Paris’teki memurlar, Zürafa’nın ardında gittikçe büyüyerek akın eden kalabalık konusunda kaygılnmaya başladı. Konvoy, Lyon’a geldiğinde zürafa öylesine ünlü olmuştu ki, onu görmeye gelen insanların sayısı otuz bini bulmuştu. Paris’te geçit törenleriyle dolaştırıldı ve Kral’a takdim edildi.

Paris’in en yaşlı ağacının 1635’teki bulunuşundan beri orada büyümekte olduğunu bilmek ilginç bir bilgi. En eski ve en güzel binası olan hayvanat bahçesi de Napolyon dönemi Légion d’honneur Nişanı’nın haç şeklini yansıtacak şekilde tasarlanmış.
Peki Fransa’daki bu ilk Zürafa’nın Mısır’dan yelkenli gemiyle geldikten sonra Marsilya’dan Paris’e kadar olan yolu yürüyerek kat ettiği? Bu çok daha ilginç değil mi? Hikâye bu kadar değil.
Osmanlıların Mısır’daki genel valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından Fransa kralı X. Charles’a hediye olarak gönderilen Zürafa, Fransa’nın kırsal bölgelerini yürüyerek geçip gitmişti Paris’e. Bu gerçek hikâyenin masum egzotizmini ve peri masalını andıran sahnelerini, Zürafa’nın (bu hikâyeyi ortaya çıaran Michael Allin ona Zürafa diyor) Fransa’nın bir köşesindeki ayçiçeği tarlalarında zorlukla ilerlerken düşünün.
Giraffe,
girafe,
giraffa… Sırasıyla İngilizce, Fransızca, İtalyanca. Hepsi Arapça
zerafa sözcüğünden gelmektedir ki, bu da “alımlı”, “güzel ve çekici olan” anlamına gelen
Zürafa sözcüğünün fonetik bir çeşitlemesidir.
Fransa’nın ilk Zürafa’sının fikir babası, 1824’te Mısır başkonsolosu ve Mehmet Ali’nin özel ve vazgeçilmez danışmanı Bernardino Drovetti idi. Mehmet Ali Paşa, Yunanlara açtığı savaş nedeniyle Avrupa’da sevilmeyen bir kişi haline gelmek üzereydi ve Drovetti de aynı yıl Fransa tahtına geçen X. Charles ile yakınlaşmasını sağlamak için Mehmet Ali’ye, Kral’a bir zürafa hediye etmesini önermişti.
Drovetti ile Genel Vali, 19. yüzyıl başlarken yurdundan uzak, hatta sürgün düşmüş ve yolları Mısır’da kesişmiş iki serüven severdi, tanışıyorlardı.
Drovetti, egzotik hayvanların, eski Mısır eserlerinin, sahip çıkılmayan mumyaların ve varlıklı Avrupalı müşterilerinin arzu ettiği her şeyin ticaretini yaparak bir servet oluşturmuştu. Orta düzey bir girişimciydi.
Zürafa’nın Marsilya’dan Paris’e yürüyüşü Orta Afrika’da başlayan ve 6.500 kilometre süren bir yolculuğun son ayağıydı. Etiyopya platolarında Arap avcılar tarafından bir buzağı büyüklüğündeyken yakalandıktan sonra deve üstünde gönderilmiş, oradan Mavi Nil güzergâhıyla Hartum’a götürülmüştü. Hartum’dan da Nil Nehri’ni boydan boya geçen bir yolculukla yaklaşık 3.200 kilometre ötedeki İskenderiye ve Kahire’ye varmış, oradan Akdeniz’e açılmıştı.
Akdeniz’de üç hafta boyunca yol aldılar ve Marsilya’da bir hafta beklediler. Otuz iki günlük bu süre boyunca zürafa ambarda öteki hayvanlarla birlikte, uzun boynu güvertede açılmış bir delikten dışarıya uzanmış halde kaldı.
Marsilya ve Paris’teki bürokratlar Zürafa’nın masrafını kimin karşılayacağı konusunda didişirken, Marsilya Valisi onu görüp çok sevdi ve malikânesinde özel bir ahır yaptırıp insanların ilgisini çekmemesi için zürafayı gece vakti oraya getirtti. Hasan ile Atir de Zürafa’yla birlikte ahırda konakladı, iklime alışması için ona süt verecek inekleri takip etmeyi öğretti. Marsilya çevresindeki kırlarda yapılan gezintiler iyi sonuç verdi ve Zürafa ile Hasan gündelik kısa yürüyüşlerle Paris’e doğru yola çıkacak hale geldi.
Kafile, 20 Mayıs 1827 günü yola çıktı. Bu arada kafileye ilişkileri kolaylaştırmak ve çevirileri yapabilmek için Hasan ve Atir de işe alındı.
1827 yılının Mayıs ve Haziran aylarında Marsilya’dan Paris’e yapılan yürüyüş 900 kilometre sürecek ve zürafa yol boyunca insanların, etrafında izdiham yaratacak biçimde toplanmasına neden olacak kadar büyük ilgi görecekti. İnsanlar, yaşayan bu mitolojik birleşimi; hörgücü boynunun uzatılmasıyla düzeltilmiş bir deveyi andıran, insan boyunda uzun bacakları, bir ineğinki kadar iri, sarımsak gibi dişli toynakları olan ve derisindeki lekeler leoparınkini, göreni ürküten yirmi santimlik dili mavi-siyah bir yılanı çağrıştıran bu mitolojik yaratığı görmeye tarlalarından, bağlarından, uzaklardaki köylerinden kopup geldi.
Bu arada Paris’teki memurlar, Zürafa’nın ardında gittikçe büyüyerek akın eden kalabalık konusunda kaygılnmaya başladı. Konvoy, Lyon’a geldiğinde zürafa öylesine ünlü olmuştu ki, onu görmeye gelen insanların sayısı otuz bini bulmuştu. Paris’te geçit törenleriyle dolaştırıldı ve Kral’a takdim edildi.

Zürafa’nın yolculuğunun sonu, şık kadınların başlarının üstünde toplanmış
à la Girafe saçlarla onu taklit ettiği, erkeklerin salonlarda ve sokaklarda son moda
giraffique şapkalar ve kravatlarla dolaştığı Paris’te yaratacağı sansasyonun başlangıcını oluşturacaktı. Fransa’nın şimdi güzel ama belirsiz bir efsane olarak hatırlanan ilk canlı Zürafa’sı, zamanında ulusal bir ikon, şarkıların ve şiirlerin, vodvillerin ve politik kinayelerin konusu, Avrupa’nın gıpta ettiği, sokaklara ve meydanlara ve hanlara, hatta bir grip türüne adını veren bir varlık olup çıkmıştı.
Atir, Paris’te Zürafa’yla kaldı ve onunla birlikte yaşayan Arap olarak tanındı. Atir, iki merdiven basamağı yüksekliğinde ve Zürafa’nın başına bir kol mesafesinde olan asmakat biçimindeki bir platformda uyuyordu. Ona günlük bakımını yapmak, topluluklar karşısında sergilediği bir gösteri haline gelmişti. Geceleri de çevrede yaşayan hanımlar arasında namını yürütüyordu.
Bu arada Zürafa’ya yol arkadaşlığı yapması için gönderilen öteki zürafa da 1827 yılında Londra’ya ulaştı ama Zürafa için Fransa’da yapılan olağanüstü törenin tersine, Londralılar zürafayı alaya alarak karşıladı.
Zürafa’nın hikâyesi uzun. Michael Allin Avrupalıların zürafayı ilk kez görmesini sağlayan bu gerçek hikâyenin bütün ayrıntılarını Zarafa adlı kitabında anlatıyor.
Zürafa Parus’ta on sekiz yıla yakın yaşadı. 12 Ocak 1845’te öldü.
Fransızların deyişiyle “naturalize” edildi ve onyıllar boyunca le Jardin des Plantes’teki müzenin giriş holünde sergilendi.
Zürafa bugün Fransa'nın bakı kıyısındaki La Rochelle'de bulunan bir müzenin merdiven boyluğunda dikiliyor. Onu görmek için La Rochelle’e gidecek olursanız, müzenin zemin katında sola yönelmeyin. O kanatta her ne kadar çok güzel bir antik ahşap merdiven varsa da Zürafa orada değildir. Sağınıza dönüp kelebeklerle dolu salona girin, balıkları ve yumuşakçaları geçin, etoburlar, maymunlar ve öteki memelilerin iskeletlerini geride bırakıp fosilleşmiş bir tarihöncesi İtalyan timsahının yanına gelince başınızı kaldırıp geniş taş merdivene bakın. Zürafa’yı orada size bakar halde bulacaksınız.