Bay Y kulübesinin kapısı çaldığında telaşla seğirtti. Şaşırmıştı. Ziyaretçi beklemiyordu. İşin aslı yaşadığı yeri pek bilen de yoktu zaten. Kapıyı açtığında asık suratlı birkaç insanla karşılaştı. Bunlar kasabadan kimselerdi. Tehditkaâ simaları dışında kasabanın diğer fertlerinden çok da farklı değillerdi. Bu durum Bay Y’nin canını sıktı. Onları tedirgin bir gülümsemeyle karşılarken hepsinin birden onu asabi gözlerle süzmesine neyin sebep olabileceğini anlamaya çalıştı. Kim bilir belki de elbiseleri yüzündendi. Kir pas içindeki gömleğini ve kumaş pantolonunu değiştirebileceği başka kıyafeti olmadığı için bu konuda yapabileceği pek de bir şey yoktu gerçi. Hem kapıdakiler de çok şık giyimli sayılmazlardı, kirli elbiselerinden yayılan koku da cabasıydı. Bay Y ellerini pantolon ceplerinin yanlarında birleştirerek arkasını döndü. Kulübenin içine hızla göz attıktan sonra kapıya yönelerek “Bir şeyler içmek ister misiniz? Çaydan başka ikram edebilecek bir şeyim yok gerçi ama bir koşu gidip alışveriş yapabilirim,” dedi. İçlerinden irice olanı sağ kolunu kapıya dayayıp soluk soluğa kalmışçasına “Nereye gitmeyi planlıyorsun Bay Y? Bir şeyler içmek istediğimizi de nereden çıkardın hem?” diye sordu. İri cüssesi en ufak bir eylemde yorulmaya hazır gibiydi. Cebinden çıkardığı kirli mendiliyle alnındaki terleri silerken Bay Y’den cevap bekliyordu. Bay Y şaşkın şaşkın adama ve kapının önünü kapamak istercesine siper ettiği sağ koluna baktı. Tuhaf bir korkuyla yutkundu. Sonra korkması için hiçbir gerekçe olmadığını fark edip rahatlamaya çalıştı. “Plan mı? Bir şey planlamıyorum elbette,” dedi ve ürkek bir gülümsemeyle baktı kasabalılara. Bay Y güler gülmez asık suratlı kasabalılar bu defa daha öfkeli bakışlarla karşılık verdi. Siyah saçlı ve mavi gözlü bir genç kız tiksintiyle “Bir de gülüyor musun?” diye sordu. Bunları söylerken iştahla sakızını çiğniyordu. Bay Y kıza utanarak bakarken farkında olmadan hâlâ gülümsüyordu. Kapıda dikilenlerin artık onu nefretle süzdüğünü fark etti. Bunun üzerine o da ciddileşmeye karar verdi. Belli ki bir sebepten dolayı gülmesinden rahatsızlardı. Bay Y ellerini önünde birleştirip parmaklarıyla anlamsız hareketler yaparak durumu kendince normalleştirmeye çalıştı. Kız yüzünü ekşitip “Ayy inanmıyorum ya, bi de mal mal dikilmiş duruyor hâlâ!” dedi öfkeli bir ses tonuyla. Çilli ve zayıf yüzünden beklenmeyecek bir ciddiyetle de yanındakilere baktı. Şişman, kısa boylu bir teyze “Boyun posun devrilsin, hiç utanmadın mı? Sözde okumuş adamsın. Dışarıdan gören de seni adam sanır,” dedi ve okkalı bir tükürük savurdu. Bunu yaparken önündeki adamlardan birinin omzuna elleriyle yüklenerek aldığı destekle sıçramış, boyunun kısa olmasından dolayı tükürüğün Bay Y’nin yüzüne ulaştığından emin olmak istemişti. Başarmıştı da. Tükürük Bay Y’nin yüzünün tam ortasına yapışmıştı. İçlerinden sarı saçlı, pörtlek yeşil gözlü ve zayıflıktan bir deri bir kemik kalmış bir oğlan zevkten dört köşe olmuş, Bay Y’yi küçümseyerek süzüyordu. Bay Y onunla göz göze gelirken yüzündeki tükürüğü silmek için elini kaldırdı. Sonra bunu çıplak elle yapamayacağını anlayıp şiltenin üstünde duran kâğıt parçasını almak üzere arkasını döndü. “Nereye gidiyorsun lan nereyeee!” diye bir narayla irkilerek hemencecik tekrar kapıya yöneldi. Kel ve kısa boylu bir adam sinirden yüzündeki damarlar şişmiş, kırmızı yanaklarla ona bakıyordu. “Bunca insanla oyun oynamasana! İnsanda biraz yüz kızarması olur yahu, hala pişkin pişkin dolanıyorsun ortalarda,” dedi.
Fazlaca esmer, kara gözlü, uzun bir adam tehditkâr ama babacan bir tavırla içeri girip Bay Y’yi kolundan tuttuğu gibi dışarı çekti. “Hadi birader, bak uğraştırma bizi. Milletin çoluğu çocuğu var. Kaç yaşında insanlar gelmişiz buraya, yarım saattir kapıda dikilmişiz ki itiraf edesin. Sen hâlâ işin gırgırındasın,” dedi. Esmer adam Bay Y’yi sağ kolundan tutup sürüklerken diğer koluna da pörtlek gözlü oğlan girdi. Kalanlar da üçlünün önüne ve arkasına geçerek yola koyuldular. Sol koluna girmiş olan genç adam Bay Y ile ilgili bir şeyler anlatmaya başladı. Hepsi de ibretlik bir hikaye dinler gibi hayretler içindeydi. Genç adamı dinlerken kâh ellerini ağızlarına götürüyor kâh Bay Y’ye nefret dolu gözlerle bakıyorlardı. “Bu var ya, akıllı da bir şeymiş ha,” dedi genç adam horoz gibi sesiyle. Sarı dişleri dışarı taşıyordu. Konuşurken ağzında biriken salyaları yutmak için ara sıra susmak zorunda kalıyordu. Şişman teyze yine tükürmeye yeltendi ama bu kez Bay Y’nin arkasında kaldığı için bunu yapamayacağını anlayarak pek bir üzüldü. Onun yerine tombul bedeniyle koşturarak hızla Bay Y’nin sırtına vurdu. “Akıl ne ki akıl, insanda haya olacak. Nice akıllı diye gezen adam gördük biz. Dünyanın içine ettiler. Ar namus olmadıktan sonra akılmış falan boş işler bunlar. Benim oğlan puanı yetmedi diye üniversite okuyamadı ama bak şimdi büyük adam oldu, herkese faydası dokunuyor yavrumun. Bunun gibileri de fabrikasında çalıştırıyor, önünde el pençe hepsi,” dedi. “Ya sen?” diye devam etti sözlerine, Bay Y’yi kastederek. “Sizin gibi namussuzlar da anca milletin parasını çalın, sonra da aynı milleti beğenmeyin, oh ne ala, yok öyle üç kuruşa beş köfte!”
Bay Y bir an duraksadı ve arkasını dönerek tombul teyzeye baktı. İçinde bulunduğu duruma anlam vermeye çalışıyordu. Duraksaması onları rahatsız etmiş olmalıydı ki sol kolundan tutan genç adam kafasına sertçe vurarak “Lan yürü, hasta etme adamı. Teyzeyi mi dövecen hayırdır? Yalan mı söyledikleri?” dedi. Sonra teyzeye dönüp “Yaaa teyze, zamanında beni ayıplamıştınız yok karıya kıza tecavüz etmişim de yok bilmem ne de…” dedi. “Genç, bekâr adamsın oğlum, olur öyle şeyler, kanın deli akıyor senin,” dedi tombul teyze kendinden oldukça emin bir ses tonuyla. Genç adamın kolundan şefkatle tutarak ona moral verdi.
Bay Y, kollarını tutan ellere direnmeye devam etti. Kalabalık, bu beklenmedik cüret karşısında neye uğradığını şaşırmıştı. Esmer adam gözlerini öfkeyle Bay Y’nin yüzüne dikti, haddini o kadar aştın ki, sonunda grubun en aklı başında adamını bile çileden çıkardın ifadesi vardı suratında. Bay Y’nin yüzüne iri eliyle sert bir tokat attı. Bay Y yediği tokadın etkisiyle yere kapaklandı. Yeşil gözlü oğlan ve mavi gözlü kız birbirlerine bakarak kikirdediler. Kendilerinden en az on yaş büyük bir adamı o halde görmek onlara eğlenceli gelmişti. Yeşil gözlü genç, “düşüşte” dolaylı da olsa payının bulunmasından gurur duymuştu. Mavi gözlü kız da farkındaydı bunun. Yeşil gözlü genci süzerken utangaç bir tavırla saçlarıyla oynadı.
Esmer adam Bay Y’yi büyük bir hışımla yakasından tutup çekti. Bay Y yüzünü yerden kaldırmaya utanıyordu. Çehrelerini görmese de, işittiği hakaretler ve kahkahalar yüzünden yerin dibine girmişti. Yeşil gözlü genç ağzında biriken tükürüğü yutarak, çilli kıza yapacağı gösterişi de hesaba kattı ve horoz gibi sesiyle üstüne basa basa söyledi, “Hayırdır birader, niye durdun? Laftan anlamıyor musun? Okumuş adam anlayışlı olur derlerdi gerçi, biz mi yanlış geldik yoksa?” Bir elini beline koymuş, diğeriyle de Bay Y’ye abilik eder gibi omzundan kavramıştı. Cümlesi biter bitmez çevresindekilere döndü ve tiz bir kahkaha attı, sarı dişleri daha da belirginleşti. Özellikle de çilli kıza bakmıştı. Sergilediği başarının sonuçlarını görmek istiyordu. Bay Y yüzünü yerden kaldırmadan, “Elbiselerim,” dedi. “Çok kirliler, bu şekilde dışarıda bulunmak istemiyorum, gidip temiz bir şeyler giysem olmaz mı?”
Yeşil gözlü oğlan şaşkınlıkla “Neyini değiştireceksin yahu, yere düşünce zaten yine toza çamura batmayacak mısın? Cidden mal bu ha,” dedi ve öncekinden daha büyük bir coşkuyla kahkaha attı.
Bu defa kel adam elindeki tesbihi Bay Y’nin kafasına vurarak “Kaçmak için geç kaldın koçum, o işi unut sen!” dedi. Gömleğinin kollarını öfkeyle sıyırdı, sağ kolundaki akrep ve kılıç dövmeleri göründü. Tombul teyze aniden kel adamı kollarından tutarak “Oğluuum, yapma yavrum, sağlığına dikkat etmen gerek senin, doktor ne demişti unuttun mu, hem değmez bu köpek soyu için,” dedi. Kel adam hızla elini başına götürerek derin bir nefes aldı. “Yok teyzecim, yok. O kadar adam öldürdüm ama bu adama yapacaklarımın yanında bu gidişle onlara yaptıklarım hiç kalacak. Bu ne haysiyetsiz, ne şerefsiz adammış yahu,” dedi hızla Bay Y’nin üstüne atılarak. “Delirtmeye mi çalışıyorsun lan sen bizi yavşak!”
Bay Y, bir tecavüzcüden sonra bir de katil tarafından sorgulandığını anlayınca biraz cesaret buldu. Öfkelenmişti. Başını yerden kaldırarak karşısında duranlara baktı. Tokadın etkisiyle sağ yanağı kabarmış ve kıpkırmızı olmuştu. Başını kaldırmasını fırsat bilen tombul teyze hemen bir kez daha tükürdü Bay Y’nin yüzüne. Bembeyaz, kocaman tükürük sol yanağından aşağı kayarken Bay Y yalnızca gözlerini kapamakla yetindi. Silmek için müdahale etmeye gerek görmemişti. Çünkü haysiyetini korumak için ne yaparsa yapsın işe yaramayacağını düşünüyordu artık.
İri cüsseli adamla esmer adam biraz uzaklaşarak kendi aralarında konuşmaya başladılar. Karşılıklı birer sigara yaktılar, yüzlerinde kasabayı büyük bir beladan kurtarmış olmanın gururu vardı. Yeşil gözlü oğlan çilli kızı dürterek Bay Y’yi işaret edip duruyordu. Her defasında yeni bir şey görmüş gibi hayretler içinde kalıp Bay Y’ye bir müddet bakıyorlar ve sonra şiddetle kahkaha atıyorlardı. Beklemekten sıkılan tombul teyze civardaki taşlardan birinin üstüne oturdu. Kel adam az da olsa sakinleşmişti. “Teyzeee, ne demişler, yaşa başa taşa oturma,” dedi gülerek. Sonra yeşil gözlü gence dönüp “Sen bilmezsin, gençliğimizde bu teyze olmasa var ya, mahalledeki hiçbir erkek bu günlere gelemezdi, iyi eğitti bizi sağ olsun,” dedi. Yeşil gözlü oğlan boş gözlerle bakıyordu. Çilli kız gencin kulağına fısıldadı, “Ay bana da annem anlattı, teyze gençken hayat kadınıymış. Şimdi tövbe etmiş, öbür tarafa vermiş kendini hep. Helal olsun valla.”
Genç adam duyduklarından çok etkilenmişti. İkisi birden koşarak teyzenin elini öptüler. Teyze mahcup ve isteksiz bir edayla “Aman çocuklar abartmayın, hidayete ermek kolay iş, önemli olan hatasından dönmesidir kulun,” dedi. Yüzü kızarmıştı. Gözlerini kapayarak başını yere eğdi. Parmağıyla toprağı eşelerken mutluluktan gevşemiş, gururla dolmuştu. Çilli kız ağzındaki sakızı patlattı, mavi gözleriyle Bay Y’ye tiksintiyle bakarak ellerini beline koydu. “Öyle deme teyzeciğim, bu bok herif gibi dönüşü olmayan hatalar da yapılabiliyor malum,” dedi. Kız ileri doğru atılmak ister gibiydi. Ne de olsa herkes Bay Y’ye vuruyor, suratına tükürüyordu. O da aynılarını yapmak istiyordu. Onlardan bir eksiği olmadığını düşündü. Bunu yapmazsa haksızlığa uğramış olacaktı. Fakat bir türlü gerekli motivasyonu bulamıyordu Bay Y’ye vurmak için. Daha önce kendisinden bunca yaş büyük bir erkeğe fiziksel şiddet uygulama şansı hiç olmamıştı. Üstelik Bay Y’nin bir zamanlar üniversitede ders veren bir doktor olması durumu daha bir heyecanlı kılıyordu. Sağ elini ürkekçe kaldırdı, ileri atılır gibi oldu ama yapamadı. Mahcup bir halde yeşil gözlü oğlana baktı. Gururu incinmişti, kararsızlığı yüzünden üstüne gülmelerinden korktu. Sonra bu duruma düşmesinin sebebi olarak gördüğü Bay Y’ye nefretle bakarak “Lanet olsun sana!” diye haykırdı. Sesi ağlamaklıydı. Ellerini kulaklarına götürerek çığlık atmaya başladı. Bay Y’nin sağ gözünden bir damla yaş süzüldü, insanlık tarafından aldatılmış gibi hissediyordu. Bunun üzerine yeşil gözlü gençle kel adam Bay Y’ye tekme tokat giriştiler. Bay Y yine düşmüş, iki büklüm olmuştu. Ses çıkarmamak için dişlerini kirli gömleğine geçirdi. Acının etkisiyle farkında olmadan iniltiler çıkarıp kimsenin huzurunu kaçırmak istemiyordu. Bu arada şişman teyzeyle genç kız da diğerlerine eşlik ederek Bay Y’yi hırsla tekmelemeye başladılar.
İri adamla esmer olan, Bay Y’nin yere yatırılarak vahşice dövülüşünü sakin sakin izlediler. İri adam gözlerini kısarak sigarasından bir nefes aldı, “Yargı vaktinden önce hırpalanması iyi değil,” dedi.
Esmer adam “Bırak çocuklar biraz öfkelerini dindirsin, bu sinsi soysuzun bunca zaman aramızda gizlendiğini düşündükçe aklım gidiyor zaten,” dedi.
“Adamın hayatı yalan,” diye devam etti iri adam. “Yok üniversite hocalığını aldığı parayı hak etmediğini düşündüğünden bırakmış da yok birikimlerini aktaracağı kitaplar yazarak ömrünün kalanına devam edecekmiş de… Sanki bana yapmış bunları!” Sözlerinin kalanına sesi titreyerek devam etti. “Birkaç kez nefsime uyup hataya düştüm diye ömür boyu sübyancı damgası yapıştırdınız lan benim alnıma. Ona gösterdiğiniz merhametin yarısını dahi bana göstermediniz.”
Esmer adam oralı olmaksızın etrafına bakındı. Gözüne büyükçe bir kaya parçası ilişince sigarasını fırlatıp attı. Kayayı almak için yürürken “Yargı vakti geldi,” dedi. “Acele etmezsek bizimkiler adamı döve döve gebertecekler, kasabamızın itibarına gölge düşsün istemeyiz.”
İkili Bay Y’nin yanına varınca grup aniden toparlandı. Sanki bir emri yerine getiriyorlardı. Esmer adamın sağına ve soluna kümelendiler. Bay Y fırsattan istifade gömleğinin yakalarını düzeltmeye, saldırıdan dolayı yırtılan yerlerini aceleyle örtmeye çalıştı. Utanç içinde kıvranıyordu. Ancak yediği dayağın şiddeti yüzünden hareketleri kısıtlanmıştı. Yüzü kan içindeydi. Öyle ki, nefes almakta dahi zorlanıyordu.
Esmer adam elindeki kayayı yukarı kaldırarak “Sayın Y, pek değerli ve onurlu jüri üyelerimizin ortak kararını bildiriyorum. Yalnız olmak suçundan ölüm cezasına mahkum edildin. Cezanı net bir şekilde anladığını onaylıyor musun?” dedi.
Cılız bir ses işitildi. Bay Y’nin dudakları titriyordu. Tombul teyze kulağını Bay Y’nin ağzına yaklaştırdı. “Yalnızım… Yapayalnız,” dedi Bay Y. Tombul teyze eliyle onay verdi esmer adama. Bunun üzerine adam elindeki kayayı hızla Bay Y’nin başına geçirdi. Önce tok bir ses işitildi. Kafatası kırılmıştı. Sonraki darbeler ise daha yumuşak ve peltemsi bir sesle karşılık buldu. İşleri bitince kayayı Bay Y’nin cansız bedeninin yanına fırlattılar.
Dönüş yolunda genç kız ve oğlan el ele tutuşmuştu. Adamlarsa keyif sigarası tüttürüyorlardı. Teyze de ellerini göğe kaldırmış merhamet dolu bir yüzle bir şeyler mırıldanıyordu. İşi bitince ellerini yüzüne sürdü. Kel adama seslenerek “Oğluuum, yavrum, sana zahmet bizim oğlanı ara da haber ver, çocukcağız onca zamandır yer yok diye köpek besleyemiyordu. Mis gibi kulübesi oldu artık.”
“Senin evladının istediği olmayacak da kimin olacak teyze?” dedi kel adam.
Gözden kayboluncaya dek ağır ağır yürüdüler…






