Çocukken açılan yaralarımızı sarma işini bırakabilir, var olan bezleri çözmeye başlayabiliriz.
Hayatımın her döneminde olmasa da uzun zamandır, özgür olmak ve özgür olmaya hazır olanların da karanlık alanlarını bilgelik ışığıyla aydınlatmalarına destek olmak en derin amacım oldu. Bilinçlenme sürecimde farkındalığımı artırarak, özümle bütünleşmiş, benim için anlamı olan bir hayat yaşamaya özenle odaklanmaya çalıştım. Aynı zamanda bu yolda özümün ışığını başkalarıyla paylaşmaya çaba gösterdim. Hikâyelerimin ötesinde var olan başka olasılıklar olduğunu keşfetmek, insanların kendi gerçeğini görmelerinde kolaylaştırıcı olmak ve onlara duygusal, zihinsel, fiziksel ve ruhsal acılarını nasıl dönüştürebileceklerini göstermek benim için çok değerli oldu.
Özgür olmadığımı, özgürlükten uzaklaştığımı ilk defa çocukluk yaşlarında fark etmeye başladım. Yaşım ilerledikçe anda kalan ve hikâyelerin içinde kaybolmayan o özgür ve mutlu çocuk artık bir mumyanın sarıldığı gibi yargılar ve hikâyelerle kendisini sarmaya başlıyordu. Neydi beni bağlayan, yaşamımı kısıtlayan, beyaz sargı bezleri gibi kımıldamama izin vermeyen korkulu hikâyeler? Daha doğrusu beyaz deli gömleğini neden giymeye başladım? Yoksa içerde açık ve kanayan bir yaranın kanını dindirmek ve dış dünyadan korunmak için mi sarıp sarmalıyordum kendimi? Bu bir oyun muydu yoksa? Önce kendini gerçek olmayan korku dolu düşünce ve inançlarla sarıp sarmala, sonra sargıları çözeceğim diye uğraş.
Belki de kendinizi değersiz ve önemsiz hissediyorsunuz. Yanlış anlaşılmış, hata yapan, beceriksiz, kıymeti bilinmeyen ve yalnız. Biri sizi onaylamadığı zaman yukarıdaki duyguları az da olsa deneyimliyorsanız o zaman başka insanların sizin hakkınızdaki görüşleri ve onaylamamaları çocukluk çağında açılmış ya da önceden zaten var olan bir yarayı ortaya çıkarıyor olabilir. Bu yaranın başkaları tarafından görülmesini engellemek, yaranın verdiği acıdan kurtulabilmek için yaraya sargı bezlerini kat kat doluyorsunuz belki de. Eğer durumunuz bu ise nafile bir çabadır sargılarla korunma umudu. Çünkü yara gerçek değil tamamen çocukken alınmış bir karar ve kendi hakkımızda yazdığımız bir hikâyedir. Gerçek olmayan bir yarayı yok edemezsiniz çünkü yoktur. Olmayan bir şeyi nasıl yok edebilirsiniz ki? Bu yüzden hikâyelerin açacağı yara ve yaşamımız üzerindeki etkileri sargı bezine sarılıp sarmalanmakla geçmez. Hikâyelerin açtığı yara farkındalık ve hikâyelere doğruluk testi verilen düşünce sorgulama yöntemleri ile yok edilir. Beceriksiz olduğumuza inanmamız belki de çocuklukta zihnimizde açtığımız kapanmamış yaralarımızdır. Bu yaranın acısından kurtulmak ve hissetmemek için mükemmel olmaya çalışırız. Hata yapmaktan korkarız. Başkalarının onayını alabilmek için bin takla atar, amuda bile kalkarız. Mükemmellik sargı bezi ile kendimizi sararsak yaramızı saklayıp, kanı durdurabileceğimizi sanırız. Aslında bu yolla zihinde kanayan yarayı daha da derin oyarız.
Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi listesinde yemek, su ve barınmanın yanında sevgi ve aidiyetin en hayati ihtiyaç olduğunu belirtir. Her ne kadar Maslow’un listesinde yemek, su ve barınmanın en önde gelmelerine katılsam da insanların en önemli ihtiyaçlarından birinin de sevgi ve ait olmak olduğunu düşünüyorum. İnsanlar sevgiden ve aidiyetten mahrum kaldıklarında yaşam sevinçlerini, neşelerini, umutlarını yitirebiliyor, yemek yemeyi, içmeyi ve hatta temel hayatta kalma ihtiyaçlarını karşılamayı bırakıp depresyona girebiliyorlar. Reddedildiğine veya onaylanmadığına inanan insan sevgi ve ait olma ihtiyacının tehdit altında olduğunu sanır. Çünkü bu ihtiyaçlarının dışarıya bağımlı olduğunu zanneder. Bu inanç büyük yanılgıdır. İnsana ihtiyacı olan her şey aslında içinde verilmiştir ve özünde zaten vardır. Bütün mesele bu kaynağa ulaşmayı sağlayacak farkındalığa ulaşabilmektir. Ulaşılamadığı takdirde yara ve kanamanın gerçek olduğu zannedilir.
Sanıyorum benim onaylanma ve onaylanmadığım zaman kendimi güvensiz hissetme alışkanlığım çok genç yaşlarda hatta çocukluğumun ilk yıllarında başladı. İnsan yavrusu çocukluk yaşlarında duygularını hissetmek ve ifade etmek, güvenli bir benlik duygusu geliştirmek ve ait olmak, değerli ve önemli hissedebilmek için ebeveynlerinden onay ister. Çocuk adeta “Ayna ayna söyle bana ben kimim?” diye sorar gibi bakar ve izler ebeveynlerini. Onların söyledikleri kanun gibidir. Kayıtsız şartsız, sorgulamadan inanır çocuk. Çocuklarının hatalı buldukları hallerini eleştirerek disiplin hedefleyen ebeveynler, doğru-yanlış, iyi-kötü ikilemi arasında ve ceza-ödül sisteminin içinde hapsolur, çocuklarının ihtiyacı olan onayı veremez. Çocuklar yanlış bir şey yaptığında kötü olduğu söylenir ve dolayısıyla çocuk kötü olduğuna inanır. Yanlış bir şey yaptığında kendisinin yanlış olduğu hikâyesine inanır. Halbuki yaşamda yanlış olan hiçbir şey yoktur. Sadece olan vardır. Olana yanlış, doğru manasını yükleyense anda kalamayan ve durmadan hikâyeler yazan zihninin içine giren ve dünyaya bu zihinden bakan insandır.
“Kötü” olmanın ya da “yanlış” yapmanın sonucunda aldığımız cezalar, sevgi ve onay görmemiz, cezalandırılmalarımız çocukken bizi yalnız ve terk edilmiş gibi hissettirdi. Öğrendiğimiz mesaj, ebeveynlerimizi ve öteki insanları memnun etmediğimiz takdirde sevgiyi hak etmediğimiz oldu belki de. Küçük yaşta başlayan bağımlı benlik duygumuz öteki insanlardan onay almaya bağlandı böylelikle. Güzel haber şu ki, şu anı doldurmasına izin vermediğimiz sürece geçmişin yaşamımızı olumsuz olarak etkileme gücü yoktur. Geçmişte ne oldu ise oldu. Ebeveynlerimiz bildikleri kadarı ile ellerinden geleni yapmaya çalıştılar bizleri büyütürken. Büyük bir olasılıkla onlarda kendi ebeveynleri tarafından benzer yöntemlerle disiplin edilip büyütüldüler. Onların masumiyetini görmek bizim özgürlük anahtarımız olacak ve bizi geçmişe takılı kalmaktan kurtaracaktır. Ne yaratmak istiyorsam şimdiki anda ona odaklanmak, istediğimiz geleceğe açılan kapı olabilir. Ben yaralı olan insan olduğuna inanmıyorum. Yaralı olduğuna inanan insan olduğuna inanıyorum ve yaralı düşüncelere inanan insanın yara ve kanamayı kendi zihninde yarattığını ve bunun da farkındalıkla dönüşebileceğine inanıyorum. Dönüşümün hepimiz için mümkün olabileceğini ve içimizde mevcut olduğunu deneyimliyorum.
Sonuç olarak geçmişte ne olmuşsa olsun, izin vermediğimiz sürece üzerimizde olumsuz bir etkisi olamaz. Çocukluk yıllarımızda dışarıdan onay ve sevgi almayı öğrendik. Ama artık geçmiş bitti ve her an yeni bir an. İhtiyacımız olan ait olmak, sevgi, onay ve kabulü kendimize verip özgür olmayı seçebiliriz. Çocukken açılan yaralarımızı sarma işini bırakabilir, var olan bezleri çözmeye başlayabiliriz.






