Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Şubat 2021

Öykü

Haberciler

Hasan Fazlı Bora

Paylaş

0

0


            Kisir Assur attığı kemiklerden ürpererek geri çekildi. Falda koyu bir kasvet vardı. Kaybolan hayatlar, çekilmiş kılıçlar, kanayan bedenler ve ağlayan kadınlar gördü. İçine bir korku doldu. Bedeni ağırlaştı, nefesi boğazına takılmaya başladı. Hırıltılar boğazında düğümlenip söze dönüşemedi. Ne diyeceğini bilmez bir halde olduğu yerden kalkmaya çalıştı. Dizlerinde güç çekildiği için yine olduğu yere oturdu.

            Kisir Assur zorlukla eğilerek kemikleri tekrar topladı. Kumu elleriyle düzeltti. Kemikleri iki elinin arasına alarak salladı. Gözlerini kapatıp ellerini havada açtı. Kemikler kumların üzerine dağıldı. Gözlerini açmaya çekindi. Tekrara aynı şeyleri görürse kaçınılmaz olarak bunları Sulmu Belli’ye anlatmak zorundaydı. Gözlerini açıp kemiklerin kumun üzerindeki dağılışlarına baktı. Kasvet hem de kara bir kasvet vardı. Onları bekleyen felaketi bildirmek boynuna borç olmuştu. Aksi halde kendini bütün olacakların müsebbibi olarak addedecekti.

            Kendilerini bekleyen şey her neydiyse epeyce canlarını yakacağa benziyordu. İç görüsüne güveni tam olan Sulmu Belli’ye gördüğü her şeyi anlatmak için bütün gücünü toplayıp ayağa kalktı. Sivillerin bulunduğu alandan çıkıp kalenin yönetim bölümüne yağan kara aldırmadan hızlıca yürüdü. Kapıdaki askerin itirazlarına aldırmadan odaya daldı. Beti benzi atmış bu yaşlı bilgeyi karşısında bu kadar ürkmüş görmemişti daha önce Sulmu Belli. Yanındaki muhafız komutanının sözlerini yarıda keserek koluna girip onu ocağın yanına oturttu. Kupadan kâseye siyah üzüm şarabı doldurarak Kisir Assur’a uzattı. Kisir Assur birkaç yudum alıp derin bir nefes çekti. Anlat, dedi. Dilim dolanıyor. Gördüğüm şeyler hiçte hayra yorulacak alametler değil, dedi yaşlı bilge. Daha önce böyle kanlısını görmemiştim. Sulmu Belli yanında bulunan muhafız komutanına dönerek parmaklarıyla iki işareti yaptı. Bu muhafızların sayısını ikiye çıkar demekti. Komutan hızla dışarı çıktı.

            Komutan dışarı çıkınca Sulmu Belli, Başka ne gördün, diye sordu. Kan gördüm, dedi. Başkaca da bir kelime çıkmadı ağzından. Sustu ve yorgun bedenini zorlukla hareket ettirdi. Merdivenleri yavaş yavaş adımladı. Gördükleri yaşlı bedenine çok ağır gelmişti. Bu yükü yaşlı bedeniyle nasıl taşıyacağını uzun uzun düşündü. Ne göreceğini bilmek genç bir kâhin için kolaydı ama o, zamanın bedeninden ve ruhundan kopardıklarından arta kalanla idare eden yalnız ve yorgun bir kâhindi. İşaret fişeğini yakmış ama çıkacak olan yangını tek başına söndüremeyecek kadar mecalsizdi.

            Fırsatı varken neden bir çoban olarak kalmadığını düşünür ama içini kemiren bilme merakını bir türlü yenemediği için saraylarda ağırlanırdı. Bilmek, bilmek isteyen toplumlar için bir mücevherdi ve kendi gençliğinde bilen insanlar el üstünde tutulurdu. Oysa şimdi birkaç şarlatanın ortaya attığı sahte bilgilerle toplum uzunca bir zaman oyalanıp duruyordu. Bu sahte bilgilerin son halkası ortaya atıldığında toplum kendini ısıran akrep kadar çaresiz kalacaktı. Bu çaresizliğe üzülüyor ama elinden de bir şey gelmiyordu.

            Eskiden bütün yazıcılar dört dil bilirdi. Şimdiki yazıcılar ise sadece kendi dillerini biliyorlar. Daha önce yaşamış toplumların fikirlerinden zerre kadar nasiplenmiyorlar. Varsa yoksa Asur sarayında krala methiyeler dizip kralın lütfuna mazhar olma telaşı. Kral uzun zamandan beri tek derdi mal mülk olan toplumun tohumlarının kendinden önce atıldığı görür için içini yerdi. Ninova da bu çetrefil çaresizliği gören Kisir Assur oradan uzaklaşıp bu sınır kalesine yerleşmişti. Tek derdi vadesini burada doldurup tek kıstas olan zenginlik mengenesinden uzak durmaktı.

            Zenginlik hevesi, veba mikrobu gibi hızla yayılıyor en ücra kentlere ve kalelere sızıyordu.  En çok malı veren en çok saygıyı görüyordu. Oysa saygı insanın kendi varlığından ileri gelen bir kavramdı ve sonradan üzerine yapıştırılan her şey iğreti ve yapmacık duruyordu. Çil çil altınların kor alev olup insanların boğazından girdiğini gördüğü faldan sonra yaşanacak felaketlerin zenginlik hırsından kaynaklandığını çok iyi biliyordu ama insanları bu noktadan sonra buna inandırmak onun gücünün dışındaydı. Çaresizce olacakları izlemekten başka elinden bir şey gelmezdi.

***

            Dağın doruğundan ve karların arasından iki süvari göründü. Simsiyah kıyafetleri beyaza bürünmüştü. Oysa Gabarru Ana Assur üç kişi bekliyordu ve bir de terkileri olacaktı. İkisi eşgale uyuyordu ama üçüncü kişi yoktu. Bu bir tuzak olabilirdi. Bu ölümcül tuzak hem kendi sonu olurdu hem de Asur Sarayının bunca emeğini boşa çıkarırdı. Temkinli davranmak zorundaydı. Süvariler kale kapısına yaklaşınca merdivenlerden indi ve kapı muhafızlarına kapıyı açmalarını emretti. Süvarilerin elleri ve dudakları mosmor olmuştu ve nefes almakta zorlanıyorlardı.

            Gabarru Ana Assur iki atın yularından tuttu. Süvariler atlarından indiler. Birinin başı döner gibi oldu. Eliyle iki gözünün kapattı. Bir süre böyle bekledi. Sonra kendine geldiğini belirten bir baş hareketi yaptı. Kalenin içine doğru yürüdüler. Kapı muhafızları kapıyı tekrar kapattı. İki yabancı Gabarru Ana Assur’un himayesinde yürüdüler. Askerler meraklı gözlerle iki yabancıyı gözlüyordu. Atlar ahırda bağlandı. İki yabancının içi ısınsın diye her birine bir kase pekmez şerbeti içirdi. Kendilerine geldiler. Ocakta ateş harlıydı. Yemekler yendi. Hâlâ kimseden çık çıkmıyordu. Gabarru Ana Assur endişeyle bekliyordu. Bir arkadaşımız daha vardı o yolda uçurumdan düştü. Terkiyi de kurtlara kaptırdık, dedi. Gabarru Ana Assur derin bir nefes aldı. Beklediği haberciler bunlardı. Tablet nerede, diye sordu. Biri elini göğsüne götürüp ağzı mühürlü bir tablet çıkardı. Gabarru Ana Assur mührü açtı. Okudu. Hemen demir bir çubukla yazıları kazıdı. Tableti toz oluncaya kadar ezdi. 

 Gabarru Ana Assur her zaman kalede iki ulak hazır bekletirdi. Bütün olumsuzluklara her an hazır olmak Ninova sarayına duyduğu sadakatten ileri geliyordu. Kilhaneye inip kendi elleriyle kil aldı. Ocağın yanan ateşinin ışığında tableti yazdı.

“Kralım efendim Tikilti Ninurta’ya:

Sağlığınızı dilerim. Pers sarayındaki gizli görevlim adı kırmızı mürekkeple yazılı yazıcının belli aralıklarla Pers Sarayına sarayımızın bütün bilgilerini not edip gizli haberleşme ağıyla gönderdiğini ortaya çıkardığımı bildirir, uzun ömürlerinizi dilerim.

Kulunuz hizmetçiniz Gabarru Ana Assur.”

Tableti iyice sardı ve ağzını mühürledi. Tabletin yolda açılması ve yanlış kişilerin eline geçince bir şey ifade etmemesi için Sümerce ve şifreli olarak yazmıştı. Tableti yalnızca yaşlı yazıcılar okuyabilirdi ki bu da tabletin saraya yetiştiği anlamına geliyordu.

Hızlı adımlarla habercilerin kaldığı odaya indi. Kapıyı açıp içeri daldı. İki haberci de uyumamıştı. Şimdiden tezi yok bu tableti saraya ulaştırması gerektiğini söyledi. Nabu Dammiq bunun için gönüllü oldu. Tamam, dedi. Gabarru Ana Assur. Çıkıp bu haberi Sulmu Belli’ye bildirdi.

Nabu Dammiq’in günlerce yol gitmesi ve ölmemesi gerekiyordu. Yanına muhafız alması dikkat çekeceğinden yalnız başına yola koyuldu. Çıktığını diğer haberci kapı muhafızları ve iki yönetici biliyordu. Bu iyiye işaretti. Kaleden vadiye inene kadar ortalık gri bir aydınlıkla kaplıydı. Uzaktan gürül gürül akan nehrin sesinden başka ses yoktu. Bu ürperten sessizlik onun aklına bin bir soru işareti bıraktı. Neden gündüz değil de gece? Kendini koruyacak her türlü donanıma sahipti ama daha önce hiç karşılaşmadığı şeylerle karşılaşırsa sonu ne olurdu?

Soğuk bir esinti hissetti yüzünde. Çok geçmeden kar taneleri yüzüne değmeye başladı. Bazen rüzgârda savrulan kar taneleri tam yüzüne değecekken uzaklara kadar uçuşuyordu. Kar hızlandı o, nefes almakta zorlanmaya başladı. Vadi nispeten açığa göre daha korunaklıydı çünkü rüzgâr açıkta estiği kadar vadide esmiyordu. İnsan boyu kar yağdığı için yolu kestirmek hayli zordu. Bembeyaz örtü altında her yer birbirine benziyordu. Darboğaza geldiğinde artık vadiden çıkması gerektiğini anladı. Atın yönünü yukarı çevirdi. At kocaman açılmış burun deliklerinden hızlı hızlı nefes alıp verdi. Rüzgârın uğultusu ve kar taneleri geceye umutsuzluk pompalıyordu. Böyle bir gecede at sırtında yol almak atın üstünde kaskatı kesilmeye davetiye çıkarmaktı. İnip atın yularını çekti. Yorulmak bu yolda aynı anda yaşamanın diğer adıydı. Yaşıyor olmanın diğer adı nefes nefese yol almaktı. İç kaleye varmak için bir buçuk gün daha yol alması gerekiyordu. İç kalede atını değiştirecek ve durmadan yoluna devam edecekti.

Taş köprüye vardığında gün yavaş yavaş aydınlanıyordu. Su köprünün altından çağıldıyor, at su içmek için sabırsızlanıyordu. Buraya kadar her şey istediği gibi gitmişti. Üstüne aldığı vazifeyi kutsal biliyor ona göre yol alıyordu.

Son dağı aşıp düzlüğe vardığında o da atı da çok yorgundu. Bir an önce saraya varmak istiyordu. Fırtına, soğuk ve umutsuzluk geride kalmıştı. Bu yolculuktan sonra uzun bir süre dinlenmeyi düşünüyordu. Son bir gayretle atının sırtına bindi. Birkaç saatlik yolu kalmıştı. 

***

Tab Şill Eşarra ağzı mühürlü tableti bir bebeğe ürperir gibi usulca aldı. Masanın üzerine koydu. Göz ucuyla Nabu Dammiq’e baktı. O da bu kadar, dedi. Başka yok. Kapıda duran askere seslenip için haberci için sofra hazırlamalarını emretti. Nabu Dammiq sedire uzanıp ayaklarını uzattı. Tab Şill Eşarra kokusu etrafa yayılan böğürtlen şarabından bir kâse doldurup Nabu Dammiq’e uzattı. Kâseyi bir dikişte içti. Bir tane daha isteyip istememe arasında kararsız kaldı. Bu üçüncü göreviydi ve ne kadar şarap hakkı olduğunu henüz bilmiyordu. Göz ucuyla Tab Şill Eşarra’ya baktı. O da bu mahcup bakışın altında şarap arzusu olduğunu anladı. Kâseye uzanıp bir tane daha doldurdu. O bunu yavaş yavaş içti. O arada buharı üstünde yemekler geldi. Günlerce yolda aç kalan Nabu Dammiq yemeği hak ettiğini düşünüp saldırdı.

Tab Şill Eşarra ağzı mühürlü tableti usulca açtı. Asur’un bütün haberleşme sisteminin başındaki adam olmasının rahatlığıyla tabletleri çoğu zaman okumazdı. Bu tableti oku diye bir ses içini kemirdi. Hızlıca tablete göz gezdirdi. Gözüne ilk ilişen kırmızı mürekkepti. Adını görünce başından aşağı kaynar sular dökülür gibi oldu. Güçlükle tabletin tamamını okudu. Kalp atışları hızlandı. Nefes almakta zorlanmaya başladı. İki eli de titriyordu. Nabu Dammiq öylesine yemekle meşguldü ki etrafında olup biten hiçbir şeyden haberi yoktu. Tab Şill Eşarra cebinde sakladığı keseyi ovaladı. Hızlıca şarap kâsesine uzanıp Nabu Dammiq’e şarap doldurdu. Kesedeki tozu içine boşalttı. Şarabın rengi matlaştı. Ama Nabu Dammiq bunu fark edemeyecek kadar meşguldü.

Tab Şill Eşarra hızlıca odadan çıkıp vezir İssar’ın yanına vardı, önemsiz bir tablet dışında acil bir haber olmadığını bildirdi. Yanındaki askerle havuzun başına indi. Askere kilhaneden dört tane kil alıp gelmesini emretti. Asker hızlı adımlarla bahçeden çıktı. O da hızlıca odasına döndü. Nabu Dammiq fosur fosur uyuyordu. Tableti çabucak yok etti. Tozları ocaktaki küle karıştırdı.

Midesindeki kramp hafifledi. Kapıya çıkıp etrafına göz gezdirdi. İçeri geçip sandalyesine oturdu. Bu kâbusu bitirmek için önce tabletleri yazmalıydı. Aksi takdirde mart ayından önce kellesi vurulurdu. Böylesine bir sırrı çözmüş ve hayatını pamuk ipliğine bağlamış bu haberciyi ortadan kaldırmak zorundaydı.

Sınır kalelerinde kim olduğunu bilmeyen ama ondan gelecek haberle herkesi yok edecek kadar sadık cellatlar hazır bekliyordu. Bir kuş kadar hızlı davranmak zorundaydı. En küçük bir hata onu hayatından Pers sarayını da hayallerinden edecekti.

Vezir İssar kış aylarında kuzeyden savaş dışında başka haber gelmeyeceğini çok iyi biliyordu. Tab Şill Eşarra’nın odasına gitti. Masaya yanaştı. Sessizce tablete yazılanları okudu. Tab Şill Eşarra onu fark edene kadar bütün sır ifşa olmuştu.

 – Tablet nerede?

– Şey efendim onu kaybettim.

– Ninova sarayında tablet kaybolduğu ne zaman görülmüş.

– Size bilgi vermeye geldiğimde biri onu almış.

– Ne yazıyordu tablette?

– Şey okumadım efendim.

Bunu söylerken dili dolandı. Vezir onun yazdığı tableti eline alıp “hemen kralımızın huzuruna çıkıyorsun.” Dedi. Tab Şill Eşarra yolun sonuna geldiğini anladı.

Kralın huzuruna vardıklarında vezir olanları anlattı. Kral eğer bildiği her şeyi açıklarsa onu af edeceğini söyledi. Tab Şill Eşarra bildiği her şeyi anlattı. Kral burnunun dibine kadar giren düşmanına bir ders vermek için ordusunu topladı. Ortalığa koyu bir kasvet yayıldı. Kılıçlar çekildi. Savaş davulları çaldı.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ahmet Ümit Yalnız DeğildirT. Erbarıştıran
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

7 Mart 2025

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Ramazan ayının en özel lezzetlerinden biri olan ramazan şerbeti, Osmanlı mutfağının mirası olan ferahlatıcı ve sağlıklı bir içecektir. Gün boyu susuz kalan vücudun sıvısını dengelemek ve iftar sofralarına lezzet katmak için tercih edilen bu içecek hem besley..

Devamı..

Antalya’nın Meşhur Yemekleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024