Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Eylül 2024

Hayat

Bir Dağın Başından

Zeynep Hazal Sevinç

Paylaş

3

5


Yalnızlığın, sessizliğin, ıssızlığın şifa olduğu anlar var. Kendine en çok yaklaştığın, kendi sesine kulak verebildiğin o nadir anlar... Fakat bazen de çetin, sarp, görklü yalnızlık sinende bir boşluk, damağında bir burukluk bırakıyor. “Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde / şu dünyanın ıssızlığı” ne demek, şimdi daha iyi anlıyorsun.

Klasik bir uyarıyla başlamalıyım: Bu yazıda geçen mekân, kişi ve şeylerin gerçeklikle neredeyse hiçbir ilişkisi yoktur. Hepimiz biliyoruz ki bu uyarı bir nevi kendini güvenceye almanın bir yoludur. Filtresiz yazmak, çizmek, söylemek için yazarına bir kapı aralar.

Konuya başlamadan bir hususu daha belirtmeli: İşbu yazı; iki farklı mevsimde, iki farklı mekânda yazılmıştır. Zamanın etkisi metne ne kadar, nasıl nüfuz etmiş bunu okuyan düşünsün. Belki ben de bir kazazedeydim işte, teknem kaybolmuştu ve kendimi bu dağın başında bulmuştum. Ah Edgü... Kendimi bulduğum -bulduğum mu?- muhayyel şehirde başucu kitabım şüphesiz O olmuştu.

Sarp, çetin, heybetli, görkemli dağlarla çevrili bir Doğu vilayetindeyim. Buraya ilk geldiğimde karşılaştığım derin sessizlik ve bu görklü dağlar beni büyülemiş, başımı döndürmüştü. Odaya çıktığımda yine o sıra sıra, kara kara, kuru kuru dağlara bakıp şöyle demiştim: Bu dağlar bana ev olacak mı? Cevabını bir gün verebilecek miyim, bilmiyorum. O kocaman çorak dağlar bir görkem mi bahşediyor şehre, kasavet mi? Ona bakanda aşkınlığı mı çağrıştırıyor, kuşatılmışlığı ve kıstırılmışlığı mı? Bilmiyorum. Aslında bir yılın sonunda bunların cevabını biraz biliyorum. Hâlâ engin ve sonsuz, masmavi ve berrak denizleri özlüyorum. Hep olmadığın yerleri, sahip olmadığın nenleri özlüyorsun? Nerede değilsen orayı özlemek çok yorucu değil mi?

Geldiğimden beri ve hatta gelmeden önce de hep düşündüğüm, cevabını hâlâ bulamadığım bir soru var. Ev gerçekten neresidir? Nereye ve kime “evim” dersin? Bir dağ sana ev olabilir mi? Ev nerede, kimde başlar ve nerede biter? İnsan bir ömrü evini aramakla, bir ev kurmakla mı geçirir? Bunlar çok söylendi biliyorum fakat ben belki geç fark ettim ey okuyucu, yine de söyleyebilirim değil mi? Bunları düşünürken Benjamin’in sözü karşıma çıkıveriyor: “Hiçbir zaman telafi edemeyeceğimiz bir şey vardır. On beşimizdeyken evden kaçmamış olmak.” Kendini, yolunu, evini bulmak, anlamak için biraz mesafelenmek, yetmezse olduğun yerden kaçmak, gitmek gerekiyor belki de. Ben de gittim, tüm aşinalıklarımdan epey uzağa gittim. Fakat hikâye bitmedi ey okuyucu, ben evimi hâlâ arıyorum. Sen buldun mu?

dağ

Dağlarla hapsedilmiş bir suya deniz diyorlar. Ben de deniz diyeceğim. O denize inen sokakta bir duvar yazısı gözüme ilişiyor: “Kahpe Düzen”. İşte o “kahpe düzen” imkân tanımıyor durup düşünmene, soluklanmana, kendi içine dönmene, evini aramana... Kısacık anlar sana kalıyorsa kalıyor. Kendinle kalmaya, kendine dönmeye, kendi sesini dinlemeye özlem duyuyorsun. Bir ev ararken, bir evi özlerken kendini arıyor, bulmaya çalışıyor, kendini özlüyorsun. Evi aramak kendini aramaktır belki de. Bulabilecek miyim? Sonra kendinden de sıkılıyorsun, tek başınalık’tan sıkılıyorsun, kendi sesinden sıkılıyorsun. Ev özlemin kendinden taşıp başka nenler, başka sesler arıyor. Kendi çağrına kulak veriyor ve sesleniyorsun. Bazen sesin yalnızca kendi duvarına çarpıyor. Kendi sesini ararken bazen kendi sesine kulak tıkamak istiyorsun.

Tüm aşinalıklarından uzakta, türlü maskelerin takıldığı yepyeni, bambaşka bir düzende var olmaya çalışıyorsun. Sonra o “düzen” denen şeyin benzerliği şaşırtıyor seni. Ustalıkla, kurnazca kurulmuş bir bozuk düzen bu. Tüm romantizmler, idealizmler yerle bir oluyor. İnsanlar tüm inançları yıkar çünkü. Üstelik bilmiyorsun “oyun” nedir. Hiç alışmamışsın ki buna, “oyunlarla kurulan” hiçbir düzeni ve ilişkiyi tanımak istemiyorsun. “Seni yerler.” diyor bir yabancı; sen o sert, vahşi, acımasız oyunda hâlâ kendin kalmaya, nahif kalmaya direniyorsun. Yabanda nahif kalırsan av olursun, unutma. Sahiden benim on emrim neydi?

Yalnızlığın, sessizliğin, ıssızlığın şifa olduğu anlar var. Kendine en çok yaklaştığın, kendi sesine kulak verebildiğin o nadir anlar... Fakat bazen de çetin, sarp, görklü yalnızlık sinende bir boşluk, damağında bir burukluk bırakıyor. “Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde / şu dünyanın ıssızlığı” ne demek, şimdi daha iyi anlıyorsun. Kentte olduğu gibi dağ başında da hissediyorsun “yadırgı pabuçlu yalnızlığı”. Belki de dedikleri gibidir: Bu dünya bir gurbet yeridir; devamlı evini aramak, sonra kaybetmek fakat yine aramaktır, devamlı tökezlemek tekrar doğrulmaktır; evi özlemek, şeyleri ve kimseleri ev zannetmektir, kimi zaman yanılmak, sonra tekrar tekrar inanmaktır. Bu; yalnızca Doğu’da olmaklık, bir dağ başında olmaklık, türlü yoksunluk ve yabancılık içinde olmaklık değildir belki de. “Somutlara güvenimiz yok hiç bizim”, çünkü biliyoruz “onlar yok”. Yalnız somutlarla yaşayanların, yalnız somutlara inananların düzeni sana hep yadırgı kalacak, o yüzden bu dünya hep gurbet kalacak belki. Somutlara, maddeye imanı reddediyorsun. Seni havsalan somutlarla, maddi evrenle sınırlı değil. Okuduğun mısralar, karşılaştığın kimseler, şahit olduğun hiçbir şey tesadüf değil. O sırada kulağına çalınan şarkı da tesadüf değil: Ancak “Yok bana bu cihanda bir yer” diyenler dinmeyen özlemini ve yersiz yurtsuzluğunu anlayabilir.

dağ

Burada zaman genişler, bereketlenir demişlerdi. Öyle mi oldu hakikaten? Zaman sanki bir noktada durmuş; geçmek, ilerlemek bilmiyor çoğu zaman. Yine başkalarının benzetmelerini ödünç alıyorum, öteki metinlere muhtacım, onlar olmadan yapamazdım ey okur. Only Lovers Left Alive’da Adam bir kum saatinin dibine çökmüş kumlara benzetiyordu sanırım kendini. Şark’ta zamanı biraz böyle deneyimlersiniz. Zaman geçmişte bir noktada durmuş, havada asılı kalmış gibidir. Sanki o kum saati hiçbir zaman çevrilmeyecek, zaman akmayacak, ilerlemeyecek, genişlemeyecektir.

Hikâyemi henüz bitirmesem de bu yazının bir sonu olmalı. Aslında geçenlerde sorduğum bir soruyla bu yazıya geri döndüm. Geri dönmeyecektim, yazmayacaktım ama yazmasam ben de deli olacaktım. Çırpınan, coşan, çoğalan ve taşan ruhum ne zaman dinginleşecek ne zaman yerini bulacak ve sükûnete, tamlığa erişecek demiştim. Böyle ve bu kadar uzun söylememiştim elbette. Fakat tek bir cümle gelip bu yazıyı nihayete erdirdi. Bu yazı dağdan eve, evden ruha vardı. Peki sana ulaştı mı ey okur?

YORUMLAR

Elif Evin Işık

Harika bir çalışma, kaleminiz beni çok etkiledi hocam 😍

10 Nisan 2026

Bekir Gümüşsoy

Hocam çok güzel olmuş emeğinize kaleminize sağlık 🫶

16 Eylül 2024

Yiğit Bera Özbey

Metin şiirsel ve derin olsa da yer yer yoğun anlatım ve tekrarlar, duygusal akışı biraz ağırlaştırıyor. Ayrıca tekrarlar okuyucuyu çok sıkıyor

26 Ekim 2025

Yiğit Bera Özbey

Metin şiirsel ve derin olsa da yer yer yoğun anlatım ve tekrarlar, duygusal akışı biraz ağırlaştırıyor. Ayrıca tekrarlar okuyucuyu çok sıkıyor

26 Ekim 2025

Ensi Yalçınkaya

Tek olmayan insan sürekli meşgul çalan bir hat gibidir ama farkında değildir. Kendini aramak aklına bile gelmez. Rehberinde koca bir dünya vardır ama kendisi yoktur. Kendini bulmasın, görmesin ve hissetmesin diye belleği bünyesini perişan eder, hafızası oyunlar oynar. İnsan bazen yazılara tutunarak teselli buluyor.Sait Faik gibi yazmazsam delirecektim diyercesine .

24 Ocak 2025

Öne Çıkanlar

Büyük Yazarların Bilinmeyen YönleriYaprak Sayın
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cafer Solgun

21 Mayıs 2026

Bir Kürtçe Direnişi ya da Mehmed Uzun

Oysa daha gençti ve söyleyecek sözü bitmemişti ve Diyarbakır’a gelişi için, “Ben buraya ölmek için değil, yaşamak için geldim” demişti.Me dixwest ku em jî wek her kesî li ser axa xwe azad bijîn. Em bi xwe bajon, biçînin, derxînin, û ji bo rojên xwe yên pêş, bi xw..

Devamı..

Ayurvedik Bakış Açısı

Ferhan Yüksel

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024