Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Şubat 2022

Öykü

İle,

Emel Kalender

Paylaş

3

0


İsa evde tek başınaydı. Böyle diyecekler. Herkes birbirine beni anlatacak. Hayır, değildim. Halının üstünde yatan ceset sayılırsa, hem neden sayılmasın, iki kişiydik. Ne uzun bir ölüydü, durdukça uzuyor, uzadıkça soğuyordu. Canlıyken de böyle garip bir adamdı. Giderdi mesela, uzaklaşırken küçüleceğine büyürdü.

Öncesinde ne mi oldu? Bırakın canım öncesini. O benim biricik gizim. Hem nasıl olsa değiştireceksiniz. İsa, diyeceksiniz, babasını boğdu. Oysa ben babamı boğmadım, yapmam öyle şeyler.

Koltuğa oturtmama gelince, Yerde yatırmak olmaz, dedim. Yüksek bir yerde durmalı ki başımı kaldırıp gözlerinin içine bakabileyim. Onu yavaşça kaldırdım. Elbette korktuğumdan değil. Yavaşça kaldırdım çünkü bir cansız öyle kolay kolay taşınmaz, artık iyice biliyorum. Kollarını koltuğun kenarına yerleştirdim. Bir gören olsa, İsa heykel yapıyor, derdi. Yemin bile ederdi, o kadar özenliydim. Bacaklar hafif ayrık olsun, işte böyle, çok hafif. İki bacağının arasına bir elma koydum. Böylece yeniden dirilirse hemen anlarım. Neden başı sürekli arkaya düşüp duruyor? Boş veremem. Artık eksik istemiyorum. Çok düşünmedim, öyle hemencecik karar verip bir yastıkla destekledim çünkü kimse İsa’dan daha akıllı değil. Babasıyla konuşup uyuyanlar bile. Herkesin bir babası var, hem de herkesin. Kıskandığımdan değil, sadece söylüyorum.

Ben isterdim aslında benim gibi bir oğlum olsun. Laf olsun diye demiyorum, tıpkı ben gibi. Anlıyorum, herkes kendinden bir parça yaratmayı ister. Hevestir. Fakat keyfimden yapıp da bir dışkıyı atar gibi onu dünyaya salıp unutmazdım. Hele bana seslendiğini duysam arkamı dönüp hiç gitmezdim. Hem bir insan tek başına kalırsa kokmaya başlar.

Evet, şimdi karşımda başını bile tutamayan aciz bir heykel var. Bunu bütün oğullar görmeli. Karından düştüğü anda sahipsiz kalan evlatlar. Bakıyorum, biraz uzaklaşarak durup yine bakıyorum. Çünkü bakmaya doyamıyorum, nasıl da sevimli. Ancak bu yetmez, yetmiyor. Bütün dünyayı uyandırıp babamı gösteresim var. Çıksam tepeye, avaz avaz bağırsam, rahat değilim ya kimse rahat etmesin. Haksız sayılmam, kim eserini herkes görsün istemez ki.

Her yere mum koydum. Mumları kibritle tek tek yaktım. Ne çıkardı çakmakla yaksam, olmaz, özeni bozar. Kibritler uyuyan mumları uyandırdı ama ben leş gibi uyku kokuyorum. Kalkıp gidesim geldi. Bir an sadece bunu istedim. Babamı orada bırakıp sokağa çıkacak ve kaybolacaktım. İsa, diyecekler, büyümeye üşendi. Sonra beynimin kıvrımlarında konuşan İsalar duydum. Onlar çok geveze, uyku nedir bilmiyorlar. Tembelliğimle alay ettiler. Fırsat verir miyim onlara. Gitmedim, kaldım, her bir mumu yakarken ellerimi birbirine yapıştırdım, dua ettim.

Şükran duyuyorum sana yanan ateş, dedim, Beni şimdiye dek yakmadığın için sana şükran duyuyorum. İnsan yanarak ölmemeli virgül, virgülle iki cümleyi bir yaptım, eğer öldüyse Allah'ın yanan kişiye büyük bir borcu olur, nokta.

Her fırsatta başımı çevirip babama baktım. Sanki bakmasam gidecek. O hiç kıpırdamadı. Demek ki ölmek yaratıcıma yaradı.

Haksız mıyım baba, dedim. Sesli dedim.

Bu kadar gevezelik yeter İsa, dedi.

Oğlum demeye dili varmıyor. Şiir yazmalıymışım. Babam oldum olası şiirleri severdi. Belki de en iyi yaptığı iş yazmaktı. İflah olmaz bir ahenk düşkünüydü. Onu böyle geçmiş zamanda anmak nasıl hoş. İnsanların yakasına yapışır, şiirlerini zorla okurdu. Beğenmeyenleri ya öldürür ya şiire gömerdi. Bu yüzden hep ceset kokardı. Yani bu kokma yeni bir şey değil.

Şiirim bitince öksürüp sesimi düzelttim. Ayakta durdum. Bu duruş şiire saygı, başka bir sebep yok.

Ben, İsa ile,

Aslen donsuz bir kafiyeyim.

Ağrılara göre doğmak üzereyim.

Diye;

Cennette matbaa yakmaya gidiyorum.

Her şey tamam. Eksikler olabilir fakat bu tam olmaya engel değil. Artık kimse sözümü kesemez, umuyorum. Nasıl da büyüdüm, basbayağı hissediyorum, büyüme ağrısı çekiyorum. Öyle değil, gücün büyüklüğü. Eminim yani kendimden, sesimden, sırtımdan. Tam karşısına koltuk çekip oturdum. Bu bize çok yakıştı.

Bak baba, dedim, kan gibi bir şarap aldım.

Kadehi doldurup ilk yudumu içtim. Tam da bu toplantıya layık buruk bir tat. Babam içmemekte ısrar ediyor. Üstüne gitmedim. Ben de olsam dilimi çözecek bir içmeye başlamazdım.

Sana hesap sormayacağım baba. Yani biliyorum, büyük kötüler masalcıdır. Eksikler ya ondan.

Hiç üstüne alınmadı.

Önce iş, dedi.

Şiirimde beğenmediği yerleri düzeltmek için çalışmaya başladık. Beni anlaşılmaz olmakla suçladı. Ellerim titredi, dilim dolaştı, gücendim açıkçası, yine de ağlamadım. Biraz daha ılımlı konuşabilirdi. Bağlaçlarımın hepsini atmalıymışım. Edatlarımsa cümlelere baştan aşağı zavallılık katıyormuş.

Şunlara baksana, dedi iç çekerek, tıpkı sana benziyorlar. Edatlar böyledir, var olmak için bir parazit gibi cümleye yapışırlar. Rağmen, dersin olmaz.  Ötürü, dersin olmaz. Sanki, dersin ve her şeyi ille bir şeye benzetmek zorunda kalırsın. Özür gibi bir şey, anlıyor musun?

Ama bu kadarı fazla. Altı üstü, İle, dedim. Diğerlerini de görmüş.

Hepsini mi, dedim.

Hepsini, dedi.

O halde, dedim. Hiç acımadan gözünün önünde büyük harflerle yazdım:

İLE,

Bir virgül için az kaldı birbirimize girecektik. Dolaylı yoldan küfür ediyormuşum. Ama bunu elbette ispatlayamazmış. Görecek, İle’yi en tepeye koyacağım. Bir şamdan gibi yol gösterecek ve babam o zaman çok utanacak. Belki yüzü bile kızarır.

Sen de, dedi bana, uzun cümlede yükleme uzak düşen öznesin. Kıs kıs gülüp duruyorsun ama cümle bittiğinde kimse senin adını hatırlamaz. Üstelik ahlâksız olan sensin.

Hadi ama söylenme baba, dedim. Bunu diyebilmem için ortak bir ahlâk varlığından emin olmam gerekir. Yani demiş olamam öyle değil mi?

Utanmadan bu sesleri kitap da yaparsın sen, dedi. Ama öyle görünüyor ki ölene dek düzeltilmeye muhtaç. Zavallı İsa, dedi, durdu bir daha dedi, hoşuna gitmiş olmalı. Öksürerek bir balgamı atar gibi son cümlesini tükürdü: Hep eksik kalacaksın.

Sana inat, dedim. Dişlerimi sıktım. Sıktım. Sıktım. Kitapsız kalacağım.

Bakalım bu rezillik nereye kadar sürecek?

Nasıl gülesim var. Böyle durumlarda ne yapıyorduk baba?

Gömün gitsin, dedi. Kimlere dediyse.

Lütfen kırıcı sözlerime kırıl, diye bağırdım.

Belki organik bir ses çıkar babamdan. O sustukça ben daha çok konuştum. Konuştukça gücüm azaldı. Tılsımlı Deri gibi küçülüyorum. Neredeyse yok olacağım. Bütün bunlardan olmasa bile yoksunluktan öleceğim. Ruhunu satan o doktordan ne farkım var? Babamı çok sevmemle ilgili bir anlamı taşıyacağım diye ödüm kopuyor. Dediğim gibi, baktım yok olacağım, hiçliği de bilmez sayılmam ama korktum işte, gidip babamın kucağına kıvrıldım. Dizlerimi karnıma çektim, kollarımı karnıma büktüm. Nasıl oldu bilmiyorum, sanki benim de küçülmeye niyetim varmış.

Bana sarılmayacak mısın baba, dedim.

Başı gene arkaya düştü. Bu defa düzeltmedim. Ola ki yukarı bakmak istiyordur. Tanrısıyla konuşmak onun da hakkı. Tanrıların Tanrısı.

Başımı omzuna dayadığımda şaşırdım. İnsan böyle birdenbire beklemediği şeyler olunca rüyadayım sanıyor. Orada, omzunda, tam başıma göre bir oyuk var. Fakat kollarıyla beni sarması için beklemem gerekti. Yardım etmeme rağmen hiç kolay olmadı, kalbi atmadığından olacak, soğumaya başlamış. Bana sarıldı. Bizi önce bir midyeye benzettim, sonra içinde çocuk olan bir annenin karnına. Babamın bana kenetlenmesini insanın etini kaplayan öz derisine benzetmek daha akıllıca geldi. Çok geçmeden uyudum.

Rüyamda evsiz kalmıştık. Sebebi benmişim. İyi şiir yazamadığımdan evden atılmışız. Bana küsmüş, başını almış gidiyor. Dönme arkanı, dedim. Dayanamadığımı da ekledim. Gidelim buralardan baba, bir ev bulalım. Bahçeye elma ağacı dikip göle işeyelim. Sanki bilmiyor hemencecik iyi bir şiir yazılamayacağını. Hem öğrenmek için hacim almak gerekiyor. Sanki bilmiyor.

Kısa cümlelerle işin kolayına kaçıyormuşum. Halbuki uzun cümlelerin nasıl yazılacağını biliyorum fakat yeri gelmeden maharet göstermeye çalışan sirk hayvanları gibi böğürüp durduğumu sanmasınlar diye sessiz kalmaya mecbur değil muhtaç olduğumu sen de anlamazsan kime anlatabileceğimi düşünüp durmaktan başıma yerleşen ağrıyla yüklemsiz cümle kurmaya cüret edecek kadar ilerlediğimi gördüğüm an yeni edinmiş olduğum ve üstüme tam oturmayan durma yetkimi kullandım. Bence iyi yaptım. Çok iyi bildiğin gibi insanlar sanmaya başlar başlamaz küfür eder, hem de bağıra bağıra. Hepsi bir yana cümle küser insana. Edepsiz, der. Hadsiz, der. Buruşturulup lağıma atılmış kâğıt parçasından beter olursun. Gelenin geçenin üstüne kusacağını tahmin etmek zor değil.

Dinliyorsun değil mi baba, sallanıp durmasan olmaz mı? Ne garip adamsın. Hem sokaktasın karın ortasında hem koltuktasın. Sana bir şey söyleyeyim mi baba, asıl küsen benim. Bir gün büyüyeceğim aklına hiç gelmedi değil mi?

Ağzını açtı. İşte konuşacak. Oğlum, diyecek ve demelerimin içine işlemesinden dolayı, neden olmasın, iyelik ekini uzatarak, bastırarak hatta hoşnut olarak dudaklarında gezdirecek.

Evet, diyeceğim ben, insan sahip olduğu şeyleri iyi bilmeli.

Boş ver bütün olanları, dedi. Gidip gökyüzünün karnını yaralım. Bağırsakları dışarı fırlasın.

Gelemem baba, ne işim var benim gökte. Üşürüm hem. Sana biraz önce, küstüğümü dedim mi ben? Belki de içimden geçirdim, ne bileyim, aynı şey sonuçta.

Bu yüzden mi öldürdün beni İsa? Oysa herkes babasına küser.

Ölü bir babayı, dedim, düşündüm biraz, iyi bir söz bulmalıydım, affetmek daha kolay.

Elmanın düştüğünü o zaman gördüm. Sonra yuvarlanarak mumları tek tek devirdi, elma yaptı hepsini. Küçük ateşler çatırdamaya başladı.

Yanıyoruz baba, dedim.

Zamanı gelmişti, dedi.

Ateşin bir sarmaşık gibi büyüyerek evi sarmasını izledik. Büyüdükçe sesi de çoğaldı. Biz, babamla ben, durgun bir denizi izler gibi yangının duvarları yalamasını izledik. Sıra bize geldiğinde ateş kanatlarını açtı. Yanıyorduk, babam ile ben. Babamdan uzayan lifler, yanarak eriyen derimiz ortak kullanabileceğimiz liflere dönüşmüştü, bedenimi yavaşça emdi. Artık babamın içindeyim.

Ayağa kalk baba, dedim.

Kımıldamadı. Görmüyorum ama hissediyorum. Gözleri eriyerek üzerime damla damla akıyor.

Ayağa kalk baba, dedim. Yeterince yanmadık mı?

Oğlum, dedi. İsa demedi. Oğlum, dedi. Artık gidebilirsin.

Ellerimle karnını yarıp dışarı çıktım. Ateş her yerde. Olsun, dedim. Ateşi bir gömlek gibi giydim ve sonunda derimle beraber ateşten soyundum.

İşte ben, yani İsa, babamdan böyle doğdum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Nisan Ayının 7 KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Temmuz 2025

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Ankara’dan çok da uzaklaşmadan hafta sonuna eğlence, keyif ve dinlendirici bir tatil deneyimi eklemek ister misiniz? Başta Ankara Kızılcahamam termal otel seçeneği olmak üzere Ankara’ya yakınlığıyla bilinen en konforlu ve uygun maliyetli seçenekleri sizi..

Devamı..

Kafkaesk Bir Film: Birdman

Yalçın Yokuş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024