Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Temmuz 2024

Edebiyat

Sayfiye

Murat Erdin

Paylaş

0

0


Kumburgaz, Selimpaşa, Silivri, Çatalca gibi nispeten daha uzak yerler arabası olanlar için kaçılacak yerlerdi.

Arapçada “yaz mevsimine ait” anlamına gelen “sayfi” sözcüğünden türemiştir sayfiye. “Yazlık ev” anlamına gelir. Yaz mevsimi o evde geçirilir.

Yalnızca deniz kenarlarında bulunması gerekmez sayfiye evinin, yaylada, dağda, serin bir diyarda bulunması uygundur. Konakçılarını yaz mevsiminin boğucu neminden koruma göreviyle inşa edilmiştir.

Sanayi öncesi toplumlarda bile görülür sayfiyeler. Soyluların, burjuva sınıfının kentten kaçıp kırlara açıldıkları, temiz hava aldıkları, arazilerini denetledikleri, metreslerini götürdükleri evlerdir. Veba yıllarında Avrupalı asiller ölümden kaçmak için şehir dışındaki evlerine sığınmışlardır. Yüzyıllar sonra Covid salgını başladığında insanlar hastalıktan korunmak için aynı şeyi yaptılar.

İlk turizm hareketi sayılabilir sayfiyeye gitmek. Günümüzde devre mülk olarak adlandırılan geçici ev ortamlarının sağladığı ferahlığı Ortaçağ’da yaşamış zenginler de arıyor ve uyguluyordu. Yazlık eve gidilecek tarih belirlenir, ailece hazırlıklar yapılır, atlı arabalara binilip en fazla bir günlük yolculuktan sonra sayfiyeye varılırdı. Sayfiyenin asıl evden çok uzak olmaması tercih nedenidir. Günümüzde bile bu tercih geçerlidir. Uçakla en fazla 1 saatlik yolculukla varılabilmelidir. Yok karayolu tercih ediliyorsa 4-5 saati aşmamalıdır sayfiyeye yapılacak yolculuk.

Yazlık sezonu daima okulların kapanmasıyla açılır. Emekli çiftler ve çocuksuz aileler yazlık evlerindeki yaşamlarına okullardan sonra da devam ederler. “Yazlıkçılar” çekilmiş ve ortalık onlara kalmıştır.  

Yıl boyunca iyi bir tatil yapmak için çalışan insanlar gördüğünüz gibi,  tüm ömrünü iyi bir yazlık evde yaşayabilmek için tüketen insanlar görürsünüz sayfiyelerde. Geçmişte sayfiyeye sadece zenginler gidebilirdi. Günümüzde “tatile gitmek” ihtiyacı ise daha yaygın ve demokratik bir kavramdır.

Yönetici elitin, kral ve kraliçelerin yazlık sarayları olmuştur. Fransız imparatorları Paris dışında dinlenirdi. İngiliz kraliyetinin Buckhingham’dan ayrı yazlık sarayları vardır. Ruslar Karadeniz kıyısındaki daçalarına çekilirler. ABD Başkanları Camp David’te, Papalar Castel Gondolfo’da dinlenirler.  

Osmanlı ülkesi de sayfiyeyi bilirdi.

Sultanlar Üsküdar Sarayı’nda, Davut Paşa köşkünde ve Edirne’deki yazlık sarayda rahatlardı. Maslak’taki av köşkleri, Beşiktaş’taki Ihlamur Kasrı, Beykoz’taki Küçüksu ve Göksu Kasırları padişahların dinlendiği ve eğlendiği mekanlardı.

Ahalinin gittiği semtler kuşkusuz farklıydı.

Boğaziçi’nin Bebek, Vaniköy, Ortaköy gibi köyler sayfiye köyleriydi. 1815 kayıtlarına göre Rumeli yakasında 547, Anadolu yakasında 276 yalı bulunmaktadır.1 Sadrazamlar ve divan üyeleri Bebek’te, yazarlar ve aydınlar Rumelihisarı’nda otururlarken, Hıristiyanlar ve Yahudiler Arnavutköy, Kuzguncuk ve çevresinde otururdu. Zengin Rumlar, Ermeniler ve Avrupalı diplomatlar Yeniköy, Tarabya, ve Büyükdere’yi tercih etmişlerdir.2

Avrupa yakasında Florya çevreleri, Yeşilköy ve Yeşilyurt, Ataköy ve çevresi sayfiye bölgelediydi. Anadolu yakasında ise Çamlıca, Kısıklı, Feneryolu, Erenköy, Suadiye, Dragos gözde yazlıkçı semtleriydi. Göztepe ve Erenköy ile daha uzak semtlere yazlık köşkler yapılmaya başlanması İkinci Abdülhamid dönemindedir. Meşrutiyet’ten sonra bu yapılaşma hızlanmıştır.3

Sayfiye kültürünün yerleşmesiyle kentleşme ve zenginleşmenin artması birbirine paralel gitmiştir. Kuyumculuk ve bankacılık işleriyle zenginleşmiş azınlıklar İstanbul’da genellikle Adalar’ı tercih etmiştir ki bugün bile böyledir. Bakırköy ve çevresinde ikamet eden İstanbullular için sayfiye alanı Ataköy, Florya ve Yeşilköy’dür.

Çocuk Murat Erdin olarak Ataköy’deki Emlak Bankası kampına düzenli olarak gittiğimizi anımsıyorum. Babam Veysel Erdin Bakırköy’deki Cumartesi pazarında tezgah açar çalışırdı. Yaz mevsimi için bir arkadaşının tavsiyesiyle, küçük bir bütçe karşılığında kiraladığı A Moteli’nin odasıyla birdenbire yazlıkçı olmuştuk. 1970’li yıllarda her yaz gitmeye başladığımız Ataköy A Motelleri, Baruthane Plajı’na bağlıydı ve harika çevre düzenlemesiyle özellikle biz çocuklara mutlu bir yaz tatili sunardı. 

Kampın evleri küçücüktü. Bir büyük odası, küçük bir tuvaleti ve mutfağı vardı. Uyurken aramıza bezden bir perde çekerdik. Tüm komşularımız aynı tip kamp evlerinde yaşardı. Yemek saatlerinde dışarıya masalar kurulur, gelen geçen buyur edilir, hep birlikte yenilir, içilir, eğlenilirdi. Hava kararınca kukalı saklambaç oynar, bisiklete binerdik. Olağanüstü güzel günlerdi. Yazlık kavramının bende hala mutluluk veren bir çağrışımı kaldıysa Ataköy’deki A Motelleri ve Baruthane Plajı sayesindedir.

İstanbulluların yazlık yeri olarak kullandığı başka yerler de vardı. Kumburgaz, Selimpaşa, Silivri, Çatalca gibi nispeten daha uzak yerler arabası olanlar için kaçılacak yerlerdi. Zamanla Kumburgaz öyle büyük bir yazlıkçı bölgesi haline geldi ki tüm lüks markalar orada şube açmaya başladı. Kumburgaz’ın ötesindeki Selimpaşa ve onun yakınındaki tatil köyleri yazlıkçılar için güzel yerlerdir. Fenerbahçe Eski Başkanı Ali Şen’in, eski İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’in, bazı ünlü köşe yazarlarının yazlıkları Selimpaşa’ya bağlı Spor Kent’teydi. Spor Kent’in komşusu olan Kıyı Kent ise üçgen çatılara ve uzun verandalara sahip villalarıyla gerçek bir zenginlik mahallesiydi. Görünümüyle gerçek hayattan öylesine farklıydı ki Yılmaz Güney  Arkadaş filmini 1974 yılında orada çekmişti.

İstanbul’un daha uzağında sayılabilecek sayfiye bölgeleri de vardı. Atatürk’ün 1929’da köşk yaptırdığı Yalova o uzak yerlerden biriydi. Atatürk Yalova’yı çok sevmiş ve sık sık Ankara’dan kaçarak orada dinlenmiştir.

Kocaeli’ye bağlı Bayramoğlu da İstanbulluların sayfiye olarak belirlediği mahallelerden birisidir. Çınarcık, Erdek, Avşa Adası, Şile, Ağva, Kandıra gibi ismini herkesin duyduğu sayfiye yerlerini saymadan geçmemek lazımdır.

1990’lı yıllardan sonra ulaşım olanaklarının artması, yeni yolların yapılması, İstanbul’un anormal boyutlara ulaşmış bir şehir olması nedeniyle eski yazlık mekanları terkedilmeye başlandı. Kent o kadar plansız büyüdü ki yukarıda sayılan bölgelerin büyük bölümü şehir içinde kaldı. Bu durumda yazlık almak veya yaptırmak isteyenler daha uzak yerlere göç etmeye başladılar. Şarköy, Enez, Gelibolu, Bozcaada, Altınoluk, Ayvalık, Foça, Datça ve Bodrum İstanbulluların yeni sayfiye merkezleri haline geldi. Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında üst sınıfa ait bir ayrıcalık olarak sürdürülen yazlığa gitme alışkanlığı 90’lı yıllardan itibaren şekil değiştirerek orta sınıfın da dahil olduğu bir “yazlıkçı” kültürüne dönüşmüştür. Kurulan yapı kooperatifleriyle hızla betonlaşan adını hepimizin bildiği yazlık ilçeler bugün de aynı hızla betonlaşmaya devam ediyor. Buna bağlı olarak artan çevre kirliliği ve susuzluk başta Bodrum olmak üzere pek çok sayfiye ilçesini tehdit eder hale geldi.

Sayfiye hafifliktir, kaçıştır. Gerçek hayattan saklanmaktır. Daha az giyinmek, daha az düşünmek ve daha az konuşmaktır. Sayfiye yemektir, içmektir, mangalda elini, güneşte omzunu yakmaktır. Sayfiye ders çalışmak yerine kitap okumak, bilgisayara bakmak yerine film izlemek, banyo yapmak yerine denize girmektir. Sayfiye mayonun içine girmiş kumları temizlemek, parmak arası terliklerle top oynamaktır.

Yaz sezonunun sonu sayfiyenin de sonudur. Deniz kenarındaki lokantalar tenhalaşır, park yerleri ıssızlaşır. Plajdaki şezlonglar toplanıp ters çevrilir. Spor sahalarındaki çocuk sesleri duyulmaz olur. Günlerin kısalması ve havanın serinlemesiyle yazlıkçılara hüzün çöker.

Evler kapatılırken sonraki yaz buluşmak umuduyla komşulara veda edilir.

Kış, olanca heybetiyle kapıdadır.  

1 Reşad Ekrem Koçu. İstanbul Ansiklopedisi. Cilt 6. s.904-2905. 1963. İstanbul.

2 Mehmet Ö. Alkan. “Osmanlı’da Sayfiyenin İcadı” Sayfiye. Der: Tanıl Bora. s.15. İletişim Yayınları. 2014. İstanbul.

3 Age

 
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sevmek mi Sevilmek mi?B. Y. Genç
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğraş Abanoz

25 Nisan 2025

Kara Bir Vardı Bir Yok

Yakup gün boyu susardı, kimse aklından geçenlerin ne olduğunu bilmez, sormaya cesaret edemezdi. Rıhtıma inen dar sokakta, barakadan bozma bir evde otururdu. O, denize açılınca balıklar kaçışırmış, saatler, rotalar ona göre ayarlanırmış. Yakup'un ışığı hep yanardı, karada demirk..

Devamı..

mevsimî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024