Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Eylül 2021

Tiyatro

Kayhan Berkin ile Tiyatro Üzerine Bir Söyleşi

Miray Aydın

Paylaş

2

0


“Asıl korkum Türkiye’de daha fazla tiyatro salonunun kapanması ya da sponsorlarla yapımcıların tiyatro ekiplerini hep aynı tür, belli bir formül üzerinden ticari başarısı kanıtlanmış, amiyane tabirle kahkaha tufanı oyunlara mahkûm etme olasılığı. Tek renkli bir tiyatro dünyası oluşması ihtimali...” Kayhan Berkin

Oyuncu ve yönetmen Kayhan Berkin’le, tiyatro üzerine sohbet ettik. İçinde bulunduğumuz süreci ve bugünden sonrasını konuştuk. Keyifli okumalar…

Miray Aydın: Öncelikle gündemini öğrenerek sohbeti başlatmak istiyorum. Önümüzdeki sezon için neler üretmektesin?

Kayhan Berkin: Ingmar Bergman’ın Bir Evlilikten Sahneler filmini tiyatroya uyarlayıp yönetiyorum. Versus & Zorlu ortak yapımı ile 21 Ekim’de sahnelenecek. Toy İstanbul için de Erdi Işık’ın yazdığı Düğün Şarkıcısı oyunu genel prova düzenine geçti. İlk oyun için ekibin tarih belirlemesi bekleniyor. Tiyatro Martı için Zeynep Özyağcılar’ın yazdığı En Güzel Parçam 13 Kasım’da ilk oyununu oynayacak. İstanbul Devlet Tiyatrosu için yöneteceğim Clint Dyer & Roy Williams’ın yazdığı Maçın Adamı oyunu var, bu hafta provalara başlanacak. 26 Ağustos’ta ilk temsilini yapan Aslı Ceren Bozatlı’nın yazdığı, Kadıköy Boa Sahne için yönettiğim, Zürafalar Yüzemez Boa Kısalar kapsamında sezon boyunca devam edecek. Versus bünyesinde uyarlayıp yönettiğim, Tolstoy’un yazdığı Kreutzer Sonat da sahnelenmeye devam edecek. Masa üzerinde olan başka projeler de var ancak kesinleşmeden paylaşmak istemem.


Kayhan Berkin

MA: Pandeminin olumsuz etkilerini yineletme taraftarı değilim. Bugünden sonrasını nasıl gördüğünü merak ediyorum. Dijital platformların şansı var mı? Tiyatro sanatı niteliksel açıdan ne gibi bir değişime uğrayacak?

KB: Bu konu ile ilgili bir kehanetim yok. Dijital nedir ne değildir, sorularının daha çok sorulacağını ve dijitalin yapılan tiyatro oyunlarının içinde sadece bir araç olmaktan öteye gidip, çalışılan oyunun ana iletişim yollarından birine dönüşmeye başlayacağını düşünüyorum.

Asıl korkum Türkiye’de daha fazla tiyatro salonunun kapanması ya da sponsorlarla yapımcıların tiyatro ekiplerini hep aynı tür, belli bir formül üzerinden ticari başarısı kanıtlanmış, amiyane tabirle kahkaha tufanı oyunlara mahkûm etme olasılığı. Tek renkli bir tiyatro dünyası oluşması ihtimali.

MA: Kişisel yaşamlarımızdaki değişimle beraber tiyatro izleyicisinin eğilimleri ve talepleri konusunda da belirgin bir değişim sürecini öngörüyor musun?

KB: Sezon uzadı, artık yaz tiyatro sezonundan da bahsedebiliriz. Seyirci de açık hava oyunlarına ilgi gösterdi. Bu iyi bir şey, umarım bu durum kalıcı olur.

Kültür Bakanlığı ve Şehir Tiyatroları’nın özel tiyatro gruplarından oyun satın alımı arttı. Bu da hoş ama bu olumlu durum izleyiciyi bedava oyun izlemeye alıştırıp, kış sezonunda kapalı salonlarda oynayan bağımsız tiyatro gruplarının oyun fiyatlarını fazla bulmaya itebilir mi bilemiyorum.

Seyirci dijitale uyarlanan ya da sadece olduğu hâliyle kameraya çekilen tiyatro oyunlarına da belli bir seviyede ilgi gösterdi. Ama bu talep sadece tiyatrolara destek vermek için mi ya da karantinadan bunalıp yeni şeyler izlemek için mi ya da gerçekten ilgi duyduğu bir şey mi emin değilim. Bence seyirci de emin değil.

Yaz tamamen bitince kapalı salonlarda küçük/büyük salon ayrımı yapılacak mı? Daha sağlıklı olduğu ön kabulüyle AVM salonları mı tercih edilecek? "Salgının seyri nasıl olacak" gibi sorular da sezonu etkileyecektir, diye düşünüyorum.

MA: Yaşadığımız süreç değişim, dönüşüm, “yeni normal” gibi kavramları karşımıza çıkardı. Hıza adapte olabilmek ve profesyonel düşünüp harekete geçebilmek önem kazandı. Bu aşamada tiyatro sanatı adına “sanat yönetimi” kavramının üzerinde durulması gerektiği kanaatindeyim. Senin için bu kavram ne ifade ediyor?

KB: Türkiye’de bu tip kavramları insan yaptıkça öğreniyor. Mesela, ben aslında oyuncuyum, mevcut düzen hoşuna gitmiyor. Bir ekip kuruyorsun, oyun seçiyorsun, bu ekibe prova alanı bulup sponsor bağlıyorsun, bir baktın yapımcısın. Bir oyunu seçip bunu ben hayalimdeki gibi sahnede görmek istiyorum diyorsun, bir bakmışsın yönetmensin. Oyuncu grubunu bir arada tutacak mısın, yeni bir oyuncu ekibi mi kuracaksın, eski oyunlar devam edecek mi, prova ve oyun fotoğraflarını kim çekecek, hangi tasarımcılarla çalışmalıyız, repertuar ne olmalı, seyirci neden o oyuna daha fazla geliyor da şu oyuna o kadar fazla gelmiyor, PR nedir, nasıl yapılır, biz kimiz, hatta biz kim değiliz, gibi yüzlerce soru sormaya başlıyorsun, kendi kendine. Bir bakmışsın yıllar içinde sanat yönetmenisin.

MA: Türkiye’deki -bağımsız tiyatrolar özelinde- genel tutum için ne düşünüyorsun? Sanat yönetimi yeteri kadar önemsendi mi, önemseniyor mu? Yoksa gelişigüzel bir planlama mı söz konusu?

KB: Sadece sanat yönetiminde değil oyun üretiminin her aşamasında da bir gelişigüzellik var Türkiye’de. Bu durum da “Bence aslında çok yetenekliyiz, potansiyelimiz var ama imkânlar yok, ah bir bütçemiz olsa neler neler yaparız,” gibi gerçekçi görünen ama gerçekten kopuk cümlelerle bahaneye dönüşüyor.

Temel eksikliğin Türkiye tiyatrosuna sinmiş sorumluluk almama ve iş kotarma zihniyeti olduğunu düşünüyorum. Zaman iyi kullanılamıyor, bahaneler üretiliyor, sorumluluk alınmıyor ve mevcut iş, artık hangi işse sadece kotarılıyor.

MA: Üretim süreci, pazarlama, izleyiciyle buluşma vs. konularındaki tecrübelerin üzerinde duralım. Repertuarını hazırlarken söz ettiğim basamakları nasıl atlıyorsun, Sanat yönetimi politikan var mı? Çalıştığın ekipler üzerinden gidebiliriz…

KB: Şu anda sadece Versus’un sanat yönetmenliğini yapıyorum, diğer tiyatro gruplarında ise yönetmen olarak çalışıyorum. Önceki sanat yönetmenliği tecrübelerimden değil de Versus’tan bahsetmek isterim:

Versus yedi yıllık bir ekip. Ürettiği klasiklerin modern yorumları, çağdaş tiyatro oyunlarının Türkiye prömiyerleri ve sinema uyarlamaları olmak üzere ekibin takip ettiği üç kol var.

Ben 2018 yılından beri ekibin sanat yönetmeniyim. Oyun seçerken bu üç başlıktan birini takip ediyorum. Bazı yaptığımız oyunlar bu üç başlığın ikisini de karşılayabiliyor. Mesela Tolstoy’un yazdığı Kreutzer Sonat, hem bir klasik yorumu hem de bir Türkiye prömiyeri. Türkiye tiyatro pratiğine oyun metni kazandırmayı da önemsiyorum.

Seçilen metin üzerinden o oyunu yönetecek kişi bensem oyuncu ekibimi oluşturuyorum. Çalıştığım ve sahnede izlediğim oyunculardan oluşan bir listem var. O oyunculardan o oyuna en çok kimin uygun olduğuna karar verip sürece başlıyorum.

Evlilikten Sahneler, bu açıdan şanslı bir süreç. Öner de Ece de Johan ve Marianne için ilk düşündüğüm isimlerdi.

Oyun metni, yönetmen, oyunculardan sonra prova alanı ve sahne seçimi süreci başlıyor.

Versus’un hep prova sponsorları oldu. Bu sezon Zorlu PSM prova sponsorumuz.

Sonra ortak yapımcı arayışı başlıyor. Bu yapımcı bir belediye de olabilir (Daha önce çalıştığımız Nilüfer ve Bozcaada Belediyesi) ya da Kültür Bakanlığı ya da bir sahne de (UNIQ İstanbul, Zorlu) olabilir.

Tasarlanan oyunların uygun olduğu sahne de önemli. Bazen mekân üzerinden de oyunu kurgulayabiliyoruz çünkü. Oyunun seyirci ile iletişimi için uygun mekân seçiliyor, oyunun yerleşik mi oynanacağı ya da turne yapıp yapmayacağı gibi sorularla süreç başlıyor. Bazen süreç içinde de bazı kararlar verilebiliyor

Yönettiğim oyunlar için 25-45 prova günü arasında bir prova zamanı belirliyorum. Bu prova günü sayısı belirlenirken oyunun uzunluğu, oyuncu sayısı, prova alanını kullanma süremiz gibi kıstaslar da etkili olabiliyor.

Oyunu çalışmaya başladığımda bazen tasarımcıları en baştan belirliyorum bazen de tasarımcısız başlıyorum. Prova süreci belli bir aşamaya gelince, oyuncuların provadaki yaratıcılıklarıyla beraber oluşturulan dünyada “Bu oyun için şu dekor, tasarımcı/ışık tasarımcısı gerek” gibi isimler aklıma geliyor, sanki oyun çağırıyor onları.

Oyunun prova fotoğraflarından afiş tasarımına kadar bütün basamaklarda profesyonel kişilerle çalışılıyor, oyun gösterime girip seyirciyle buluştuktan sonra da hedeflenen seyirciye ulaşılıp ulaşılamaması üzerinden oyunun pazarlama stratejileri en baştan düşünülüp tartışılıyor.

MA: Üretim aşamasından oyunun izleyiciyle buluşma anına kadarki tüm süreç adına, yönetimsel açıdan önerilerini duymak isterim. Özellikle bugünden sonrası için ekiplerin yönetim süreçlerindeki temel tutum ne olmalı?

KB: Çok zor bir soru. Yanıt verirken hadsiz davranıp öğüt verme olasılığı yüksek, cevap vermemeyi tercih ediyorum.

MA: Son olarak, tiyatro izleyicisine hangi ekip ve oyunları takip etmelerini önerirsin?

KB: Hangi oyunlar devam edecek tam bilemiyoruz, yeni sezon henüz tam olarak başlamadı.

Bu ay izleme fırsatı bulduklarımdan, İstanbul Şehir Tiyatroları yapımı Veba’yı tavsiye ederim. Özellikle Mehmet Ergen sanat yönetmeni olduktan sonra Şehir Tiyatrosu’nun vizyonunun dünya çapında olma ihtimali taşıdığını düşünüyorum.

Ayrıca Murat Daltaban sanat yönetmeni olduktan sonra da Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun kendine has bir tiyatro yapma biçimi oluşturacağı kanısındayım. İstanbul turneleri oluyor, takip edilebilir.

Moda Sahnesi’nden Babamı Kim Öldürdü oyununu da tavsiye ederim. Güçlü bir metin ve sağlam bir oyunculuk var.

Henüz sahnelenmeyenlerden, Kadıköy Boa Sahne’den Turgay Korkmaz’ın yazdığı İstifra, Bam için Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı Istırap Korosu metinlerinin sahnedeki karşılığını merak ediyorum. İki oyunu da önceden okudum çünkü, güçlü metinler. Hira’nın yönettiği Toz’u da merak ediyorum

Seyircilere İstanbul Tiyatro Festivali ve İstanbul Fringe Festivali’ndeki oyunları da izlemelerini ayrıca tavsiye ederim.

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Her Nesne Bir Sanat Eserine Dönüşebili..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

16 Şubat 2025

Hayattan Notlar

HaikularSardunyalarınÜstü çiğ kaplı                         Yavru kuşlar uçuyor Bir çocuk içindekiTomurcuklarlaKaplanmış mezar Pire ne yiyorsun yeZıplayıp durmaUykum kaçıyor Pardon, birine benzettimDireksiyonu kavramıyor, kollarını ona teslim etmiş. Başı, omuzları, gövdesi arzın merke..

Devamı..

Sağlıklı Yaşam Endüstrisinin Tatsız Ta..

Andrzej Tokarski

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024