Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Ocak 2022

Öykü

Mutlu Yıllar

Berrin Yelkenbiçer

Paylaş

1

0


Başını kaldırıp baktı. Bütün gökyüzünü kaplamış görünmeyen bulutlardan kar atıştırıyor. Beresini kulaklarına doğru indirip iki katlı geniş binaya doğru adımlarını hızlandırdı. Binanın her tarafı öyle çok ışıklandırılmış ki kapkaranlık bir günün ortasında gün doğumu havası yaratıyor. Saatine baktı. Gün batımı da olabilir.

Giriş kapsının yan tarafında, boyu binanın birinci katına kadar yükselen dev bir Noel Baba oturuyor ve bütün Noel babalar gibi gülümsüyor. Hediye dağıttığı için olsa gerek, diye düşündü. Bu yıl kimseye hediye almadı, kimse de ona.

Kapıdaki güvenlik görevlisinin şaşkın bakışlarına aldırmadan içeri girdi. Yılın son gününün son saatlerinde, insanın bir mağazaya giremeyeceğine dair yazılı bir kural mı var? Varsa bulup göstermeleri gerekiyor. Gösterirlerse geri döner, aksi takdirde kapanış saatine kadar dolaşacak.

İçerisi dışarıdan daha çok aydınlatılmış. Hemen girişte, en az kapıdaki Noel Baba kadar yüksek bir çam ağacı rengarenk süslerle donatılmış. Üst taraftaki dallara nasıl ulaştılar ki, diye merak etti. Ağacın dibindeki düzinelerce hediye paketi dolu mu acaba? Belki de mağaza çalışanları için hazırlanmıştır. Mesai saati bitiminde hepsi hediyesini alıp gidecek. Öyle olmasını diledi.

Bütün binayı dolaşmadan kasalara ya da çıkışa varılmayan mağazanın bu mecburiyeti bugüne kadar onu hep kızdırırdı. Artık yılın son günü olduğundan mıdır nedir, bu sefer içinde öfke uyanmadı. Bütün bu ışıkların, renklerin seslerin arasında uzun uzun dolaşacak işte, ne güzel.

Sadece yukarı çıkan, hiç aşağı inmeyen yürüyen merdivenle ikinci kata çıktı. Gidilecek yönün yere çizilmiş beyaz oklarla gösterilip müşterilere kolaylık sağlandığı gri patikada yürümeye başladı. Bu okların bazen aklıyla dalga geçtiği hissini bu sefer eliyle kovaladı. Kendini akışa bırakacak olmak şimdilik işine geliyor.

 Sanki dünya üzerinde herkesler yeni yılı kalabalık sofralarda karşılıyormuş da mutlaka hindi yenilip içki içilecekmiş gibi düzenlenmiş teşhir yemek masalarının arasında dolaştı. Görünmeyen yemekler, boş tabaklar, boy boy dizilmiş kadehler arasında bir kuş sütü eksik.

Çatalından bıçağına, masa örtüsünden peçetesine, kırmızı yeşil yapay çiçeklerden mumlara kadar her şey nasıl da uyumlu. Masalardan bazılarında ortaya kızarmış hindi bile konmuş. Plastik halleriyle bu hindileri nasıl böyle kızartabiliyorlar? Yeni yıl curcunası geçince bunları kağıtlara sarıp bir dahaki yıla kadar tavan arasına mı kaldırıyorlar acaba?

Sahi, bu mağazanın bir tavan arası var mıdır? Başını kaldırıp baktı. Tavanlar çatıya kadar metal direklerle yükseltilmiş. Görünür bir ara da yok. Güldü kendi kendine. Yahu burası ev mi ki bir tavan arası olsun. Mağazaların fareli depoları olur. Plastik hindileri hiç sevmeyen farelerin mekân tuttuğu depolar. Yani herhalde öyledir.

Her yer yumuşak sarı ışıklarla aydınlatılmış ve oturma odalarında mutlaka kitap dolu kitaplıklar var. Hah! dedi kendi kendine. Bizim buralarda kitaplıklara kitap değil az kullanılan çay takımlarıyla hiç kullanılmayan likör takımları konur şekerim.

Kendisi gibi avare dolaşan adamın dönüp şaşkınlıkla baktığını görünce bunu içinden değil de dışından söylediğini fark etti. Oralı olmadı. Yılın son günü bugün. Adama gülümsedi. Adam da ona.

Banyo aksesuarlarının sergilendiği örnek banyolara baktı, baktı. Bizim düdük gibi banyolara bunlar sığmaz ki şekerim! Gerçi buradaki odalar da banyolar da küçük. Mağaza tüm evi elli beş metre kareye sığdırabileceği iddiasında. Sığdırıyorlar da hakikaten. Biz niye bir türlü sığamıyoruz? Fazla olan ne? Eksik kalan ne?

Çocuk odalarıyla oyuncakları atlayacak şekilde kısa yola saptı. Çocuğu yok. Torunu hiç olmayacak. Kısa yol alternatifi sunan mağazaya havadan bir öpücük yolladı. Etrafta pek kimse olmadığı için gören de olmadı. Yılbaşı nedeniyle çalışan sayısını mı azaltmışlar ne! Etraftaki avareler de tek tük. Bir kendisi, bir az önce karşılıklı gülümseştikleri o tıknaz adam, bir de hediye alımını herhalde son geceye bırakmış şu heyecanlı genç çift.

Ev aksesuarları bölümünde boş çerçevelere bakıp rengarenk mumların kokularıyla kafa yaparken sağından solundan birileri telaşla koşturmaya başladı. Hepsi sarı renkli aynı tişörtlerden giydiklerine göre mağaza çalışanları olsa gerek. Cep telefonunun saatine baktı. Yoo, mağazanın kapanmasına daha iki saat var. Ne oluyor yahu?

Kepini ters çevirmiş koşturan çilli bir oğlanı kolundan tutup durdurdu:

– Ne oluyor yahu?

– Anonsları duymadınız mı?

– Ben sadece cingılbels şarkısını duydum. Arka arkaya elli kere çaldınız.

Oğlan oralı olmadı. Kolunu kurtardı ama koşup gitmedi.

– Dışarıda korkunç bir tipi başlamış. Mağazamız erken kapanacak hanımefendi.

Hadi ya! Ne güzel geziyordu. Eve erken gidesi de hiç yok. Taksi bulabilir mi ki tipide? Belki de bulamaz. İki yudum yağmurda bile burun kıvıran taksiler tipide iyice kibirlenirler. Tabii tabii, kesin öyle yaparlar.

Canlı ve yapay çiçeklerin sergilendiği bölümden acele etmeden geçti. Bu çiçekler burada hiç güneş almadan yaşamaya nasıl devam edebiliyorlar acaba? Birileri satın alsa da floresanların yapay beyaz ışığından kurtulup güneşin sarı sıcağına kavuşmayı bekliyorlardır. Bu da onların sınavı. Herkesler bir şeyleri bekliyor.

Satın almasız bölümden çıkacaktı ama gerek kalmadı. Kasiyerlerin hiçbiri yerinde değil. Ana kapıdaki o kalabalık da nedir öyle?

Çoğunluk sarı tişörtlü çalışanlar. Uzaktan arı kovanında vızıldayıp kaynaşan arılara benziyorlar. Yaklaşınca bir kenarda duran üç beş müşteriyi fark etti. Onun yeri de mecburen onların yanı.

Çalışanlar çok telaşlı. Her kafadan bir ses çıkıyor. Tam da bu yüzden kimin ne dediği anlaşılmıyor. Müşteriler de bir o kadar sakin.

Biri galiba kapıyı araladı. İçeri karla yüklü şiddetli bir rüzgâr girdi. Kapamaya yetişemediler. Girişe yakın olanlar üzerlerine yapışan karları silkeledi. Birkaç kişi ellerini gözlerine yandan siper edip burnunu cama dayadı, dışarıyı görmeye çalıştı. Kararmış havaya rağmen tuhaf bir beyazlık içeri sızıyor. Dışarı bakanların gözleri büyüdü. Umutsuzca geri çekilip başlarını iki yana salladılar.

Sarı tişört değil de sarı ceket giymiş bir adam burnunu kaldırarak merdivenlerde birkaç basamak çıkıp konuşmaya başlayınca herkesler sustu. Müşterilerin zaten pek sesi çıkmıyor.

– Öyle görünüyor ki bir süre dışarı çıkamayacağız. Restoran bölümümüze geçip birer sıcak içecek alalım. Hava durumu konusunda kesin bilgi almaya çalışacağım. Sizleri bilgilendiririm.

Mağaza müdürü olmalı. Ceketinden, çıktığı iki basamaktan, havaya kaldırdığı burnundan belli.

– Müşterilerimiz de misafirimiz olsun.

Aslan müdür. Bu havada sıcak bir içeceğe hiç hayır demeyecek vallahi.

Artık müdürün kalın ses tonundan mı yoksa dışarıdan içeri doluşan fırtınanın uğultusundan mıdır nedir, kimse itiraz etmedi. Yürümesi durdurulmuş merdivenlerden yürüyerek bir üst kata çıktılar.

Tavandan sarkan lambaların sarı ışığı altındaki restoran, az önce yanından geçerken bu kadar davetkâr değildi sanki. Kasalarda kimse olmadığına göre çaylar, kahveler şirketten.

Aç karnına içince bir süre sonra mide bulantısıyla kaynama yapıyor gerçi. Müdürden de ses çıkmadı. Daha ne kadar bekleyecekler acaba? Dışarıda rüzgârın uğultusu da arttı sanki. Cama vuran kar tanelerinin bile sesi duyuluyor. Olsun, cingılbels’ten iyidir.

Müdür bu sefer anonsta duyuldu. Mikrofon sesinin kalınlığını yumuşatıp tizleştirmiş. Ya da sinirli midir nedir!

– Sevgili çalışanlarımız ve misafirlerimiz, aldığımız habere göre fırtına şiddetini artırarak devam edecekmiş. Kimsenin dışarı çıkması tavsiye edilmiyor. Bu nedenle öyle görünüyor ki eski yılı burada uğurlayıp yeni yılı hep beraber burada karşılayacağız. Yemeğimiz fazlasıyla mevcuttur ve örnek odalarımızdaki teşhir yataklarımız isteyenlerin kullanımına açıktır. Herkese şimdiden mutlu yıllar dilerim.

Sahi mi yahu? Gerçek mi bu? Yılın son yemeğini bunca insanla beraber mi yiyecek yani? Rengarenk ışıklarla aydınlatılmış bu salonda mı oturacak? Sağında solunda kadeh tokuşturacağı, belki de sarılıp ondan geriye sayabileceği, mutlu yıllar dileyebileceği birileri mi olacak? O tıknaz adama bile tekrar gülümseyebilir.

İyi de şu ilerideki sarı tişörtlü sarışın kadın neden ağlıyor? Sarı tişörtlü uzun adam niye bağıra çağıra söyleniyor? Bak müşterilikten misafirliğe geçiş yapanların sesi hiç çıkıyor mu? Önlerindeki uzun gecenin heyecanıyla birbirine sarılıp dans etmeye başlayan şu genç çifti de mi görmüyorlar?

Masaları birleştirip uzun tek bir masa yapmaya başlayan arıların yanaklarından öpesi var. Dur o da bir masa eklesin, ne kadar kalabalık o kadar güzel. Etrafına sandalyeleri de dizdiler mi sofrada herkese yer olur. Bu gece hindiler demek plastik olmayacak. Belki böğürtlen soslu top köfte de olur. Kuş sütü eksik olmasın. Bu gece bu sofraya misafir. Parası neyse vermeye bile razı.

Sonra da çok beğendiği çimen yeşili nevresim takımı serilmiş yatağa uzandı mı değmeyin keyfine. Çocukluğunda seyrettiği bir televizyon dizisindeki gibi herkes birbirine uzaktan uzağa iyi geceler diler belki. İyi geceler con, iyi geceler emili, iyi geceler Ayşe !

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ahmet Ümit Yalnız DeğildirT. Erbarıştıran
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

7 Mart 2025

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Ramazan ayının en özel lezzetlerinden biri olan ramazan şerbeti, Osmanlı mutfağının mirası olan ferahlatıcı ve sağlıklı bir içecektir. Gün boyu susuz kalan vücudun sıvısını dengelemek ve iftar sofralarına lezzet katmak için tercih edilen bu içecek hem besley..

Devamı..

Antalya’nın Meşhur Yemekleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024