Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Kasım 2024

Öykü

Tülay

Nazmi Özüçelik

Paylaş

1

0


“Yaz, aşkına dair” dediniz… İşte misali!..” Zeri rişte (Sarman) şiirinden, Tevfik Fikret.

 

Güneşli bir güne uyandım. Bugün Tülay’la buluşacağım, dedim kendime. Onu yeniden görmeye can atıyorsun, dedi iç sesim. Ukala! Hiçbir şey bilmiyorsun. Dik başlıdır. Benim bildiğimden fazlasını biliyormuş. Çünkü, duygularıma benden fazla erişiyormuş. Aklım buna çok içerledi. Ağzının payını versene şuna, diye çıkıştı.

Kafeye erkenden damladım. Durumu idare mi edeceğim, yoksa ayağına mı kapanacağım. Ayağına kapanacaksın, diyor içimdeki ses. Aklım, kendime gelmemi öğütlüyor ve bana nutuk çekiyor: Hayatını kararlarınla yönet, en kötü karar kararsızlıktan iyidir, çünkü seni yeniden karar almaya zorlar, vakit kaybetmezsin. Tülay bunu becerebilmişti… Bugünse o bir şeyi çok iyi biliyordu; karşıma oturması yeterdi, hiçbir şey söylemese de olurdu. Yanında, güneşin gıdım gıdım erittiği bir buzuldan farkım olmazdı. Ter bastı. Yakamı gevşettim. 

Tülay kapıda göründü. Beni görmesi için ona doğru el salladım. Dar beyaz bir pantolon ve üzerine kırmızı tonlu yatay çizgileri olan ve kolları dirseğine kadar açılarak inen yakasız bol bir gömlek giymiş. Kendine yakışanı nasıl da bilir. Hiç düttürü giyinmez. Onu ayakta karşıladım. Yanak yanağa öpüştük. Daha masaya oturmadan görünüşünü övmekten kendimi alamadım. Hemen hoş beşe giriştik. Garsonun kahvelerimizi ve çilekli pastamızla supanglemizi getirmesinden sonra, yurt dışından ne zaman döndüğümü sordu. Birkaç haftadır şehri İstanbul’daydım. Görüşemediğimiz süreyi nasıl geçirdiğim hakkında kendimi de şaşırtan ıvır zıvır şeyler anlatmak zorunda kaldım. Ne de olsa, tez hazırlamanın eğlenceli bir tarafı yoktu. Şirkette işe başlamış mıydım? Öğrenmek istedi. Hayır! Babam ilk işimde kendi şirketinden başka bir şirkette deneyim kazanmamı uygun görmüştü. Son günlerde başvurduğum işleri saydım. Baba torpiliyle iş bulmayı reddettiğimi, sanırım gereğinden fazla vurguladım. Tülay işinden memnundu. 

Beni ilgilendiren (hayır, dedi aklım, seni ilgilendirmiyor) konuyu ha şimdi açacak, ha sonra açacak, diye bekledim. İçimdeki ses, aklın bu sefer haklı diye uyardı. Özgür bireylerdik nihayetinde. Dayanamayıp, “Ee, evlilik macerandan söz etmeyecek misin bana?” diye Tülay’ı fişfikledim. İşte, konuyu gene bana açtırttı. “Söyleyeyim de bitsin, öyleyse,” diyerek başladı. “İki ay evli kaldım. Son haftalarda da artık görüşmüyorduk. Tek celsede ayrıldık. Çok büyük bir hataydı benim için. Yok hayır! Tam bir aptallıktı.” Neredeyse iki yıl olmuştu. Önceden düşünülmüş sözler olduğu belliydi. Tülay’ın sitemini duyar gibiydim: “Zaten, zamanında harekete geçmemen bana bu aptallığı yaptırdı.” 

Zoraki teselli sözleriyle ilgisizliğimi ortaya koymayı denedim: “Gelmiş geçmiş, boş ver kendini üzme. Yanlışlar da hayata dahil.” İç sesim her zamanki gibi duygularımın elçisi oldu: İnanmadığım şeyleri söylememeliymişim. Ne diyeyim: Aklımdan ve duygularımdan devamlı azar işitmekten bıktım. Aklım bana bir ara tane tane anlatmıştı; akıl bir kuyu, duygular onun suyuymuş. Kuyu olmazsa su kaybolur gidermiş. Su olmazsa da kuyu kör kalırmış. Aklıma, hani duygulardan hoşlanmıyordun, diye laf konduracak oldum. Lafı ağzıma tıkadı. Senin bizi idare edemeyişine bozuluyorum, dedi… Bizi! Aklını ve duygularını dikkate almadan konuşamaz mı insan?

Sözüm üzerine Tülay, “Kendimi üzdüğüm filan yok,” dedi.

Dirseğini masaya dayadı; bileğindeki yara izi görme alanımın tam ortasındaydı. “Tülay, bak şimdi kendi yanlışlarımızdan konuşmak yerine, geçmişin sende ve bende bıraktığı izlerden konuşalım mı, ne dersin?” diye ortaya bir fikir attım atmasına da, anında pişman oldum. “Hangi izler?” dedi şaşırarak. Elimi kaldırdım, yavaşça ince bileğine dokundum ve ona yara izini gösterdim. “Aman canım, belli belirsiz bir şey. Niye söylüyorsun bunu şimdi?” Konuyu değiştirmek için söylemiş olabilir miydim? Arkasını getirmeliydim: “Çünkü bu silik çizgiyi benden başka kimse göremez de ondan,” dedim. “Görse bile kimse nerede ve nasıl olduğunu bilemez, öyle değil mi?” İyice batıyordum. Ne vardı, durup dururken hatırlatacak. Aldırmaz göründü. “Peki, o günlerin sende bıraktığı iz neymiş, bakalım?” diye sordu. Dudaklarında bir gülümseme mi belirdi, yoksa bana mı öyle geldi. Attığım bumerang bana geri dönmüştü. Al işte, dedi aklım, kendin arandın, cevap ver şimdi. Bu bodoslama soruya cevap vermeye hazır değildim. Oysa, sorusunun cevabı bütün güzelliğiyle karşımda oturuyordu… Gönül yaram!

Hiç konuşmadan bir süre karşılıklı bakıştık. Tanıdığım Tülay’ın yüzünün melankolisi, adındaki “tül”le örtülse bile gizlenemezdi. “Ne, ne var?” diye sordu. Halimde bir tuhaflık sezmiş olmalıydı. Aklım ve duygularım koro halinde harekete geçmemi emrettiler. Bu sefer cesur ve kararlıydım. “Tülay,” dedim hoş bir tınıyla, “son zamanlarda birbirimizden uzak kaldık ama, sanki hep yakınımdaydın. Şimdiyse, her gün seni görmek isteğiyle uyanıyorum. Birbirimizi her gün görecek şekilde yaşamamıza ne dersin? Sen ve ben.” Damdan düşer gibi söylemiştim. Yüzü, Mona Lisa’nın yüzü gibi bilmeceleşti. “Bana evlenme mi teklif ediyorsun,” diye çekinerek sordu. Elini tutmak için hamle yaptım. Kibarca geri çekti. “Evliliğe eskisi kadar sıcak bakmıyorum,” dedi. “Senin deyiminle, evlilik maceram beni değiştirdi. Türkçesi, kendimi bulmama yardım etti.” Boşandıktan sonra bir süre fetret dönemi geçirmiş. Kız lisesinde yatılı okurken sınıf arkadaşı olan Zeynep’e rastlamasıyla hayatı yeni bir yön almış. Şimdi birlikte yaşıyorlarmış. Bitmedi. Yara izinin nerede ve nasıl olduğunu ona anlatmış. 

Kendimle baş başa kalır kalmaz aklım ve duygularımla görülecek bir hesabım olacak. Onlara kuyuyu da suyunu da göstereceğim.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Aşiyan'da Sis, Yağmur ve ŞiirFuat Yalçın
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Evrim Sayın

7 Mart 2025

Gizli Sihrinin Farkında mısın?

Kahramanımız bir şekilde ölümün uzak kıyısına düştüğüne göre tüm olağanüstülükleri birer birer anlatmaya başlayabilirim.Ölümün soğuk nefesine kapıları ardına kadar açan bir kitap... Aklından ölümden başka hiçbir şey geçmeyen bir kahraman... Bir gençlik kitabının bu sert..

Devamı..

Cesaret

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024