Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Ekim 2020

Öykü

Kalp Bulantısı

Sima Nubıhar Çelik

Paylaş

2

1


Ellerini masanın üzerine çıkardı ve yüzüne masumane bir tavır yerleştirdi.

“Neden?” diye soracak oldu, geri çekti kendini. Sonbahar geldiğinde hep neden diye sormak gelirdi içinden. Neden? Neden? Neden?..

“Arabayı bıraktın mı evin girişine” diye sordu birdenbire.

“Evet. İçerisinde eşyaların da var. Bulduğumu attım bavulun içine. Ne kaldı bilmiyorum. Eksik bir şey olursa ararsın.”

“Tamam, kendine iyi bak. Ha köpeğin bu hafta veteriner randevusu var, unutma emi.”

“Tamam, unutmam. Sen de kendine iyi bak.”

İşte bu kadardı. Yılların, yolların, su birikintilerinin, öpüşlerin, nevresimlerin, çimlerin, bakışmaların son sahnesi bu masa konuşmasıydı. Kafasını gökyüzüne kaldırarak baktı havaya. Yağacak gibiydi sanki. Şemsiye almamıştı. Üç buçuk yıllık kalp bulantısı sona ermişti.

Yürüyerek dükkânların vitrinlerini ve insanları izlemek istedi. Yalnızca önüne bakarak yürüdü ama. Kafasını kaldırıp tek bir yere bile bakmadı. Sokağından geçerken kokusunu içine çektiği fırının sahibi el değiştirmişti. Yerlerde bir sürü yaprak ve çöp vardı.

Kapının anahtarını cebinden çıkarırken ekmek arası köfte çekti canı ve kendini sokağın başındaki seyyar köfteciye gitmek için zorladı. Yapamadı. Yaptığı tek şey içeri girip olduğu gibi yatağa uzanmak ve tavanı izlemekti. Aslında beynini tavana yansıtıyormuş da görüntüler perdede sergileniyormuş gibiydi. Böyle bir süre yattı.

Uyandığında tam 19 saat sonrasıydı. Neredeyse ertesi günün akşamüzeri. Ne yapmıştı bu kadar saat uyuyarak? Sanki uyanık olsa dünyaya ne faydası olacaktı?

Başının ağrısını ve guruldayan midesini yok sayarak oturdu masanın başına. Yıllardır ona gitmeyen mektuplar yazmıştı. Toprağın altına giden bir postacı yoktu çünkü. Yine çareyi ona mektup yazmakta buldu. Adresini yazamadığı mektuplar yaralardı insanın kalbini. Tüm inancını ve umudunu eline alır, buruşturur, ezer, yırtar sonra da atardı bir köşeye bu mektuplar. Bunu defalarca yaşamış ve tecrübe etmiş olmasına rağmen yine de yapardı. Başka bir sığınağı, şemsiyesi ve yapacak bir şeyi yoktu çünkü…

“Sevgilim.

Hiçbir yere gitmeyen mektuplar yazmaktan yorulan ellerimle yine sana sesleniyorum. Her yazdığımda bir daha yazmayacağım desem de yine bunu yaparken buluyorum kendimi. Olsun senin için yapabildiğim tek şey bu artık. Çiçekleri toprağının üzerine bırakmaktan başka. Ama beni biliyorsun. Bunun ne sana ne bana hiçbir anlam ifade etmediğini düşünüyorum. Dün, senden sonra başladığım bir yolu daha yarısına bile gelmeden, nefesim kesilerek bıraktım. Seni aradığım her şey ve herkes yüzüme senin tırnağın dahi olamayacağını bir tokat gibi vurdu. Utanmıyorum halimden, acımıyorum da. Sadece özlüyorum. Seninle geçen her saniyeyi.

Hatırlıyor musun? Bu havalarda yaptığımız şeyleri. Bir de Cumartesi günleriyse, yaptığımız her şey iki kat daha anlamlı olurdu. Zaten seninle yaptığım en sıradan şeyler bile çok anlamlıydı. Şimdikilerden çok çok daha anlamlı. Seni her yerde arıyorum. Koridorlarda, sokak lambalarının altında, evlerin caddelere bakan penceresinin arkasında, sabah haberlerinde, yeni yıkanan çarşaflarda ve aklına bile gelmeyecek bir sürü şeyde. Öyle ki sen de artık hiçbir yerde çıkmıyorsun karşıma. Galiba artık yüzünü unutmam gerektiğini düşünüyorsun. Böyle bir şey mümkün mü sevgilim? Evren üzerinde böyle bir düşünceyi düşünebilecek tek bir insan yok. Senin yüzünü, kokunu, ellerini, saçlarını, dişlerini, tırnaklarını, omurganı, ayaklarını, gamzeni nasıl olur da unutabilirim?

Galiba yolun sonuna geliyorum sevgilim. Hayat sensiz geçirdiğim her dakikayla benden öcünü alıyor. Kimi incittim? Kimin nefretini kazandım? Bir sabah kapı çalındığında arkasındakinin sen olacağı fikri bile beni bu denli deliye çevirirken, senin yokluğunla neden sınanıyorum? Bilmiyorum, sen de bilmiyorsun, kimse bilmiyor. Bilmiyoruz…

İlgisizmişim. Öyle diyor senden sonra konuştuğum herkes. Kalbimi açmıyormuşum kimseye. Öyle mi dersin? Sonsuza kadar kapanan bir kalp neden açılsın ki olur olmadık yerde?

Böyle sevgilim. Annem arıyor şimdi. Eminim yine uzun uzun anlatacak hayatın devam ettiğini, ses tonumu duyunca. Umurumda değil devam eden hiçbir şey. Senin nefesinin, dünyanın rüzgarından çekildiği gün benim için dünyanın bir önemi kalmadı. Annem açmadığımı görünce ısrarla bir daha arıyor. Telaşlanmıştır yine şimdi. Seninle buluştuğumu bilse sevinir, ama söylemem. Çünkü seninle buluştuğumu öğrenince aslında üzülür. Çünkü sen yoksun. Seninle mektuplarla bile buluşamıyorum ben.

Oysa başka bir hayatın olduğuna inanmak ne çok isterdim. Belki son verirdim bu hallerime. Umut olurdu bana. Kendime iyi bakmayacağım ve deliler gibi seni düşüneceğim.

Seni düşünerek yok olacağım…”

YORUMLAR

Oğuz Kırman

❤️🧡💛💚💙💜

9 Ekim 2020

Öne Çıkanlar

Hırvatistan, dünyanın ilk ücretsiz oku..Metin Rudar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğur Ugan

17 Nisan 2026

Dinçer Güçyeter: "İnsan, geçmişinden n..

Misafir işçi olarak Almanya’ya giden anne-babasının sessiz kalmış hikâyesini, üç kuşağa yayılan bir göç anlatısı olarak romana dönüştüren Dinçer Güçyeter ile Türkçe çevirisiyle “yuvaya” dönen “Almanya Masalımız..

Devamı..

Emperyalist Savaşlara Kitlesel Direniş..

M. A. Karlin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024