapılacak konuşmalar, yazdıklarıyla kurulmuş o özel ilişkiye zarar verecekmiş gibi çekinir kimi okurlar. Kendini yazdıklarıyla ifade etme yolunu seçmiş birçok yazar için de benzer bir çekince söz konusudur çoğu zaman.

İnci Aral, bu sürecin yazar tarafını öyle içten, öyle güzel biçimde dile getirmiş ki, edebiyatseverlerin büyük keyifle okuyacaklarını düşünüyorum. Çeşitli dergilerde yayımlanmış yazıları, toplantılarda yaptığı konuşmaları ve yaratıcı yazarlık notlarından derlediği Yazma Büyüsü adlı kitabından:

“Sevgili okur,

Senin herkese açık bir mektubun alıcısı olabileceğinden kuşku duyuyorum. Çünkü aramızda her zaman çok daha özel bir ilişki oldu. Yakınlığımız basılı kâğıtlardan ibaret değil. Ben gözlerinin gezindiği sayfalarda yaşayan biriyim ve sana sözcükler aracılığıyla sesleniyorum. Bu yüzden sevgine olduğu kadar yargılamana da açığım.

Biliyorum, hissettiklerini ifade etmede kendini yetersiz bulduğunda, senin adına konuşmakta olduğumu düşünüyorsun. Aramızdaki bu bağın yazma çabama anlam kazandırdığını ama beni aynı oranda zorladığını da sana söylemek istiyorum. 

Kim olduğunu hem biliyorum hem de bilmiyorum. Hem bilmek hem de bilmemek istiyorum. Sesimin sana nasıl, ne kadar uzanabildiğini elbette merak ediyorum. Çünkü ben seni sarsmak, eğlendirmek, unutmuş olduklarını hatırlatmak ve aşındırdığın soruları yeniden canlandırmak için yazıyorum. Seninle oynamak, güle ağlaya bölüşmek, birlikte düşünmek için. 

Seni birebir bilmek istemeyişim, yazma isteğimi kaybetme korkumla ilgili. Çünkü kendimi, arzularımı, rüyalarımı, en zayıf yanlarımı ve içimin genişliğini utanıp sıkılmadan açabilmek için gereken cesareti bu bilinmezlikten alıyorum. 

Mahremiyete, sırlara, insanın alacakaranlığına gizlice ama alçakgönüllü bir genişlikle eğilebilmek ancak böyle mümkün. Ne yazık ki, bu özgün uğraşın gerektirdiği içtenlik ancak senin varlığının soyutluğunda yeşerebiliyor. Bir yerlerde beni kucaklamaya hazır beklediğinden kuşku duymuyorum ama kim, ne ve nerede olduğunu bilmeyi önemsemiyorum. 

Benim tereddütsüz bağlı olduğum şey sen değilsin, yazmak. Yazarken seni hiç düşünmüyorum. Aynı biçimde senin bağlı olduğun da ben değilim. Yazdıklarım. 

Başansız, kötü şeyler yazdığımda seni ne kadar kızdırıp inciteceğimi biliyorum. Bu yüzden kendime ve sana duyduğum sorumluluk beni gücümün üstünde çalışmaya ve yaşadığım hayattan özveride bulunmaya zorluyor. Bunun farkındasın, eminim. 

Karşı karşıya geldiğimizde, telefondaki heyecan dolu sesini duyduğumda ya da mektubunu okuduğumda bana yönelttiğin bütün o güzel, gönül çelici, cömert sözlerine ve duygularına biraz mahcup, alışılmış sözcüklerle teşekkür etmekten başka bir şey yapamamanın sıkıntısı beni yoruyor inan. 

Biliyorum, sen de aynı sıkıntıyı duyuyorsun. Sevgini, minnetini içinden geçenler kadar güçlü ifade edemiyorsun. Olsun, ben ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. 

Yıne de kabul edelim ki yüz yüze geldiğimizde aramızda bir imkânsızlık ilişkisi olacak her zaman. Bu kendime gereğinden fazla önem vermem ya da kibirli oluşumla ilgili değil, tersine, benim gibi bir insanın kendini gündelik yaşamda dile getirmesinin imkânsızlığı. 

Ben yalnızca, yaşama ayak uydurma güçsüzlüğüm taşıyamayacağım kadar ağırlaştığında kaleme sarılıyorum. O zaman gerçeği kurmacanın ve yanılsamanın araçlarıyla kendimce yeniden tanımlamaya uğraşıyorum. Bunu yapmaya çalışırken kapıldığım umutsuzluğu sana anlatamam. Yazma tutkumun vazgeçilmezliği belki de bunu yenmeye yöneliktir, özü budur. 

Yazarken sahteliğe düşmekten, sana yalan söylemekten ve olmadığım biri gibi görünmekten sakınıyorum ve o kadar kendim oluyorum ki dünyaya karşı korunaksız kalıyorum. Bu yüzden de yazmakta olduğum kitabın beni öldürebileceği korkusuna kapılıyorum.

Bu hiç de yersiz bir korku değil. Bir kitap bir insanın hayatına mal olabilir. Senden en çok istediğim şey bunu anlaman ve yüz yüze geldiğimizde, yeniden giyinmek zorunda kaldığım koruyucu kabuğum yüzünden beni yadırgamaman.

Benim için sana yüreğimi sunmanın tek ve en iyi bildiğim yolu yazmak. Bunu sen de dahil bütün riskleri göze alarak yapıyorum. Çünkü seni seviyorum ve dostluğumuz sonsuzluk vaadi taşıyor.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR