“Ya teşekkür etti çocuk diyorum. Yine de teşekkür ederim, dedi. On yaşında filan. Çok güzel değil mi?”
“Normal aslında.”
“Valla ben çocuk için dünya dönmeye devam etsin istedim. Yolun devamında takmadım kulaklığı, onun gibi biri seslenir de duymam diye.”
“Çok abartıyorsun her şeyi.”
“Peki Zweig’in o tamlamasına ne diyorsun? Tesadüfün despotluğu*. Mutlaka öyküde bir yere koymam lazım bunu.”
“Ben denize gireceğim, geliyor musun?”
“Yok, ben yazacağım. Okurum sen gelince olur mu?”
“Bakarız.””
Akşamüstleri yürüyorum. En yüksek oksijen oranı bu saatlerde çünkü. Nerede okudum bunu? Tabii ya, çokbilmiş kızım söyledi. Kim bilir hangi youtuber’ın vecizesi. En oksijenli saatler bunlar mı, tekrar bakmak lazım. Gerçi ben başka yerden mi bakacağım?
Yavruağzı baharlanmış fidanın yanından geçerken yavaşladım. Güzel bir çiçek gördüğümde istisnasız aklıma geliyor. Herhalde en çok çiçek gösterdik birbirimize, bak ne güzel, diye. Daha çok müzik dinletmiş de olabiliriz aslında. Kulaklıklarımı taktım. Spotify, haftalık keşif. Annemin yerini tutabilir mi? Tabii ki hayır. Kulaklıktaki ses, sen benim anam babam iki gözüm her şeyimsin diyor. Tesadüfün despotluğuna yenilmeyeceğim. Şarkıyı geçtim.
Arka arkaya dört bloğun yanından inen uzun yokuşun başındayım. Bu yokuş hafif eğimli ama çıkarken beni yoruyor. Hep tersten tur atıyorum sitenin içinde. Birkaç metre sağımda biraz yukarıda bir top var, yavaşça aşağıya gidiyor. Topun geldiği yöne, arkaya baktım. Bana doğru seslenen üç dört çocuğu duymasam da gördüm. Topu yakalamamı istediklerini anladım. Parke taşların arasında yalpalayarak ilerliyor, koşturursam yakalarım, epey koşuyorum arkasından ama o gittikçe hızlanıyor, sonunda vazgeçtim. Arkasından bir çocuk geçti yanımdan. Yokuşun sonuna kadar indi. Dönüp bana yaklaşırken kulaklığımı çıkardım. “Kusura bakma, duymadım sizi,” dedim. “Olsun teyze,” dedi, “teşekkür ederim yine de.”
“Nasıl buldun?”
“Suyu mu? Güzeldi ama sen daha giremezsin, soğuk.”
“Aşkım dalga geçme, öyküyü diyorum. Hani top dünyayı sembolize etse diyorum, hatta daha iyisi yazma eylemini. Topun peşinden koşan ama yetişemeyen ben. Müzik gibi bir zevk yüzünden kulaklıklarımı takmamış olsaydım, çocukların sesini duyar, topu yakalardım.”
“Dünyayı kurtarırdım diyorsun yani.”
“Yani. Dünyayı kurtarmasam da yokuşun sonuna kadar yorulmasını engellerdim kibar çocuğun.”
“Zweig şu intihar eden değil mi? Neden okursunuz böyle adamların kitaplarını anlamam. Adam intihar etmiş işte ötesi var mı?”
“Bana da yazma diyorsun yani bu durumda.”
“Affedersin, onu demek istemedim. Ama en iyi ben biliyorum senin yazmaya çalışırken nasıl olduğunu.”
“Alev iyi geleceğini söylemeseydi uğraşmazdım, ben de bayılmıyorum yazmaya.”
“Doktor diye her dediği doğru olacak değil ya, belki de konuşmalıyım onunla. Sen aksatmıyorsun değil mi ilacını? Bak tam da mevsimi. Neyse. Bence gönderme bunu atölyeye, güldürürsün insanları kendine.”
*Stefan Zweig- Satranç






