Vergilius’un Ölümü, Broch ve Kitle
15 Temmuz 2019 Edebiyat

Vergilius’un Ölümü, Broch ve Kitle


Twitter'da Paylaş
0

Sonuç olarak, Vergilius’un Ölümü çok katmanlı bir yapıt, ben sadece devin küçük bir tırnağıyla ilgilendim...

Besili ve sık sık tıkananlar arasında, neredeyse yatağa mahkûm bir halde, ölüme yakın duran ozan, Vergilius, henüz tamamlayamadığı ve işin aslı asla tamamlayamayacağı Aeneis’in büyük şairi, Sezar’ın hemen arkasındaki gemide limana yaklaşmakta. Tam da şu anda, şimdi, deniz tutmasının pençesine düşmüş bedenine yıllardır yabancılaşmış gibidir ozan. Ama zihni hâlâ kendisi, Roma’nın ve belki de gelecek nesillerin büyük şairi. Tüm yüzleri görüyor, sadece dışlarını değil, gizledikleri ve gizlemeye çalıştıklarını da; tek tek her birinin ve kalabalıkların da: “... iğrenç bir hazza yönelik bir açgözlülük; doyuma ulaşması imkânsız bir ‘daha da, daha da olsun!’ tutkusu; mal, mevki ve itibar kazanma tutkusu; zenginliğin o başlı başına bir uğraş olan tembelliğine kavuşabilme tutkusu.”

Vergilius’un bedeni çürümeye yüz tutmuş, ancak duyuları-algıları daha önce belki de hiç olmadığı kadar açık. Ve devam ediyor Broch ya da Broch’un anlatıcısı: “Vergilius çok iyi tanıyordu bu çevreyi; onlar için ne şairin zahmetli, bilmenin acılarıyla yoğrulmuş asıl çabasının, ne de forsaya çakılı kölelerin acıyla yoğrulmuş, acının ağırlığını taşıyan didinmelerinin saygı aşılayan bir yanı vardı; onlara göre, her iki çabanın da niteliği aynıydı: yaralanma hakkı bulunana tahsil edilmiş, bir hak olarak verilen, yine bir hak olarak alınan bir haraç!”     

Vergilius’un Ölümü neredeyse tamamı büyük ozanın monologları gibi. Uzun ve aşırı dikkat isteyen yorucu cümleler; ama yine de unutmamalıyız, elimizde tuttuğumuz yapıt Vergilius’un son gününü anlatsa da kelimelerin her biri Broch’un mürekkebinden damlayarak yazılmış, yani demek istediğim özellikle okumaya çalıştığımız zihin Vergilius’unki değil, Broch’un.

hermann broch

Ve Sezar, Octavius Augustus, toprağa ayak basar, Brundisium’a, kırk üç yaşına basacak bugün ve yarın Roma’da olacak, kutlamalar orda da devam edecek. Roma, yanmış Troya’dan kaçmayı başaran Aeneis’in kurduğu şehir, büyük ozanın serüvenlerini yazıya aktarmaya çalıştığı kahraman Aeneis. Bu nedenle de bu yolculuk önemli.

“Galya fethedilmiş, Partların imparatorluğu mağlup edilmiş, Germania’ya savaş açılmıştı; Augustus’un büyük barışı bu kitle için gerçekleştirilmişti…” Sezar’ı karşılayan yüzlerce, binlerce insan, coşkulu kalabalık, kitle. Fatihlerini, kudretli liderlerini, imparatorlarını karşılamak için oradadır halk. “..kendi içersinde kaynayan kitle hayvanının sevinç çığlıklarını atabilmek için beklediği ân, elbette o ândı ve uğultu, hemen dizginlerinden boşanıverdi; bu uğultu hiç ara vermeksizin, hiç son bulmadan, bir zafer çığlığı gibi her yanı sararak, korku salarak, ihtişamlı, ama aynı zamanda da her ân sinmeye hazır, yükseliyor…”

Vergilius’un Ölümü’nün Nazilerin iktidar yıllarında yazılmış olduğunu anımsatmak istiyorum.

Ve beklenen söz ekleniyor: “kitle, tek bir insanın kişiliğinde kendine tapıyordu.”

Ölümsüzlüğü arzulayan Vergilius, bu kitle için mi yazmıştı? Vergilius, şair, ozan ya da sadece Roma’nın değil, gelecek nesillerin de yaşayan söz büyücüsü; kitlenin kötülüğüne daha önce hiç böylesine doğrudan tanık olmadığını hisseder.  “... ruhunu ve onurunu yüceltmeye çalışmış olduğu halk, yani Roma halkı da işte buydu! Yüceltilmiş, fakat gerçek yüzüyle anlatmamıştı, yanlışı, bu olmuştu ve Aeneis’in İtalyanları, demek bunlardı!”

Vergilius tahtırevanın üstünde,  Brundisium’un sefalet kokan sokaklarında “insan kılığındaki yük hayvanlarının, insan gibi beslenen, insan gibi konuşan, insan gibi uyuyan ve düşünen yük hayvanlarının omuzlarındaydı” ağır ağır, adım adım ilerliyordu.

Vergilius’un duyuları ve algıları açık, herkesi görüyor ve duyuyor.

“Seni tahtırevanlı serseri seni!”

“Bizden daha üstün sanıyor kendini!”

“Tahta tünemiş altın torbası!”

“Geberip gittiğinde, sen de her leş gibi kokacaksın!”

“Hey, cenaze taşıyıcıları, fırlatıp atın onu aşağıya, leşi atın!”

“Meme çocuğu!”

“Sidikli piç!”

“Boktan herif!”

“Yaramazlık yaptığın için şimdi seni eve götürüyorlar, değil mi?”

“Kıçına bir tenkıye takıp oturağa oturtacaklar seni!”

Ve kitlenin içinden çınlayan aşağılayıcı kahkahalar artıkça artar.   

Sayfalar çevrildikçe Vergilius’un hayal kırıklıkları daha da çoğalır: altın bezeli tahtırevanları içinde omuzlarda taşınan besililer ya da nefesleri açlık kokan halk benzer ya da aynıydı, kitleyi oluşturan unsurlar bir şekilde değişmiyordu. Ancak tıpkı Sezar gibi Vergilius’ta farkındaydı: ayakta durabilmek için, geleceğe kalabilmek için kitlelere ihtiyaçları vardı.

Canetti’nin de adına Artış Sürüsü dediği, yayılmanın ya da hayatta-geleceğe kalmanın arkasındaki itici güç olması nedeniyle çoğalma ya da kitlenin kapladığı alan maalesef önemlidir, bunun izlerine her yerde rastlanabilir, hele bu coğrafyada. Sonuç olarak, Vergilius’un Ölümü çok katmanlı bir yapıt, ben sadece devin küçük bir tırnağıyla ilgilendim, en azından bu yazıda.  Ancak şunu da eklemeliyim: ozan da olsa, diktatör de olsa bir şekilde insan kitlelere gereksinim duyar, acıdır belki, fakat bu acı gerçeği en fazla biraz kanatır, ama kesinlikle öldürmez. Yani diyeceğim o ki asıl mesele bu kitlenin nereye aktığı, hangi tarafta ve kimin veya kimlerin yanında durduğudur, bir yere kadar; zira zaman ya da tarih hepimize gösterdi ki devrimi de linçi de yapan yine kitledir, mesele dozu iyi ayarlamada, burada Broch’tan anladığım da budur. 

Hermann Broch, Vergilius’un Ölümü, Çev: Ahmet Cemal, İthaki Yayınları

Elias Canetti, Kitle ve İktidar, Çev: Gülşat Aygen, Ayrıntı


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR