Uyan
9 Şubat 2019 Öykü

Uyan


Twitter'da Paylaş
0

Ayaklarım botların içinde. Renklerini görme imkânım olsaydı morarmaya başladıklarını söylerdim. Sabahmış gibi bir his var içimde. Bata çıka yürüyorum. Karşımdaki dağlar buluta ve güneşe  beyaz bir perde çekmiş. Perdenin üst kısmı mavi. Mavinin içinde  kara kuşların ara sıra beliren siluetleri. Havada zikzak çiziyorlar. Soğuk. Yünlü içliğime, mont ve pantolonuma rağmen içimin titremesi durmuyor. Bunlar bana ait değil ama şimdi bir şekilde  üstümdeler.

Yüzümün yarısını çevreleyen kaşmir atkımın üstünden dümdüz karşıya bakıyorum. Fonda beli bükük kahverengi ağaçlar.  Seyrek seyrek konmuşlar karın üstüne. Yaprakları onları çoktan terk etmiş. Kurt ulumaları duyuyorum. İçli içli  mi ağlıyorlar. Açlıktan mı uluyorlar, pek belli değil. Duyarlı ve asillerdir kurtlar. Hava şartlarına ve daha birçok zorluklara dayandıklarını hatırlayınca ağladıklarına kanaat getiriyorum. Kar botlarım hızlanıyor. Sırt çantam ağır gelmeye başladı bile.

Buraya nasıl geldim, nasıl yürümeye başladım, hatırlamıyorum. Tek hatırladığım beyazlığın ortasında durduğum an. Sırt çantamda neler var, nereye gitmem  gerekiyor? Düşünmenin yararı yok. Yürüyorum sadece, biraz daha hızlı. Hava hâlâ aydınlıkken yürümeli. Bir yere varmam lâzım yoksa buradan başlamazdım. Nereye? Kime? Kimlere?

Eşim, çocuğum uzakta, bunu hatırlıyorum. Dönmemi bekliyorlar. Yukarıdan bir helikopter sesi geliyor. Hemen üstümde, aşağıya yaklaşıyor. El sallıyorum heyecanla. Işıkları yanıp yanıp sönüyor. Pervanesi havayı daha da soğutuyor.

Tam karşımda sık ağaçların olduğu bir alan var. Botlarım ve çantam beni oraya doğru götürmeye başladı. Helikopter dönmeye devam ediyor. Ağaçlar bembeyaz örtünün üzerinde gökyüzüne doğru  kollarını uzatan kahverengi insanlar gibi. Dalları, dallarının ayrımları çıplak ve çaresiz.

İyice yaklaştım ağaçların oraya. İçlerinden geçerek yürümeye başladım. Tanıdık bir yere benziyor ama neresi? Daha önce de gelmiştim buraya. Evet, evet gelmiş olmalıyım. Birkaç adım ötemde yerde bir karaltı görüyorum. Yaklaşıyorum.

Üzerleri karla örtülü. Kalbim hızla atmaya başlıyor. Kıpırdamıyorlar. Eldivenlerimle üzerlerindeki karı süpürüyorum. Helikopter iyice yaklaşıyor. Işıkları sarı, turuncu. İki erkek, yan yana yatıyorlar. Yüzleri donmuş, seçemiyorum. Birinin gözkapakları kıpırdıyor gibi. Hemen ona doğru yaklaşıyorum. Omzundan sarsıyorum.

“Uyan.”

Hafifçe gözlerini aralıyor. Bakışları. Bu bakışlar…

Ama nasıl? Ne istediğini biliyor yüreğim. Çantayı açıyorum. İçindeki iki  kalın battaniyeyi, iki yorganı, sıcak su torbalarını çıkarıyorum. Üzerlerine örtüyorum. Ona bakıyorum.

“Ölme,” diye yalvarıyorum. “Eşin, çocuğun…”

Omzundan sarsıyorum. Helikopter yanı başımda duruyor. İçinden birkaç asker iniyor. Koşarak delikanlıların yanına   geliyorlar. Beni görmüyorlar.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR