Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Ekim 2020

Öykü

Çamaşır

Ayşe Nilay Özkan

Paylaş

4

1


Özenle düzenlenmiş çekmecesinin önünde dikiliyorum. Gri çoraplar, bordo çoraplar, lacivert çoraplar, kahverengi çoraplar, beyaz, gri ve siyah spor çoraplar… Her biri ayrı bölmede. Yıkanıp kurutulmuş çamaşır yığınının içinden az önce eşlediğim bordo çorapları elimde, düşüncelere dalıyorum. Acaba onları hangi bölmeye koysam?

Beyaz sporların arasına koymak olmaz. Bordo orada hemen ele verir beni; aman yani kendisini. En iyisi gri çorap bölmesi. Sinirini bozmaya yeterli, beni suçlaması için yetersiz. “Ay elim kayıvermiş o bölmeye. Ne yapayım tam da bordo bölmesinin yanı… Kusura bakma kocacım.” Dediğim anda sadece o griye dönmüş mavi gözleriyle kötü kötü bakar bana. Yumruğunu sıkar, kalın alt dudağını ısırır ama havlamaz. Burnundan tıslar anca. O dik dik baktıkça gözlerim masum kedi gözü misali büyür. Kocaman gözbebeklerim yutar onun şimşeklerini.

Tam sekiz yıldır renkleri diziyorum. Çorapları, külotları, kemerleri, pantolonları, gömlekleri… Geçen yıla kadar bir beyaz gömlek krem rengi gömleğe karışmamıştı dolapta. Sinirinden korkardım ben onun. Tüm renkler hemcinsiyle yan yana dururdu. Ta ki o gece…

Haftanın üç gecesi pavyona gider. Ben de bilirim. Eve döndüğünde sigara, viski ve sis kokar. Gece aleminin pusu siner üzerine. Her çarşamba, cuma ve cumartesi gecesi. Hiç değişmez. Kıyafetlerinin düzenini hayatına yansıtır kocacım. Belli günlerde sabaha karşı eve gelerek.

Geldiğinde ona belli etmeden saatime bakarım. Tam 5.13 olur. Huzurla dalarım yine uykuya, nevresim takımının sigara kokan çiçekleri arasında. O sabah biraz farklı oldu ama. Yanıma uzandığında 5.28’di. Şaşırdım. Alkol, sigara ya da pus kokmuyordu. Hatta mis gibi parfüm kokuyordu. Evdeki şişedekinden farklı bir parfüm.

Gözüme uyku girmedi. Kalktım kıyafetlerini karıştırdım. Tam çizgilerinden katladığı ve havalanması için dilsiz uşağa astığı pantolonun ceplerine baktım. Sağ cebinde her zamanki gibi beş tane bir lira vardı. Sol cebinde zaten bir şey olmazdı. Solak olduğundan o cebi kaşınmak için kullanırdı. Hafifçe kaykılıp, elini sol cebine attığında bilirdim ne yaptığını.

Sıra gömleğine geldi. Teni gibi buram buram o parfümden kokuyordu. Yakasını evirip çevirdim. Ruj izi aradım. Bulamadım. İçim ferahlar gibi oldu. Elim gömleğin cebine kaydı. Üzerinde adının baş harflerinin işli olduğu. Ütüsü bozulacak diye o cebe hiçbir şey koymazdı, ama o gece… Cebinde hediye değişim kartı buldum. Parfüme aitti. Üç gün önce alınmıştı. Bir parfümeri zincirinden. Saat 16.47 de. Tunalı Hilmi Caddesi mağazasından.

6.30’da kalktım, hamur mayaladım. Mutfak tezgâhını sildim. Sonra tezgâhın üzerini unladım. Şişmiş hamuru bir daha yoğurdum. Bezelere ayırdım. Eğip büküp uzattım, açma haline getirdim. Tepsi mayasına bıraktım. Günlerden perşembeydi, o gün hep siyah ayakkabı giyerdi. Ayakkabılarını önce sildim, sonra boyadım. Ellerimi güzelce yıkadım. Döndüm tepsiyi önceden ısıttığım fırına koydum. Pişmiş açmanın üzerine bez örttüm yavaş yavaş ılınsın diye. Onu uyandırdım. İki açma ile krem peyniri çantasına koydum. Her zamanki gibi işine yolculadım. Arkasından bakıp el salladım.

O gider gitmez oturdum çamaşırların başına. Lastik eldivenlerimi giydim. Kirlileri renklerine göre ayırdım. Beyazlar çoktu, önce onları yıkamaya karar verdim. Gömleklerin balenlerini çıkarıp sırayla dizdim. Yakalara, koltuk altlarına ve külotlarının arka kısmına kosla sürdüm. Çitiler gibi yaptım. Çorapları tül kesenin içine koydum.

Keşke küçük, küçücük çamaşırları yıkayabilseydim dedim. Yıkamadan önce koklasaydım onları. Dünyadaki en güzel kokuyu hissederken gözlerimi kapasaydım. Tüm çamaşırlar mavi olsaydı. Çoraplar iki parmağım küçüklüğünde olsaydı başta. Zamanla çoraplar elimi içine alacak kadar büyüseydi. Onlardan kukla yapıp oynatsaydım, karşılığında bıcır bıcır kahkahalar işitseydim. Mavi pantolon, gömlek, don ve atleti sabun tozuyla ellerimde yıkasaydım, gölgelerde kurutsaydım… Hep parlak ve canlı renkte olsaydı o kıyafetler.

Önümdeki parfüm kokulu beyaz atlete gözyaşım düştü. Yaşın dağıldığı yerlerde dökülmüş kılları vardı. Bu kıllara o kadının parmakları değdi mi acaba diye düşündüm. Belli ki atletini, gömleğini ve külotunu sadece yıkamak yetmeyecekti. Hepsini çamaşır suyuna koydum. Klor kokusu parfümü öldürdü. Temizlenmişlerdi. Eldivenleri çıkarıp ellerimi güzelce yıkadım.

Yıkanmışları sepete doldurdum. Kurutucuya attım. Kurutucudan çıkardığım çamaşırları ütülemeye başladım. Televizyondaki diziyi seyrederken ağladım. Başka bir külotun kırışıklığını açarken aklıma dahiyane bir fikir geldi: İlk o gün, siyah donunu gri don bölmesine koydum.

YORUMLAR

Nilüfer Balkaya

Bir çekmece çorap üzerinden hem duygusal şiddeti hem de pasif agrasif direnişi anlatabilmek çok ustaca.

26 Ekim 2020

Öne Çıkanlar

Ahmet Ümit Yalnız DeğildirT. Erbarıştıran
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

7 Mart 2025

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Ramazan ayının en özel lezzetlerinden biri olan ramazan şerbeti, Osmanlı mutfağının mirası olan ferahlatıcı ve sağlıklı bir içecektir. Gün boyu susuz kalan vücudun sıvısını dengelemek ve iftar sofralarına lezzet katmak için tercih edilen bu içecek hem besley..

Devamı..

Antalya’nın Meşhur Yemekleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024