Bütün şehirlerden gideceğim
Kaldırımlara bıraktığım ayak izlerimi
Yağmurlar denizlere taşıyacak
Bu kenti böyle terk edeceğim
Mezarlıktaki çukuru boş bırakarak
Böyle terk edeceğim bütün kentleri.
Nereye gideceğimi sorma Omedya’m? Bilmiyorum. Sadece kaybolup gitme isteği işte. Ardımda bir kayıp ilanı olmadan bile. Bir anı bir iz bırakmadan. “hiç olmadı ki” cümlesinin bile sarf edilemeyeceği bir anlamda kaybolup gitme isteği. “Yeni ülke” veyahut “yeni/başka denizler” bulma isteği mi içimdeki Omedya’m? Hayır, hayır. Aradığım ne cennet ne de cehennem. Böyle bir ihtimalin söz konusu olmadığı bir şey belki. Düşün bir, bundan bin yıllar önce herhangi bir coğrafyada yaşamış bir kimsenin herhangi bir izine rastlanmaması gibi bir şey.(Acaba benim bu cümleyi kurmam bile, o kimseye dair bir şeyler vermedi mi?) Yüzlerce, binlerce belki milyonlarca ihtimalden sadece biriydik. Şimdi devam edip etmemek o ihtimale, elimizde mi emin olamıyorum. Yaşamı sadece güzel, tatlı ’anların toplamı olarak mı düşlemek lazım? Düş de yakar... An da yakar... Anı da... Hele hele hafıza... Yaşarken yalnız yalnız ölürken ....... kalabalık ....... Bir yoldur yürüdüğümüz, durduğumuz, yaşadığımız, öldüğümüz bir yoldur. Döne döne, yana yana, yanıla yakıla, yıkıla yıkıla; tökezleyerek, emekleyerek, koşarak, boynu bükük, başı dik, yalnız, kalabalık, yalnız-kalabalık, kalabalık-yalnız. Düştük yola... Neresine? Neresindeyiz? Var mı bir sonu? Ya şu sapaklar? Kavşakta mıyız şimdi? Sorular, sorular, sorular… Sorulmaktan yoruldular! – İz bırakıyorum tanımadığım gözlere. – Yüz bırakıyorum. – Ben terimi bıraktım buğday tanesine. – Soluğumu bıraktım bir dilsizin sesine. Kelimeler bıraktım. Sonra rengimi bıraktım bir körün gözlerine. Karanlığı ışığa bıraktım. Işığı karanlığa. – Ben mi dostum? Ateşi bıraktım suya. Suyu ateşe... Omedya’m şu küçük beyaz kelebekler var ya, pervaneler, lambanın etrafında dönüp dururlar hani... Şimdi gaz lambalı gecelerden bir tümce uğulduyor kulaklarımda: “Serwa adirî perrené, adir tirrené” ve dokunur ateşe pervane. Kendini mi bulur, kayıp mı olur? Bilinmez. Ama bilir sonunu Prometheus. Bilir her gün ciğerlerinin dişleneceğini, ama çalar ateşi işte. Bilir Sysiphos tepeye çıkaracağı kayanın tekrar yuvarlanıp aşağı gideceğini. Ama taşır yine de. Taşır.




