''Her şeye inananlar ve hiçbir şeye inanmayanlar için nereye kaçmalı? Bu dünyaya profesyonelce lanet edebileceğimiz hiçbir yer kalmadı.''
Emil Michael Cioran, 8 Nisan 1911’de Raşinari, Romanya’da doğdu. Eserlerinin bir bölümünü Fransızca bir bölümünü de Rumence yazan Cioran kabul gören genel kanının aksine Fransız değil, Rumen’dir. Çürümenin Kitabı, Burukluk, Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine, Var Olma Eğilimi, Gözyaşları ve Azizler, Yeni Tanrılar kitaplarının yazarının, varoluşçu düşünürün aslında nereli olduğunun hiçbir önemi yok, hem de hiç. Bu bilgiyi niye verdim peki? Birkaç sebep sıralayabilirim hemen: Bir sebep bu muhteşem eserleri yazmış olan yazarın 1937’den sonra ömrünün geri kalan kısmını çatı katında bir evde geçirdiği için olabilir. Başka bir sebep insan varlığı üzerine, var olmak üzerine muhteşem tespitlerde bulunup cümleler yazmış yazarın 1995 yılında Alzheimer hastalığından ölmesi olabilir. Ya da belki de 20. yüzyıldan itibaren varoluşçuluğun temsilciliğini yapıp, var olma üzerine esaslı tezler ortaya koymuş olan düşünürün kitapları dışında istisna birkaç söyleşi verip hiç konuşmamış olması olabilir. Emil Michael Cioran’ın nereli olduğunun hiçbir önemi yok. İyi bir insan, iyi bir düşünür, iyi bir yazar o. Değeri ise yazdığı kitaplar dışında hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar kendine has varlığıyla müsemma.
Yeni Tanrılar
Tanrı söz konusu olduğunda ne hissederiz? Ya da şöyle sormalı: "Tanrı" kelimesini duyduğumuz an ne hissederiz? Hissiyat olarak nasıl bir ilişki/iletişim içerisindeyizdir O'nunla. Tanrı’yı reddediyor da olabiliriz. Bu durumda ne hissederiz? Reddettiğimiz hâlde belki de kabul edenlerden daha da fazla yoğunlaşıyordur ona karşı hislerimiz. Olamaz mı?
O’na inanan olalım veya inanmayan, Tanrı’nın varlığı, -görünmeyen ama her daim orada olan varlığı- önemlidir ve bir şekilde “Tanrı huzuruna” çıkıyor olmak baskı altında hissetmeyi de beraberinde getirir. O söz konusu olduğu an düşünmeye başlıyoruz değil mi? Düşünmediklerimizi, varlığımızı, halının altına süpürdüklerimizi, karşı tarafı, aklımıza gelebilecek ne varsa her şeyi. Çünkü orada olduğu halde görememekten değil de O’nu çözememekten mütevelli hâlimiz çaresiz. Zihnimiz ürküyor O söz konusu olduğunda. Ve Cioran tüm zihin açıcılığıyla O’nu -Tanrı’yı- yazmaya koyuluyor. Üstelik “yeni" olanlarını. Yeni Tanrılar’ı. Nedir, ne değildir, ne mene bir şeydir bu Yeni Tanrılar? (!)
E. M. Cioran’un okuduğumuz tüm kitapları insan varoluşu üzerine ve zaman zaman evreni kapsayıcı genel varoluş üzerine analitik, nitelikli, derin sözler söyler. “Biz hepimiz, huzurun anahtarını yitirmiş, artık büyük acının sırlarından başka bir şeye varamayan öfkelileriz.” Cioran’ın düşünce dünyası tarafından kabul gören tespitleri tam isabet yüzde yüz doğru tespitler içerdiği için değildir çoğu zaman. Cioran, insan ne yaşarsa yaşasın ve ruh hali nasıl olursa olsun ikircikli, huzursuz, ironik, şüpheci ruh halini bize gösterir. Görünür kılar. Bunu yaparken Yeni Tanrılar kitabında ilk olarak “iyilik” ve “kötülük” üzerinden söze başlayarak “İstisnai birkaç durum hariç, insan iyiye eğilimli değildir. (…) Kötülükle lekelenmemiş en küçük bir eylemde bulunabilmesi için kendini tutması, kendine gem vurması gerekir” demesi, sonrasında da “Tanrı ironinin eşiğidir” tespiti bu yüzdendir.
Redingot Yayınları tarafından yayınlanan, altı bölümden oluşan Yeni Tanrılar, iyi insan-kötü insan tespitleri, karşılaştırmaları ve analizi ile başlıyor. “Tanrısallıkta erdemlerimizden ziyade ayıplarımızı yeniden keşfetmek daha önemlidir.” Önemlidir, evet. Yeni Tanrılar’ın bölüm başlıkları şunlar: "Kötü Demiurgos", "Yeni Tanrılar", "Paleontoloji", "İntiharlı Karşılaşmalar", "Kurtulmamış Olan", "Boğulmuş Düşünceler". Cioran ikirciklenmelerimize vurgu yapa yapa ilerler iyilik ile kötülüğü anlatırken ve hiçbir şeye rast gelmeyen, kendine de rastlamayacaktır derken fikirlerimizin ve reflekslerimizin aslında kendi yolculuğumuzla nasıl bağlantılı olduğunu açıklar. Fikirler, tüm söylemler ve akış birbirine zincirin halkaları gibi bağlıdır Cioran düşünde, aynı zamanda da domino taşı misali tek bir etki ile birbirini düşüre düşüre ilerler. Bu yüzden kendi tanrısını yaratanlar için şu tespiti yaptığını okursunuz birdenbire aslında her şey yolunda giderken: “Tek hataları, kendi tanrılarını tatmin etmeye çalışırken, aynı zamanda diğerlerine hizmet etmemeleri.”
Tek Tanrıyla Nasıl Baş Edilir?
İnsanın düşünme edimleri üzerine elinde neşterle çalışır Cioran. İçerideki düşünceyi görmek için düşünce derimize neşterle attığı her bir çizik veya kesi varlığımız ile ilgili yeni sözler söylemek, varlığımız üzerine keşfi derinleştirmek içindir. Herhangi bir düşünce veya varlık sebebimizle ilgili baş etmekten ziyade nasıl düşünebileceğimizi o şeye nasıl bakarsak yeni olanı keşfedebileceğimizi gösterme uğraşı içindedir. Buna göre çok tanrıdan tek tanrıya, hatta inanca müteakiben hangi tanrıya inanılıyorsa, yani “mutlak” olana olan inancımız üzerine fikirlerimiz açılmaya, tek tanrıyla nasıl baş edilir sorusu yanında, tek tanrıyı nasıl düşünmek gerekir sorusuyla bizi baş başa bırakır. Tek tanrıyı nasıl düşünmek gerekir, gerçekten?
“Onun huzurunda daima baskı altında yaşar insan. Tek tanrıcılık duyarlılığımız ezer. Bizi sıkarak, gemleyerek derinleştirir: Güçlerimizin serpilmesine ket vurmak pahasına bize içsel bir boyut bahşeden bir zorlamalar sistemidir; bir bariyer oluşturur, gelişmemizi durdurur, bizi sakatlar. Şu kesin ki birçok tanrıyla, tek tanrıyla olduğumuzdan daha normaldik. Şayet sağlık bir ölçütse, tek tanrıcılık ne büyük bir gerileme!”
Hassas bir konu ve mutlak olanın dışına çıkmamak gerekir diye düşünülmesi kuvvetle muhtemel. Hatta kesin. Fakat tanrıların veya birçok tanrıdan yola çıkarak ulaştığımız tek tanrının her şey bizim etrafımızda dönüyormuş gibi yarattığı etkiye değiniyor Cioran ve bu düşünce açısı onun ne kadar önemli bir düşünce adamı olmasındaki en önemli kanıtı. Evet, tek tanrı demek tek bir dünya, tek evren ve en minimalde dünyanın kendi etrafında döndüğünü zanneden tek bir insan modeli demek. Buradan her bir toplumsal norma, yargıya, sistem çarklarına, kurulan erk düzene, kapitalizme bağlayabiliriz konuyu kaynak tanrı kadar kuvvetli bir şey olduğunda. Tanrılar nezdinde düşünürsek baş etmeye çalıştığımız bir şey yok aslında ya da tanrıya dair düşünmek istediğimiz bir şey de yok. Dünyanın kendi etrafında döndüğüne emin olan insanın inancı var. Cioran için işte bunun üzerine düşünüp tartışmak daha önemli.
Uyanış, Korku, İntiharla Karşılaşmalar
Cioran tanrılardan bahsederken bir uyanıştan ve korkudan da bahseder. Bu bildiğimiz uyanış (fark etme, farkındalık) veya bildiğimiz, tanıdığımız korkularımız değildir. Kendi elimizle yaratığımız korkularımızın ne kadar uyanırsak uyanalım bize neler yaptığıdır Cioran için asıl üzerinde durulması gereken. Uyanış, korku ve tüm bunları kapsayıcı şekilde giriştiğimiz arayışlar, arayışta olduğumuz şeyden günün birinde vazgeçmemizi sağlamıyorsa bir arayış olmaktan çıkıp engel olma sularında yüzdürmeye başlar bizleri. Cioran’ın tespitiyle yazarsam "köstek". Bir de korkunun ete yapışma hâlinden bahseder ki, bu durumda korkuyu etten ayırabilmek imkânsızdır. Korku kaygının bilinci oluverir ve uyanış zor ihtimaldir, inandığımız şey ne olursa olsun, -ister tek tanrı ister çok tanrı- ihtimal dahi olmaktan uzaklaşır, uzağımıza düşer.
Tanrı yaşamın, uyanışın, yaşamı iliklerimizde hissetiğimiz derin korkularımızın içinden can bulur ve açıklar kendini. Fakat sonsuz bitim ve ölümle de açıklar aynı zamanda. Belki de yaşamdan daha fazlasıyla. "İntiharla Karşılaşmalar" bölümü bu paradoksal yapıyı karşımıza çıkarmasıyla kitabın en önemli bölümünü teşkil ediyor. Dünyanın kendi etrafında dönmediğini bilen, ben olmaktan bıktım diyebilen, kaçma özlemi içerisinde olan, tamamen kendisi hâline gelebileceğinin tek yolu olarak intihar fikriyle dünyaya gelen bazı insanlar, Cioran için tanrıyla karşılaşmanın en keskin yol gerçeği:
“İnsan kendini ancak, bazı bakımlardan, hep her şeyin dışında olmuşsa öldürür. Farkına varamayacağı kökensel bir mülksüzleştirme söz konusudur. Kendini öldürmeye çağrılan kişi bu dünyaya kazara aittir. Aslında o hiçbir dünyaya bağlı değildir. İntihara yatkın, intihara yazgılı değildir, her hayal kırıklığından, her tecrübeden önce ona adanmıştır: Mutluluk da mutsuzluk kadar intihara iter, hatta belki de daha fazla, zira şekilsiz, belkisiz olduğundan, tüketici bir intibak çabası ister, hâlbuki mutsuzluk bir ayinin güvencesini ve kesinliğini sunar.”
Bu türde bıçak sırtı olabilecek keskin satırları okurken okuduğunuz satırların yazarı Cıoran ise eğer bahsedilen konu ile ilgili yargı içeren bir diktelik algılamıyor oluşunuz söylemek istediği düşünce ile ilgili konuyu kavrayabilme alanları ile karşılaşmanızı sağlıyor. Düşünce bilimi, felsefe, varoluşçuluk vb. konular düşünüldüğünde başarılabilmesi çok zor olan fakat çok değerli bir unsur bu.
Kurtulmamış Varoluş, Boğulmuş Tanrılar
Önümüze gelen her şeye tutunuruz diyen Cioran, ilksel göz kamaşmasından kendimizi koparamamamızdan bahseder ilkin. Kurtulamadığımız şey varoluşumuzdur ve tanrılar oralarda bir yerdedirler hep. Bu iyi midir insan için, insanın varoluşu için? Bu noktada belki de en önemli olandan bahsi açar Cioran ve varlığı tüm vasıflarından mahrum etmeliyiz diyerek daha derine iner: “… öyle ki artık tüm bağlılıklarımızın dayanağı ve yeri, teskin edici ebedi çıkmaz, hepsi içinde en kök salmış, bizi en çok alıştırdıkları öz yargı olmasın.”
Cioran taklit edilemez bir düşünürdür. Onun söylediklerini ancak alıntılayabilirsiniz. Bu da onu daha da değerli kılar her alıntıda. Cioran varoluş üzerine kafa patlaşmış fakat bilge olmaya çalışmamıştır, bu yüzden Cioran söz olduğu kadar sonsuz sükuttur da. Yeni Tanrılar tüm E. M. Cioran kitapları içerisinde en derinlikli olanı kesinlikle. Ki Çürümenin Kitabı baş ucu kitabı olmama rağmen söylüyorum bunu. Kitabın en sonuna yerleştirilmiş bir "Boğulmuş Düşünceler" bölümü var ki kitap sırf bu bölüm için bile alınıp baş ucu kitabınız olmalı.
“Dini değil Tanrı’yı, mistiği değil vecdi düşünmek gerek. İman teorisyeni ile mümin arasındaki fark, psikiyatr ile deli arasındaki fark kadar büyüktür.”
Ve bu çok güzel kitabın çevirmeni Murat Erşen’e de nitelikli çevirisi için teşekkür etmek isterim. Yeni Tanrılar’ı okuyun lütfen.






