Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Ocak 2017

Öykü

Fatma Nuran Avcı • Anam

Fatma Nuran Avcı

Paylaş

45

0


Erciyes, ulu evliya, koca dağ. Tepesinde kar öbeklendi, ak sakallı dedem benim. Asar yüzünü böyle, söylemez, gülmez. Öğlene doğru babamın tütününe benzeyen sis çöktü. Azgın soğuğu da cebindeymiş. Günün zoruna kaldık. Dayım bugün belki gelir. Kapımıza yumruğunu vurur. Çalı, çırpı, odun, sıcak ekmek, elma, portakal getirir. Anneme üşüdüm diyemem, kızar, hele acıktım, dayak, demek. Ama acıktım işte, içim sıyrıldı. O köşede oturuyor, sırtı duvara dayalı. Ağzı baş vermeyen çıban, irin rengi. Pek konuşmuyor. Arada hırıltı çıkarıyor. Yüzünde kara taşın katılığı, bakmaya korkuyorum. Onun da beni göresi yok. Hep avluda gözü. Kümelenmiş kara bakıyor, yıkık dökük evlere, sonra Erciyes’e. Sanki yavrusu değilim onun. Ağrısız, sancısız düşmüşüm yanına. Ebesi cinli, yarmış karnını da söküp almış döl yatağından. Tut ki misafir geldim kapına, bir selam ver. Buyur et, yer göster. Ben de küstüm gayri. Ötelerde uzaklarda ne var. Giden döner mi geri. Odamıza karaltı çöktü. Bugün pek kötü halimiz. Bakır mangal öylece duruyor, süs gibi. Yakında eskici hurdası olur. On paraya satarız. ”Kaldır şunu gözüm görmesin,” dedi geçen gün. Duymazdan geldim. Vazgeçmedi, "Kaldır," dedi. Yalvardım. ”Anacığım için kaldırmıyor ya, çocuklara oyun olsun.” Yüzünü çevirip ses etmedi. Mangalın başında ateşimiz sönmesin diye bildiğim duaları okudum. Şimdi kalan bir avuç kül. Bu bakırı Songül beş günlükken babam tekmelediydi. Topal ettiği yetmedi, gövdesi çizildi malımızın. Üçüncü kızına isyanı mangalın başına patladı. Lohusa diye belki elini kaldırmadı anama. Sonra neler etti ya… Atike de pek sümüklü. “Çekme o burnunu. Çeşmede yıka da gel,” dedim. “Ayaza çıkmam. Zati soğuk içime işlemiş. İki patatesimiz olaydı, şu külde pişer miydi,” dedi. Sesine bir sızı katarak söyleyince, Songül içlenip ağlamaya başladı. Ne anladıysa artık. Anam kara gömleğinin düğmelerini açtı, Songül’ü kucaklayıp memesini ağzına dayadı. Emerken yaşları yanağında bulgur gibi duruyordu bebenin. Havva’nın sesiyle irkildim. Avluya doğru koşup kapının sürgüsünü açtım, “Öldünüz mü hepiniz birden? Dönecektim valla. Bağıra bağıra canım çıktı.” “Hiç duymamışız,” dedim. Bir tafrayla odaya yöneldi. Yüzü de nasıl şişmiş, arı sokmuş gibi. Yağ bol, süt bol ne olacak. Anam küstü ya dayıma, kızına da hoş geldin demedi. Havva arsız arsız bir anama bir Songül’e baktı. “Hoş gördük hala. Nasılsın iyi misin,” dedi. “Şükür bugünümüze.” “Sen daha emziriyon mu koca danayı?” “Bitmiyor sütüm ben neyleyim.” “Babam tahin helvasını tenekelerle alıyor amma fayda etmiyor. Babam sütsüz inek diyor anama.” “Anan kızmıyor mu?” “Yoo. Bir geriliyor sorma. Ben iki oğlan doğurdum. Ablan doğuramadı ya diyor.” Anam Songül’ü çekti memesinden. ”Özümü çürüttün kız, yeter gayri,” dedi. Gözünü sise doğru çevirdi, sustu. Ağzı kurtlu Havva nerden çıkıp geldiysen, niye düzenimizi bozduysan… Anamın dertlerini depreştirdin. Havva dizlerini sıvazladı. Anama diyeceği vardı besbelli. Yutkunduktan sonra: “Hala, babamın sana çok selamı var. Evlerini kilitleyip gelsinler. Kış günü aç açık kalmasınlar, dedi.” “Küstüm ben ona,” dedi anam. Küslüğün sebebi gene babamdı. Mezarında bile rahat vermedi. Dayım cumayı sektirmez bize gelirdi, halimizi hatırımızı sorardı. Olan koyunumuzu dayımın sürüsüne verince, o da peynirimizi yağımızı taşırdı. Anamın kim kafasına koyduysa, dayıma babamın kırkıncı gecesi. ”Mezar yaptıracam eniştene, kaç para tutar ki,” diye sordu. “Çok tutar abla. Ne işine gerek şimdi bu yoklukta.” “Yaptıracam işte,” deyip diklendi. Anamla dayım iki keçi. Yolları mermer yüzünden küslüğe çıktı. Yirmi koyunumuz da, ”Çoban Ali’nin ruhuna Fatiha” ya telef oldu. Anam dayımın yüzünü görse belki barışır. Şu kızı elçi diye yollamış, hayırlısı bakalım. “Hala, bir yol dinle beni. Babam sabah kahveye gittiydi. Elinde Ömer amcamın er mektubuyla geldi. Hepimizi başına topladı, sesle okudu.”Ağbi bacımı düşümde gördüm. Hiç iyi değildi. Bedduasını alırsak perişan oluruz,” demiş.” “Anan ne dedi pekiyi?” “Ağlamaktan bir şey diyemedi. Babam da ben ablamdan korkarım, dedi. Beni yolladılar.” Soğuğa yiğitlik olmazmış. Dul anam, üç bacı, dört nüfus dayımın kanadının altına böylece girdik. Sis biraz geçit verdi de yeni hanemize vardık. Dayım anamın elini öpünce, anam da ona sarıldı. Yengemin göreceği gelmiş bizi. Sarılırken tazı gibi koca burnuyla kokladı. Ağustosta güneşte suyu kızdırıp da yıkandıydık en son. Nasıl kokuyorsak bilmem. Dayımın işaretiyle sofra kuruldu. Katığımız boldu ya yiyemedim. İki günün açlığı yumruk oldu boğazımı tıkadı. Uzun gün boynumuzu büktü. Esnemeye başladık. “Ahır sekisi sıcak olur,” dedi dayım. İki çaput yorgan bir de yün yatak verdiler. Atike, ”Ana kokuyor burası,” dedi. Anam, ”alışırsın kızım,” dedi. Benim gözüm ak entarili dedemi aradı. Penceresiz odaymış meğer. O vakit evimizin buz kesmiş duvarlarının kokusu burnuma doldu. Bu ayrılık babamınkinden de betermiş. Anam, ”Yengenden ibrikle, leğen iste.” ”Ana gene mi şükür namazı düştü aklına?” “Ne bildin kız,” dedi. Nasıl bilmem, hiç unutmadım ki o günü. Kör sinekler bastı mı ortalığı, ovada kuzular debelenir. Yayla zamanı gelmiştir. Eşeklere yükledik mi yükümüzü, önümüz sürü, yanımız çoban köpekleri yollara düşeriz. Erciyes’in kefen bezi baharda sökülür ama ak iplikleri dağılır her yana. Bir parça kar erimez aksilenir. Eriyen yerlerse taze gelin olur kına taşlarını parlatır. Kollarını açar, kavuşur hasretlikler. Obaların ayak sesleri, ak kuzuların çıngıraklarına karışır. Beyaz çadırlar kurulur. Yaylanın baharı cömert, otu başka biter, dikeni bile başka. Sütü ballanır kuzunun, yağı tatlanır. Türlü yüzünü bilirim Erciyes’in. Ben koyun sağmaktan geliyordum. Çadırımızın önünde bir kalabalık. Yaklaştıkça babamı gördüm. Elinde taş, anamı kurban gibi devirmiş, vuruyor. Vurdukça kan akıyor. Dayım yetişti anamı kurtardı. Babam tövbe olsun, şart olsun, diye yemin içti dayıma. Saçı başından ayrılan anam o gün el açtı, ”Benim gücüm yetmez. Senin başına da yıldırım çarpar inşallah,” dedi. Yağmurun düşmediği yere yıldırım gelecek diye anamla eğlendiler. Babam gündüz gözüne yapamadığını karanlığa sığınıp yaptı. Gene dövdü anamı. Yeminini, şartını unuttu. Seher vaktiydi. Çadırımıza yağmur düştü tıpır tıpır. Mal canın önündeymiş. Babam bir hışımla koyunlara koştu. Anam arkasından gitti. Çok sürmedi. Yalnız geldi. Yaşmağını çözdü. Gömlek kolunu kıvırdı. İbrikle, leğeni ortaya getirdi. Bana,”Su dök,” dedi. Abdest aldı. Namaza durdu. “Allah kabul eylesin anacım da, hangi vaktin namazı kıldığın?” “Şükrün namazı. Güzel Mevlam duamı kabul eyledi.” Dışarıdan obanın erkeklerinin sesi geldi. Çadırımızın ağzında, "29Başınız sağ olsun,” deyip kilim istediler anamdan. Parça parça yanmış babamı üstüne serdiler. Yağmur dindi. O gece kuzularımız, çoban köpeklerimiz sustu. Obanın bebeleri bile ağlamadı. Hele anam hiç. Elinde bir taşla ezdi toprağı durmadan. Sabah olunca babamın ağırlaşan vücudunu taşımaya kimseler yanaşmadı. Dayımın akılları pek çoktur. “Dürzünün dirisi de bela ölüsü de. Eşşeğe yükliyek de köye varsın. Belimize sırtımıza yazık.” Senesini geçti ya içimde bir yara kemiriyor. Anam selam verince sordum: ”Sen babamı yıldırım çarparken gördün mü?” “Nerden aklına geldi?” “Gördüysen hiç korkmadın mı, can çekişirken hiç acımadın mı?” “O bana acıdı mı, başımı ezerken?” Diyecek laf bulamadım. Songül’le Atike yorganın altında uyuyordu. Kıvrıldım ben de. Bacağımı bir şey ısırdı. Belki de etim seyirdi yorgunluktan. Bir kere daha oldu. Üstümde yürüyor her neyse. Anam da kızar ya söylemeden duramadım. “Beni sanki bir şey ısırıyor, üstümde geziniyor gımıl gımıl. Ne ola ki bu?” “Kız pire bu,” dedi anam. Odadan çıktı. Dayımların kapısına dayandı. Yumruklamaya başladı. “Kalk lan, sen de uyuma. Benim yavrularım pireli ahır sekisinde kaşıntıdan ölüyor. Bu muydu kardaşlığın senin, ömrü kesilesice.” “Abla tövbe de, indir ellerini. Çoluğum çocuğum ortada kalır. Kurbanın olurum.” “Ben anlamam. Al karını sen git yat bu gece ahır sekisinde. Yoksa almam bedduamı geri.” “Abla çocukların yanına kıvrılsak.” “Olmaz,” dedi anam. Aksakallı dedemi gördüm. Heybetinden korkmadım. Sisine de soğuğuna da razıyım. Anama baktım sonra, nasıl da Erciyes’e benzer. Yüce Mevlam babamı aldın ses etmedik, anasız koyma bizi.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Hırvatistan, dünyanın ilk ücretsiz oku..Metin Rudar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğur Ugan

17 Nisan 2026

Dinçer Güçyeter: "İnsan, geçmişinden n..

Misafir işçi olarak Almanya’ya giden anne-babasının sessiz kalmış hikâyesini, üç kuşağa yayılan bir göç anlatısı olarak romana dönüştüren Dinçer Güçyeter ile Türkçe çevirisiyle “yuvaya” dönen “Almanya Masalımız..

Devamı..

Emperyalist Savaşlara Kitlesel Direniş..

M. A. Karlin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024