Lümpen
12 Eylül 2018 Öykü

Lümpen


Twitter'da Paylaş
0

Birasından bir yudum daha aldı, tenhalaşmıştı sokak meyhanesi, köşedeki masada uzun zamandır evli oldukları belli, geldiklerinden beri kavga eden orta yaşlı çift ile kızı sarhoş etmek için durmadan masaya rakı söyleyen ama sonunda kendisi sarhoş olup duvarın kenarına böğüre böğüre kusan adamdan başka bir de o kalmıştı. ‘Emekçi kardeşlerim’ dediği garsonlar karşı duvarın dibinde toplaşmış, bir günü daha kazasız belasız atlatmanın, yorgunluğun, umutlarını yine başka bir zamana devretmenin bıkkınlığı ile sigaralarını yakmış son masaların kalkmasını bekliyorlardı. Ellerini pantolonuna kurulayarak çıktı tuvaletin kapısından gitarist.

– İyi geceler abi.

– İyi geceler demeden önce bir biramı içmelisin, buyur gel.

– Çok yorgunum abi ben gideyim, evde hanım bekler, başka bir akşam içeriz.

– Yookkk! Başka bir akşam yok belki de? Şimdi var, an var. Ne demiş filozof? Carpe Diem!

Döndü garsona seslendi.

– Bize iki bira.

Garsonlardan biri sigarasından son bir nefes çekip yere attı, kızgınlıkla baktı sevip sevmediğinden emin olamadığı bu adama, bardaklara bira doldurmak üzere sifonun yanına doğru yürürken patronlardan küçük olan kolunu tuttu, durdu.

Küçük patron masaya gitti.

– Abi!

Dedi, gerisini diyemedi. Borcun çok büyüdü, artık veresiyeyi kesmek zorundayız, hiç değilse yarısını ödemeden sana bir daha bira yok diyemedi. Onun hayata tutunmak için hiç çabalamadığını, hiç emek vermediğini göz ardı ederek, kendisinin bu işletme için yatırdığı sermayeyi, emeği yok sayarak, sadece siyasal olarak aynı yerde durmanın yandaşlığıyla sustu. Garson patronun sözünün bitmesini bekledi, sustuğunu görünce büyük iki bardağa boşalttı birayı sifondan, götürdü masaya koydu

– Eee? dedi yarı sarhoş adam garsona

– Sence ne döndü seçim gecesi? Bir şeyler döndü kesin de ne döndü?

– Bilmiyorum ki abi, döndü bir şeyler de ben bilmem ki ne döndü?

Arkasına yaslandı sarhoş adam. Paketinden çıkarttığı sigarayı uzun uzun yaladı, sırılsıklam oldu sigara. Midesi bulandı müzisyenin, kafasını çevirdi, yakmak üzere olduğu sigarasını pakete sokuşturdu.

– Ben gideyim abi. Çok uykusuzum, sağ ol bira için de, ben gideyim.

– Yook! O Mahur Beste’yi söylemeden bırakmam.

– Abi saat kaç oldu müzik yasak bu saatte. Kapatırlar mekânı, bak kaç kişi ekmek yiyoruz buradan. Yarın çalarım söz.

– Ulan ben bu mekânı kapatacak olanların taa…

– Abi sessiz olalım lütfen!

– Şimdi bir akşam Ahmet Kaya manitayı, yani Müjgân’ı eve atmış. İçiyorlar falan. Seksen öncesi yıllar. Arkadaşları da var, içip sohbet ediyorlar. Konu devrim, nasıl olacak tabii ki, işçi sınıfı mı önderlik yapacak devrime, köylü mü? Adamlardan biri, Ordu-millet el ele, deyince kopuyor kıyamet. Defolun lan, diyor Ahmet Kaya, Ordu milletin elini tutar mı hiç! Kalkıp gidiyor bunlar da. Ahmet Abimiz üzülüyor sonra yaptığına, cep telefonu da yok o zaman, olsa, Sarhoşun mektubu okunmaz, gelin ulan, diye arayacak ama o zaman daha cep telefonu icat edilmemiş. Ağlamaya başlıyor, Müjgân da duygusal kız o da ağlıyor, ağlaşıyorlar birlikte, alıyor sazını başlıyor beste yapmaya: “Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız. Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız . O mahur beste çalar Müjgân'la ben ağlaşırız.”

– Abi oradaki Müjgân bir kadın değil, kirpik demek. Farsça kökenli bir kelime, zamanla kız çocuklarına Müjgân adını vermişler ama asıl anlamı kirpik.

– Ne yani koskoca Ahmet Kaya yalan mı söylüyor. Müjgân’la birlikte ağlamışlar işte, adam da şarkısını bestelemiş söylemiş.

– Abi o şiir Attila İlhan’ın şiiri. Ahmet Kaya bestelemiş, çok da güzel bestelemiş, çok da güzel söylemiş ama Müjgân kirpik demek, şair orada ironi yapmış, gözyaşını kimseye belli etmeden kirpiğinin içine sakladığını anlatmaya çalışmış, vapurdaymış adam, öyle uluorta herkesin içinde ağlayamaz ya?!

– Kimmiş bu şair?

– Abi dedim ya, Attila İlhan.

– Ne olmuş ki vapurda Müjgân’la ağlamış Attila İlhan? Hepsi yalan bunların, o şarkıyı Ahmet Kaya yazdı, söyledi.

– Tamam Abi, sen haklısın da bana müsaade, gitmem lazım, bak çocuklar da bizi bekliyor kapatmak için, onlar da evlerine gidip dinlenecekler. Hadi abim, güzel abim kalkalım.

– Ne yani sen şimdi bana emekçi kardeşlerimi düşünmediğimi mi söylüyorsun?

– Yok abi, öyle bir şey der miyim hiç. Senin emeğe ne kadar değer verdiğini hepimiz biliriz.

– Sen şu hikâyeyi anlat bakalım adam vapura binmiş de karıyla mı binmiş yani? Ya da vapurda Müjgân’la mı tanışmış?

– Abi ne karısı ne kızı ne Müjgân’ı? Bir dinle; 12 Mart sonrası günler. Bir sabah radyoda duymuş haberi Attila İlhan; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan idam edilmiş. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura binmiş şair, deniz bulanıkmış; simsiyah bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı, acı da bir yel esiyor, aklına düşmüş ilk mısra. Vapurda ıssız bir köşe bulup yüksek sesle tekrarlamış. Vapurdan inince de rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürümüş. Yani senin anlayacağın bu şiir Deniz’lere yazılmış. Müjgân da kadın değil, ağlayan şaire eşlik eden kirpik.

– Yani sen Ahmet Kaya yazmadı bu şarkıyı diyorsun.

– O yazmamış abi, bestelemiş.

– Müjgân da Ahmet Abi’nin dalgası değil.

– O şiirdeki Müjgân kirpik demek abi.

– Ben şimdi yalancı mıyım? Sen bana yalancı mı diyorsun?

– Yok abi, hiç öyle der miyim, demem. Yanlış biliyorsun diyorum.

– Ben var ya senin o kirpiğini, hatta bana yanlış biliyorsun diyen dilini, gitarını, ananı, babanı, kız kardeşini, sülaleni, ebeni…

Başına inen bira bardağının acısıyla gerisini tamamlayamadı. Garsonlar koştu imdadına, başındaki sekiz dikişle çıktı hastaneden. Müzik emekçisi gitaristi takdirle adam yaralamaktan hapse attılar, olaya şahit olan emekçilerin ifadeleriyle suçun küfür nedeniyle ağır tahrik altında işlendiği sabit olduğu için şartlı tahliyeyle salıverildi gitarist, bu ara işini kaybettiği ve evinin kirasını ödeyemediği için karısı tarafında terk edildi. Tekrar başvurduğu aynı iş yerine kabul edilmedi. Lümpen aynı mekânda veresiye bira içmeye devam ediyor


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR