Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Mayıs 2024

Söyleşi

Irmak Zileli: "İnsan eylemlerinden sorumlu olduğunun bilincine vardıkça özneleşir."

Ada Demir

Paylaş

1

0


Ada Demir: Son romanınız Her Şeyi Gördüm’de bir grup genç karşılıyor bizi/okuru. Ancak bu gençlerin isimlerini bilmiyoruz. Her birine renkler atfedilmiş. Cinsiyetleri de çok dikkatli okurlar tarafından anlaşılabilir. Ve bu kodlar, karakterlerin romandaki duruşlarını da yansıtıyor. Dikkatimi ilk çeken noktalardan biri bu oldu. İsim ve cinsiyetlerdeki bu “kodlama” yönteminin altında ne yatıyor?

Irmak Zileli: Ben, bu romanı yazarak zorbalığın ve kötülüğün farklı görünümlerine işaret etmek istedim. Aynı zamanda kötülüklere zemin hazırlayan ortamı da göstermekti amacım. Birtanık eğer arkadaşlarının isimlerini verseydi bu amaçtan uzaklaşmış olurduk ve aslında birtanık da yeni bir kötülüğün başlaması için uygun zemini yaratmış olurdu. Mesele tekil olayların sorumlularını bulup cezalandırmak değil, o olayların meydana gelişinin arkasındaki dinamikleri çözümlemekte. Hele ki olayın özneleri gençler olduğunda… Çünkü spot ışıklarını, herhangi bir gencin üstüne tutmadan önce, genç insanların yaşam alanlarını, var oldukları bu dünyayı inşa eden yetişkinlere çevirmek gerekiyor. Bu bakış açısıyla gençleri etiketlemekten kaçınmamız gerekiyor. Gerçi şu hayatta kimseyi etiketlememekten yanayım ama çocuklar ve gençler söz konusu olunca daha da hassaslaşıyor konu. Cinsiyetlerin belirtilmemesi ya da öne çıkarılmaması da biraz bundan kaynaklanıyor. Biyolojik olarak bir cinsiyete işaret etmek, o gençleri dışarıdan bakıp tanımlamak ve belki de tercih etmeyecekleri bir etiketi üzerlerine yapıştırmak anlamına gelecekti. Ayrıca yaşanan olayda rol alan kişilerin cinsiyeti belirleyici değilse belirtilmesine gerek de yok demektir. Sanırım dikkatimizi kötülük olgusunun ya da zorbalığın kendisinden uzaklaştıracak her türlü vurgudan kaçındım. Bir de tabii birtanık, arkadaşlarını zor durumda bırakmak istemiyordu. Kimsenin başını derde sokmak değildi niyeti. Hatta onları suçlu olarak ifşa etmekten çok, bir yüzleşmeye davet etmekti bence amacı. Tıpkı kendisinin de masum olmadığı gerçeğiyle yüzleşmiş olması gibi. Dolayısıyla otorite konumundaki yetişkinlerin ipuçlarını takip ederek öğrencileri tespit etmesine meydan vermek istemedi.

AD: Karakter-renk konusu dışında ilginç de bir anlatıcı tercihiniz var. Bir tanığın yazdığı e-mailleri okuyor, tanık oluyoruz. Bazen bir dedektif gibi iz sürmesine bazen de “nerede-nasıl ifşa etsem” kararsızlığına tanık oluyoruz. Bu “tanıklık” konusunun sizin için romandaki okulla sınırlı kalmadığını düşünüyorum. Yaşadığımız dünyayla, ilişkilerle ve pek tabii okurla bir ilişkisi var gibi… Hem anlatıcı tercihinizi hem de bu “tanıklık” vurgunuzu nasıl açıklarsınız?

IZ: Bir şeye tanık olmak, ona dair bir bilgi edinmiş olmaktır. Bilgi bizi sorumlu kılar. Bilmediğimiz şeyler için sorumlu tutulamayız belki ama bir şeyin bilgisine sahip olduğumuz anda iş değişir. Gördüğümüz, duyduğumuz andan itibaren bazı sorumluluklarımız vardır. Müdahale edebilecek durumdaysak müdahale etmek, itiraz edilecek bir şeyse itiraz etmek, başkalarının da duyması, bilmesi gereken bir konuysa buna aracılık etmek… İnsan eylemlerinden sorumlu olduğunun bilincine vardıkça özneleşir. Aksi durumda bir şeylere maruz kalan nesnelere dönüşürüz. Görüp duyduklarımız karşısında sesimizi çıkartırsak başımızın derde gireceği korkusunu içimize salarak pasifize eden bir sistem söz konusu. Konuşan özneler olmamız, tanıklığın getirdiği sorumluluğu yerine getirmemiz bizi bu pasif konumdan kurtarır. O yüzden aslında güç de verir. Birtanık’ın, anlatıcı olarak metinde ortaya çıkışı tam da bu güce işaret eder. Bir hikâyenin anlatıcısı olabilmek, konuşan bir özne olarak ortaya çıkabilmek demektir ve bu kişiyi güçlendirir. Bu öyle bir güçtür ki, mağdur konumundan çıkmayı ama bunu zorba konumuna geçmeden yapmayı sağlar. Birtanık’ı güçlü kılan en önemli özelliği kendi hatasının da sorumluluğunu alabilmesi, kendisiyle yüzleşebilmesinden gelir. Yani hikâyesinin anlatıcısı olarak kendini kayırmaz, hatasını örtbas etmez, bunu bir iktidar aracı olarak kullanmaz. Böylece anlatıcı olmanın kendisine sağlayabilecek avantajlarını da bir kenara itmiş olur. Gerçeği işine geldiği gibi eğip bükmeyerek vicdanlı bir tanık olmanın gereğini yerine getirir.

AD: Son yıllarda hem ebeveynlerden hem eğitimcilerden hem de durumun mağduru ve faili olan çocuklar ve gençler tarafından çokça duyduğumuz bir konu “zorbalık”. Eskiden de vardı ama artık çok sıklaştı. Romandaki okulun öğrencileri içinde zorba da var, zorbalığa uğrayan da… Bir de iki tarafı da görüp sessiz kalanlar. Hayatın içinde, okulların içinde zorbalar ve zorbalıklar neden bu kadar çoğaldı sizce?

IZ: Çağımızda bireysellik, toplumsallığın önüne geçti. Geçmişte bireyin ihtiyaçlarını toplumun ihtiyaçlarının önüne geçirmesi ayıp sayılırdı. Bugünse bireysel ihtiyaçların her şeyin üstüne çıkarılması olağan, hatta desteklenen bir şey oldu. İnsanın kendi bireysel sınırlarını, haklarını, ihtiyaçlarını gözetmesi, benliğine ve kendilik değerine sahip çıkmayı öğrenmesi önemli elbette. Bu şekilde özgürleşmiş bireyleri, eski tarz iktidar biçimleriyle, höt zöt yaparak, açık baskı uygulayarak, yasaklarla ve engellemelerle kontrol altına alıp, yönetemezsiniz. Bu iyi haber. Kötü haberse şu; iktidarlar boş durmaz. Bu “yeni insan”ı yönetmenin yeni yollarını bulur. Bu “bireyselleşme”nin hızla ele geçirilip başka bir şeye dönüştürülmesi de o yollardan biri oldu. Neoliberal kapitalist sistem, bireyi içten fethetti. Kendi çıkarları dışında hiçbir şeyi önemsemeyen bireyler haline gelmeleri için tüm aygıtlarını kullanarak, sistemin çarklarını

döndürmesi için ihtiyacı olan neferleri yarattı. Örneğin; başarılı olmanın kişinin kendisinde bittiği yalanını beyinlere kazıdı. Sen istersen yaparsın, çok çalışırsan kazanırsın söylemleriyle, başarının ya da başarısızlığın bir sistem meselesi olduğunu gizlemiş oldu. Başarının insanın etrafıyla, çevresiyle, içinde bulunduğu ortamla ilgisi olmadığı fikri, onu “öteki”lerden tamamen koparttı. “Öteki” işbirliği kurulacak kişiler olmaktan çıktı. Aksine düşmanlara dönüştü. Ben eğer tek başıma her şeyi yapabilecek kudretteysem onlara ihtiyacım yok, hatta onlar olmazsa rakibim olmaz, başarma şansım artar, düşüncesi içselleşti. Böylece rakibi olmayan ama sürekli çalışırsa başarıya ulaşabileceği illüzyonu içinde rekabetçi köleler yaratılmış oldu. Ötekine ihtiyacı olmayan narsistler çağında dayanışmaya, sevgiye, diğerkâmlığa neden yer olsun? Fakat tabii zorbalık sadece yaratılan bu “yeni insan” aracılığıyla olağanlaştırılmıyor. Zorbalığın kolayca yasalaşabildiği bir dönemdeyiz. Zorbalık nedir? Başkasına yaşam hakkı tanımamaktır. Şu an ülkemizde, sokak hayvanlarının toplanıp katledilmesine yol açacak bir yasanın meclise gelmesi konuşuluyor. Balık baştan kokar. Eğer bir ülkede yaşam hakkı bu şekilde yok sayılıyorsa, bir katliam yasalaşabiliyorsa, ülkenin herhangi bir okulunda bir köpeğin kuyuya düşüp can vermesi bizi şaşırtmamalı.

AD: Gizemli mailleri gönderen “birtanık” karakterini diğer karakterlerden ayıran şey neydi/ne oldu? Korkuyor, kararsız kalıyor, kaygılanıyor ve diğerleri gibi sessiz kalıyor. Sessizlik suçu işliyor gibi…

IZ: Birtanık’ı diğerlerinden ayıran şey sorgulama cesareti göstermesi. Sorguladıklarının içinde kendi yaptıkları ya da yapmadıkları da var üstelik. Deminki sorunuza verdiğim yanıtta bu çağın insanları giderek daha bencilleştirdiğinden söz etmiştim. Öteki insanların ihtiyaçlarını ve tüm canlıların yaşam hakkını savunmaya gerek görmeyen bir yeni insan ortaya çıktı. Ama birtanık bize bu “yeni insan”ın içinden başka bir ihtimalin de doğabileceğini gösteriyor. Sessiz kaldığını söylediniz ama en nihayetinde konuşmayı seçmiş biri birtanık. Üstelik sadece bir tane olay hakkında ya da akranlarının yaptığı zorbalıklarla ilgili de değil. Öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, velilerin eylemlerini de sorguluyor. Evet tam da dediğiniz gibi korkusuna, kararsızlıklarına ve kaygıya rağmen yapıyor bunu.

AD: Romanın önemli eleştiri spotlarından biri de yetişkinlere yöneltilmiş. Özellikle de karar verici konumdaki yöneticiler, müdürler… Özellikle çocuklarla ve gençlerle iletişimde olan bu gibi görevlilere, yetişkinlere ne gibi önerileriniz olur?

IZ: Okulda ya da başka yerde biz yetişkinler, çocukların perspektifinden dünyaya bakmayı öğrenmeli, onların birer birey olduğunu unutmamalıyız. Yıllar önce okuduğum bir çocuk kitabında, kitabın çizeri bir çocuğun bakış açısından resmettiği hikâyede, yetişkinleri sadece bacaklar olarak göstermişti. Kalabalık bir kumsalda geçiyordu olaylar. Bir sürü bacak çocukların üstüne üstüne geliyordu. Çocukların algısının ne olduğunu anlayabilmek için oradan bakmayı başarmak lazım.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Çöl YazılarıG. H. Geray
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cafer Solgun

21 Mayıs 2026

Bir Kürtçe Direnişi ya da Mehmed Uzun

Oysa daha gençti ve söyleyecek sözü bitmemişti ve Diyarbakır’a gelişi için, “Ben buraya ölmek için değil, yaşamak için geldim” demişti.Me dixwest ku em jî wek her kesî li ser axa xwe azad bijîn. Em bi xwe bajon, biçînin, derxînin, û ji bo rojên xwe yên pêş, bi xw..

Devamı..

Ayurvedik Bakış Açısı

Ferhan Yüksel

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024