Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Haziran 2023

Öykü

Eski Köşk Yeni Müze

Yeşim E. Uşkun

Paylaş

6

0


Erdal Bey masanın üstünde duvar gibi yükselen kitapları kenara çekti. Şimdi yüz yüzeyiz.

“Aysel miydi?”

“Ayfel, Fatsa’nın F’si. Ayfel Güven.”

Sırtını sandalyeye yasladı. Gözlerini kısarak elinde tuttuğu başvuru formumu inceliyor. Neredeyse yaşıt sayılırız. Onun da saçları kırlaşmış. Köşkün tadilatı sırasında buraya gelmedi sanırım, yüzünü hiç hatırlamıyorum.   

“Tadilat sırasında siz yoktunuz galiba?”

“Evet o ekipte değildim ben, müzeye dönüşünce görevlendirildim.”

Gülümsedi.

“Şimdi emekli oluyorum, ayrılmadan yerime birisini işe alacaklar, o kişiyi benim önermemi istediler. Neden sordunuz?”

Ayağa kalktım. Girişe yöneldim.

“Sırtıma serin geldi, kapıyı kapatsam olur mu?”

Evim kapı kanatlarından oluşan bir çerçeveye yerleşmiş gibi tam karşıda. Başımla apartmanımızı işaret ettim.

“Orada yaşıyorum, ikinci katta. Burada olanlar son zamanlardaki tek eğlencemdi.”

Kapı kendi ağırlığıyla kapandı. Yürürken aniden duyulan ahşap gıcırtısı ile hafif yalpaladım. Karşılıklı sağa sola açılan odalardan ve yukarı çıkılan merdivenlerden her yerden bir koku çarpıyor yüzüme. Daha çok nem biraz boya. Ortalık tahminimden daha loş. Tekrar masaya oturdum.

“Eğlence derken neyi kastettiniz?” dedi Erdal Bey merakla.

“Uzun hikâye.”

“Olsun, anlatın. Amacımız da bu, sizi tanımak.”

Neyi nasıl anlatmalı. Olanları deli saçması da bulabilir. Denemeden bilemeyiz. İşe almayacaklarsa zaten almazlar.

“Ben bu binayla tekrar hayata bağlandım diyeceğim ama…Tuhaf bir şey söylediğimin farkındayım.”

“Pardon, Çay içer misiniz?”

“Olur tabii, şeker kullanmıyorum.”

Hemen arkasındaki odadan iki bardak çay kaptı geldi. Yerine oturmadan höpürtüyle çayından bir yudum aldı.

“Devam edin sizi dinliyorum.”

Kucağımdaki çantamı sandalyenin sırtına astım.

“Ben iki senedir annemle yaşıyorum. Önce olanları pek anlamadım. Onunla ilgilenmekten çok mutluydum. Çocuk bakar gibiydim. Annem demans bu arada. Zaten bedeni küçücüktü. Gerçekten çocuk gibiydi yani.”

Birden huzursuz oldum. Hüzünlenmek istemiyorum.  

“Odaları gezebilir miyiz?”

“Önce görüşmemizi bitirsek, biraz sonra bir başvuru sahibi daha gelecek, isterseniz ikinizi birlikte gezdiririm.”

Derin bir nefes aldım. Kim acaba?

“Annem diyordunuz.”

“Hım…Evet…Siz de tahmin edersiniz yaşlılık hastalık ne bileyim bu tür şeyler zorluyor insanı. Annem hep aynı şeyleri konuşuyordu. Kahvaltısını bitirdikten sonra tam pencerenin önüne yan yana otururduk. Dışarı bakar ve sürekli hatırladığı iki üç anıyı tekrarlardı. Kadifekale’ de açık hava sinemasında ardı ardına izledikleri filmler, Bayramyeri’nde tahta salıncaklar ve Kordon’a kadar inen merdivenler. Sonra hızla bunları da anlatmayı bıraktı.”

“Çok üzüldüm.”

Çayımdan bir yudum aldım.

“Evden çıkamaz oldum, gelenimiz gidenimiz de azaldı. Annemin hastalığı ilerledi. Penceremizin önünde oturuyor boş boş sokağı izliyorduk, ikimiz de suskunlaşmıştık. Bir ara gözlerim yanana kadar sürekli kitap okudum, ondan da yoruldum.”

Erdal Bey bir şey arar gibi masanın üstündeki defteri açıp kapadı.

“Sizin de canınızı sıktım galiba.”

“Yok sıkılmadım da,”

“İşte, böyle evde kapalı kaldığım günlerden bir gün sokakta bir şeyler oldu. Bir baktım bir adam yıllardır kapalı duran bu köşkün kilitli bahçe kapısını açıyor. İlk defa bahçeyi, dallarını gördüğüm büyük ağaçların büyük gövdelerini ve boş süs havuzunu gördüm.”

“Gerçekten ilginç bir kadınsınız Ayfel Hanım,” dedi.

Anlatmak için heveslendim. Çayı dibine kadar içtim.    

“Gelenler, gidenler, iş makineleri, binaya kurulan iskele. Şimdi söyleyeceğim şeyi belki abartılı bulacaksınız ama inanın böyle hissettim. Yoğun bakım yatağında öylece yatıyorken nefes aldığını fark etmek gibi. Hâlâ canlıydım. “

Burayı izlemek yazın yanık tenini kaşıyan bir çocuğu, çimlerde yayılan bir köpeği veya el ele tutuşan bir çifti izlemek gibi hoşuma gidiyordu diyemedim.

“Peki ya anneniz siz buraya işe girerseniz o ne olacak?”

Kapı açıldı. İçeri bir grup hareketli genç daldı.

“İş başvurusu için gelmiştik,” dedi mantosunun içinden açık göbeği görünen dal gibi uzun bir kız.

Erdal Bey arka odadan sandalye çıkarırken gençler ona yardım etti. Masanın etrafına yerleştiler.

“Ben tezimi Halit Ziya Uşaklıgil’in eserleri üzerine yaptım, İzmir kültür ve değerlerine önem veren çalışanlar arıyoruz yazan ilanınızı görünce,” dedi dal gibi uzun kız. Gençlerden birisi telefonunu çıkardı, ötekisi sağa sola bakındı. İş için gelen kız bana gülümsedi.

“Siz?”

“Ben de iş için ama neredeyse bitti.”

“O zaman önce hep birlikte etrafı gezelim, böceklerden başlayalım ” dedi Erdal Bey.

“Böcek mi? ” dedik hep bir ağızdan.

“Evet sağdaki odada kurutulmuş böcek ve bitki kökleri var.”

“Bunu bilmiyordum,” dedim.

“Hangi odaya giriyoruz?” dedi kız. 

“Sağdaki.”   

Böceklerin, bitki köklerinin ve yapraklarının sergilendiği odadayız. Güzelim bembeyaz kanatlı kelebekler. Kısacık ömürleri bitivermiş işte. Cam dolabın içinde kocaman bacaklı kahverengi kara kara böcekler.

“Bakın burada da bitki kökleri.”

 Kavanozun içinde düğüme benzeyen kökler. Birisi domates, birisi şeftali öteki patlıcan köküymüş. Burasını pek sevmedim. Ne bitkilerden ne böceklerden anlarım ben.

“Kitaplar nerede?”

“Üst kata çıkalım öyleyse.”

Koyu renk ahşap merdivenlerden yukarı çıktık. Karşılıklı odalara dağıldık. Yepyeni tertemiz kitaplık. Ben de bir gün yaptıracağım. Ortada şık bir masa, pencerenin önünde iki yeşil koltuk, ne güzel okunur burada. Kitaplara yaklaştım. Her şey İzmir ile ilgili sanki. İzmir hatıraları, İzmir yılları, Bornova tarihinden yapraklar, İmbatı Egenin. Herhangi birisini açıp okusam annemin Kadifekale’ sini bulabilir miyim?  Komşuları, o yıllar…Burada işe girersem ne çok okuyacağım kitabım olur. Bir duvar komple Atilla İlhan’a ayrılmış. Resimleri ve hayatı. Önünde camlı bir dolapta kasketi, kalemi ve zarf açacağı. Öteki odadan gençlerin konuşma seslerini duydum.

“Vallaha annem yaşında.”

“Kapa çeneni, ayıp.”

Devrilmiş kitapları düzelten Erdal Bey’le göz göze geldik.

“Çocuk bunlar, hem de şımarık çocuklar,” dedi.

“Ama çalışmaları da gerek.”

“Bakalım, onu düşüneceğiz artık. Ya anneniz? Yarım kaldı az önce.”

“Annemi üç ay önce kaybettim.”

Genç kız odaya başını uzattı.

“Bir şey sorabilir miyim?”

“Elbette,” dedi Erdal Bey.

 “Tarık Dursun K. kitaplarını göremedim. O da İzmirli.”

Aşağı kata indik. Erdal Bey bilgisayarı açtı, bir iki tuşa dokundu.

“Evet haklısınız, listemizde yok.”

“Gençler çok da dikkatli,” dedim.

Kız bana teşekkür etti. Erdal Bey en geç bir ay içinde bize dönüş yapacaklarını söyledi. Keşke ikimizi de işe alsalar. Bu kızdan ne çok şey öğrenirim. Tabii o da benden. Zibidi arkadaşlarını beğenmedim, annesi yaşında olmam da ne varmış.    

Ben önden gençler arkadan bahçeye çıktık. Süs havuzunun duvarına yan yana yaslandılar, fotoğraf çektirdiler.  

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Hırvatistan, dünyanın ilk ücretsiz oku..Metin Rudar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğur Ugan

17 Nisan 2026

Dinçer Güçyeter: "İnsan, geçmişinden n..

Misafir işçi olarak Almanya’ya giden anne-babasının sessiz kalmış hikâyesini, üç kuşağa yayılan bir göç anlatısı olarak romana dönüştüren Dinçer Güçyeter ile Türkçe çevirisiyle “yuvaya” dönen “Almanya Masalımız..

Devamı..

Emperyalist Savaşlara Kitlesel Direniş..

M. A. Karlin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024