Welcome
12 Mart 2019 Öykü

Welcome


Twitter'da Paylaş
0

Bütün gece kasığından karnına, karnından bütün vücuduna yayılan yer döşemelerini tırnaklarıyla söktürecek bir ağrıyla kıvrandı Güzin. Uyuyamadı. Yanında sırtı dönük kıpırtısız yatan kocasının gamsız hallerinden bıkmıştı. İkizleri büyütürkenki uykusuz geceleri geldi aklına. Kundaktaki bebek ağlamalarına bile umursamadan uyuyan aynı adam değil miydi? Eprimiş perdeden sızan gün ışığının odanın eski eşyasıyla buluştuğu loşlukta doğruldu, sanki oraya, o odaya ait değildi, çevresini ilk kez görüyormuş gibi kalktı. Banyoda çamaşırında gördüğü lekeyle ferahladı. Lavaboda avuçlarından akan suya boş boş baktı. Bu ayı da atlatmıştı...

Ellerini gökyüzüne kaldırıp şükredecekken nerede olduğunun ayırdına vardı. O, yarım geceler, soğuk sarılmaların ardından lekeyi görene dek geçen zamandan hep korkardı. Ana Sağlığındakilerin çok iyiliğini görmüştü görmesine de, muayeneye çıkardıkları o korkunç sandalye yok muydu... Yüzünü ekşitti. Islak ellerini kuruladığı peşkiri lavabo yanındaki paslı çiviye taktı, çıktı. Mutfağa geçti. Eski dolabın yumurtalık rafından aldığı aspirini, tezgâh üstünde akşamdan kalma yarım bardak suyla içti. Tezgâha yaslandı. Hiç ama hiç takati yoktu. Üstelik bugün Şermin hanımlara gidecekti. Gittiğinde ona –surat asacağını bile bile– erken çıkmak istediğini söylese... "Hastayım, ama söz verdim diye geldim valla," dese, Şermin, yüzü beş karış gözü soğan kabuğu rengi manikürlü tırnaklarında, "Peki, öğlene dek," der, ama gündeliğinden keser, sonra yarım günde bitmesi mümkün olmayacak işleri ardı ardına sıralardı. "Önce ütüleri bitir, sonra makine tut, toz al, karoları sil. Banyoyu ov... neyse, cam kapı haftaya, ama illaki şu girişteki paspas, onu iyice.."

Nevriye teyzenin hatırı olmasa gider miydi oraya... Yıllar önce mahalleye yeni taşındıklarında Nevriye teyze, Onu görür görmez gözüne kestirmiş, rahmetli anasının aklını çelmiş, akrabalarından birinin hımbıl oğluyla baş göz etmişti. Yine darda kaldıkları bir gün, "Kızım," demişti, "çalışmak ayıp değil a!. İyi insanlar. Haftada bir gitsen, Pazar paran çıkar. Kocan inşaat işi bulana dek..."

Haftada bir giderdi gitmesine de şu Bedir bir kere olsun, "Be kadın nereye gidiyorsun, kime gidiyorsun," diye niye hiç sormazdı, neden bir inşaat işi bulmazdı? Dayandığı tezgâhtan ayrıldı. Anasından kalma evleri iki oda bakla sofa dediklerindendi. Sessizce çocukların uyuduğu odaya girdi. Günnur’la, Günay yattıkları somyaya sığmıyordu artık. "Bir yatak daha... şuraya da bir çalışma masası... ah, olsa, olsa ne iyi olur... şunun şurası dört ay sonra okula başlayacaklar." 

Üzerlerinden sarkan yorganı çekti, koltuk altlarından sıkıladı. Giyinmeye yan odaya geçtiğinde, Bedir hâlâ ölü gibi kıpırtısız uyuyordu. Eğildi cılız nefesini dinledi. Pazen geceliğini gönülsüz çıkardığı yerde giydi basma elbisesini. Kapı arkasındaki gri hırkasına uzandı. Odadan çıkar çıkmaz holdeki rutubetli aynada gördü kendini. Yüzü solgundu. Zoraki topladığı saçlarına vakitsiz düşen aklar çoğalmıştı.. "Of," dedi. Boyası eskimiş pabuçlarını isteksiz geçirdi ayağına, elindeki bez torbayla dışarı çıktı. Sabah serinliği yüzüne gözüne vuruyor, hafiften başı dönüyor, soluk aldıkça boş bir kese kağıdı sanki midesinde şişiyordu, Bir kaç adım ilerde, kafasındaki tablada simit satan, çelimsiz çocuğu gördü, seslendi. "Hişt, Gevrekçi, versene bi tane...’’ Eskiden olsa sokakta yiyip içemez, çekinirdi. Bu kez umursamadı ama canı da hiç bir şey istemiyordu ki. Elindeki simitten bir ısırık kopardı, gevelediği lokma ağzında büyüdü, zor geçti boğazından. Tek katlı evlerin olduğu dar sokaktan, apartmanların yükseldiği ana caddeye döndü. Bayram şenliği gibi her yerde bayraklar asılıydı. Süslü bir otobüsten sabahın bu saati yayılan müzik sesine megafonla bağıran bir adamın metalik sesi karıştı, ‘’Herkese aş, Herkese iş. Oyunuzu bize verin.’’ Cadde boyu gürültüyle uzayan araçların arasından karşıya geçti. Gazete büfesinin sırasında, marketin hemen yanındaki Umut apartmanına girdi. Sırtı su gibi olmuş, avuç içleri terlemiş halde üç numaralı daire kapısının önüne geldi. Gözleri paspasın üstünde bir süre kıpırtısız bekledi. Şermin hanıma hasta olduğunu söylemekten vaz geçmişti. Zile bastı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR