Kurt Vonnegut ve Otomasyon Krizi
31 Ocak 2020 Edebiyat Felsefe Kitap

Kurt Vonnegut ve Otomasyon Krizi


Twitter'da Paylaş
0

67 yıl önce Otomatik Piyano, ileri teknolojinin işlerimizi elimizden alacağı konusunda bizi uyarmıştı.

1952’de New York Times, Kurt Vonnegut’un ilk romanı Otomatik Piyano hakkında bir eleştiri yazısı yayımladı. Yakın geleceğin ABD’sinde geçen romanda birçok işçi, otomatik üretim ve servis sistemleri yüzünden işsiz kalıyor. Kitap “yetenekli, canlı ve eğlenceli” diye nitelendirilerek övülmüş, ama o dönemin tüm kurgusal edebiyatına yapıldığı gibi ciddiye alınmamıştı. Otomatik Piyano o zaman sadece eğlenceli bir kurgu olarak görülmüştü.

2019’daysa New York Times tüm ciddiyetiyle “Size karşı bunu kabullenmeyeceklerdir ama patronlarınızın çoğu, sizin yerinize makineler koymak istiyor” diye yazdı. Gazete, önümüzdeki 10-15 yıl içinde, iş imkânlarının yüzde 40’a yakınının otomasyon sebebiyle yok olacağını iddia ediyor. Başka bir deyişle, Vonnegut’ın güvenilir bir kâhin olduğu kabul edildi.

Otomatik Piyano 67 yıl önce yazıldı ama olağanüstü bir ileri görüşlülüğe sahipti. Eser sadece Vonnegut’ın istisnai hayal gücünün değil, yıllarca mühendislerle çalışmasından kaynaklı deneyimlerinin de ürünü. Eğer bugün kendimizi otomasyonun hazırladığı kitlesel işsizlikle evrensel temel gelir ideali arasında sıkışmış buluyorsak, Otomatik Piyano’dan bir şeyler öğrenebiliriz.

1947’de General Electric’te çalışmaya başlayan Vonnegut orada üç yıl geçirdi. 1973’te verdiği bir röportajda, “Bilim insanlarıyla zaman geçiriyordum” diyordu ve o günlerde bilim insanlarının her şeyi mekanikleştirerek herkese bakmak istediğini anlatıyordu. Ancak Vonnegut, bu sözcüklere sadece inanmaktansa onları dünya geneline yayıldığını hayal etti ve yeni tahminlerde bulundu.

1950’de Otomatik Piyano üzerinde çalışmak için işinden istifa etti. Yazdığı önsöze göre roman, insan emeğinin yerini makinelerin aldığı, Vonnegut’ın zamanından bir ya da birkaç kuşak gelecekte geçiyor. Üçüncü Dünya Savaşı’nda işçilerin çoğu cepheye gidince üretimde açılan yer otomasyonu zorunlu hale getiriyor ve insanlar evlerine dönünce de bu değişmiyor. İşsiz kalan halk sokaklara çıkıyor ve eylemler başlatarak yerlerini alan robotları sabote etmeye çalışıyor. Ancak savaşın da etkisiyle iktidarı Ulusal Endüstri, Reklam, İletişim, Yiyecek ve Kaynak Direktörü ele geçiriyor. Hükümet isyanı ve üretim araçları etrafında giderek artan tehlikeyi bastırıyor. Verimi daha da arttırmak adına otomasyonu da hızlandırıyor. Boşta kalan yurttaşları meşgul tutmak için de işsiz kitleleri yol ve köprü gibi basit altyapıları tamir etmeye gönderiyor.

Otomatik Piyano, bir üretim tesisinin idarecisi Paul Proteus’a odaklanıyor. Eğitimli bir mühendis olan Proteus’un sosyal statüsünü yükseltmesi bekleniyor ama o hayatından memnun değil. Terfi almak yerine makine karşıtı devrim için çalışan gruba dâhil oluyor. Önceki pozisyonu sayesinde, göstermelik de olsa isyancı hareketin başına geliyor. Ancak grup kısa süre sonra ordu tarafından kuşatılıyor ve roman Proteus’un teslim olmasıyla sona eriyor.

1952’de yayımlanan bu romanda Vonnegut, daha yeni yeni anlamaya başladığımız dinamiklere, yani otomasyonun yarattığı işsizliğe, işsizliğin demokrasiye verdiği zarara ve sarsılan demokrasinin devrimi uyandırmasına parmak basıyor. 2018’de bir düşünce kuruluşunun otomasyon hakkında yaptığı araştırmaya göre işlerin yüzde 14 ila 54’ü otomasyon karşısında risk altında. Ortalama değerlerle hesaplandığında bile kuruluş, böyle bir işsizlik oranı karşısında Batı demokrasilerinin muhtemelen otoriterliğe kayacağını belirtiyor. Kuruluş örnek olarak 1930’larda Büyük Buhran sonrasında yaşananlara, hatta günümüzde de Donald Trump’ın iktidara gelişi ve daha sonra ortaya çıkan Occupy Wall Street gibi hareketlere atıfta bulunuyor.

Otomatik Piyano kaba hatlarıyla günümüzden bahsettiği gibi bize kılavuzluk da ediyor, özellikle de otomasyonun neden olduğu kitlesel işsizlik hakkında önerdiği bazı çözümler var. ABD’nin Emek İstatistikleri Dairesi’ne göre, şoförlük ve kasiyerlik ABD’deki en yaygın iki meslek, ancak teknoloji devleri, bu iki meslekte çalışan kişileri işinden etmeye başladı bile. İlk akla gelen çözüm, evrensel bir temel gelir sağlamak. Bu birçok farklı şekilde uygulanabilir ve her yöntemin kendi yararları ve eksiklikleri var. Ancak Vonnegut, problemi daha farklı bir şekilde açıklıyor: Otomasyon, onurunu yaptığı işle bağdaştıran bizler için epey zararlı. Ona göre temel gelir sağlamak insanları hayatta tutmayı sağlar ancak yaşamak için bir neden vermez.

Vonnegut otomasyonun yarattığı sorunlara buna benzer, basit bir çözüm önerisi getirmiyor. Hatta otomasyonun yaralarını sarmak için suni, refah uygulamaları yaratmanın sürdürülemez olduğunu ima ediyor. Ancak kitaptaki devrim de bir sonuca varmıyor ve yenilgiye uğruyor. Cesur yeni bir dünyaya yelken açmıyor ya da eski, güzel günlere geri dönmüyoruz. Çözüm başka bir eksende: Teknolojik ilerleme fikri ya da yolunu kaybetmiş bir eskiye dönme çabasındansa, insan itibarını merkeze koyan bir rota tavsiye ediyor Vonnegut. Ama ne yazık ki ilgisi ve ilhamı, bize bu yolun haritasını çizecek kadar ileri gitmiyor.

(Electric Literature)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR