Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Şubat 2021

Öykü

Acımaz

Ayşe Adres

Paylaş

5

6


Onu öldüreceğim. Onu da o sinsi sevgilisini de. Hiç konuşmadığım ama hakkımda ne düşündüklerinden adım gibi emin olduğum komşularım yüzünden durdum. Polisler ellerim kelepçeli, kollarımdan çekiştirip götürdüklerinde arkamdan, “Yazık, bu da babası gibi boynuzlandı,” demelerini istemedim. Yatak odamda ikisini yarı çıplak yakaladığımda mutfaktan iki bıçak alıp tam da kalplerine atabilirdim. Evet, bunu çok da rahat yapabilirdim. Ama son anda aklımda müptelası olduğum dart oyununu bir daha oynayamayacağım geldi. İki haz düşkünü yüzünden kendimi hapishane köşelerinde darttan mahrum bırakamazdım. Yine de onları öldürürsem götürüleceğim olası hapishaneleri aradım. Telefona çıkan yetkililere mahkûmların boş vakitlerini geçirdikleri yerde dart olup olmadığını sordum. Karşı taraftan ses gelmediğinde dartta birinciliklerimin olduğunu, hapishaneler arası turnuvalarda onları gururla temsil edebileceğimi sıraladım. Neredeyse kulak zarımı delen, “Deli misin kardeşim, başka işin yok mu senin,” diye bağırıp telefonu kapatanları tekrar tekrar aradım. En sonunda telefonun ucundaki adam sakinlemiş sesiyle, “Gel kardeşim gel. Dediğin tahtalar burada bekletme bizi hadi gel,” dedi. Rahatlamıştım artık, içerdekilerin işini görebilirdim.       

Odanın kapısında biraz bekledim. Konuşmalarından bir şey anlayamayınca sertçe kapıyı açıp içeri girdim. Karım olacak rezille sıska bakkal çırağını, polis emeklisi rahmetli babamın kelepçesiyle karyolanın iki yanına bağlamıştım. Birini sağ, diğerini sol bileğinden çapraz bağladığımdan birbirlerine sırtları dönük vaziyetteydiler. Aşağılık herif nasıl da çaresiz, korku dolu gözlerle bana bakıyor. Seneler önce, “Apollonum ölene dek sen olacaksın sevgilim,” diye söz veren karım şu sıska tüysüz adamda ne bulmuştu. “Senin Apollon’un bendim, ben!” diye haykırdım. Pislik herif, yükselen sesimle ergen bir çocuk gibi olduğu yerde kıvrılıp iyice küçüldü. Kiraz dudaklı pembe yüzlü karımsa sanki kocasına değil de bir yabancıya bakar gibi utanmadan gözlerini üzerimde gezdirdi. Buruşmuş çiçekli çarşafın altına saklamaya çalıştığı kıvrımlı ve dolgun bedeninin titreyip dirileştiğini görebiliyordum. Erkekliğimi hissettiren şu kusursuz vücudu artık midemi bulandırıyor, ondan nefret ediyordum. Senelerdir bakmaya doyamadığım yeşil gözleri uğursuz siyah bir kedinin yeşil gözlerinden farksızdı şimdi. “Utanıyorum canım, lütfen canım, çöz beni, affet beni kocacığım…” inlemelerine neredeyse aldanır gibi oldum. Ama aniden annemin görüntüsü zihnimde belirince kapıyı sertçe kapatıp sigara için balkona çıktım.

  

Yine aynı şeyi yaptım. Demir parmaklıklardan aşağı sarktım. Giriş katı dört, birinci kattan bulunduğum sekizinci kata kadar hep üç. Kaç etti. Yirmi sekiz. Tam yirmi sekiz metre. Çok acımış mıdır? Hafif başım döner gibi olduğunda kenarda duran izmarit dolu küllüğü tozlu masaya koyup paslanmış sandalyeye oturdum. Oldum olası sevmemiştim bu evi. Sözüm ona topraktan yüksek, bulutlara yakın, aydınlık eve çıkınca mutlu olacaktık. Ne çıkış ama. Babam mecburi nöbetlere bu evde başlamıştı. Annem, babamsız yalnız gecelerde bu evde delirmişti. Hiç unutmuyorum. İlkokula başlayacağım günün öncesiydi heyecandan gece bir türlü uyuyamamıştım. Su içmek için kalktığımda loş koridorda annemi uzun boylu bıyıklı bir adamın kucağında gördüm. Beyaz geceliğinin içinde kumral uzun saçları omuzlarına düşmüştü. Beni fark ettiğinde yüzünde en ufak bir şaşkınlık olmadı. Hiçbir zaman sıcaklığını yumuşaklığını bilmediğim pamuk kadar beyaz elleriyle adamın boynuna daha sıkı sarılıp bana, “Yalnızlık çok zor oğlum, çook,” dedi. Bir an hayâl gördüğümü sanıp gözlerimi ovuşturdum. Tekrar baktığımda adamın ayağıyla odanın kapısını kapattığını gördüm. Halbuki ben de çok yalnızdım. Babamın olmadığı gecelerde ne zaman annemin odasına gitsem, içeri giremeden kapısında azar işitip geri dönerdim. Nöbetten geldiği bir sabah babama, onun olmadığı gecelerde eve bir adamın geldiğini söyledim. Gülümseyen yüzü asıldı. Bir süre yerdeki tozlu parkeye baktı, sonra elimi her zamankinden daha sıkı tuttu. “Bunu başka kimseye söyledin mi,” dedi. Başımı iki yana salladığımda kendine doğru çekip, “Bu aramızda sır olsun tamam mı,” deyip hiçbir şey duymamış gibi kendine kahvaltı hazırladı. Oysa sinirlenip kapı girişinde bizi dinleyen anneme adamın kim olduğunu soracağını sanmıştım. O günden sonra ikisini bir arada pek görmedim. Babamın olmadığı zamanlarda annem bazen bir yabancıya bakar gibi beni süzüyor, bazen de aceleyle yemeğimi masaya koyup bitirene dek sigarasını içiyordu. Ne eksik ne fazla. Eskisi gibi hayatımıza devam ediyorduk. Okuldan döndüğüm bir gün apartmanın önünde toplanmış kalabalığı gördüm. O tarafa doğru ilerledim. Yaklaştıkça komşuların, “Vah, vah. Yazık oldu.” “Karşı balkondaki Zehra Hanım görmüş, kadın resmen aşağı bırakmış kendini.” “Gitti gencecik kadın.” seslerini duyuyordum. Kalabalığın arasından sıyrıldım. Yerde yatan annem yüzüne yapışmış saçlarının arasından donuk gözleriyle bana bakıyordu. Beyaz elleri öne doğru uzanmış, yardım et der gibiydi. Yanına gidip elini tutacakken çalan siren sesiyle başımı çevirdiğimde babamı gördüm. Koşarak yanıma geldi. Komşulardan bir teyzenin elini elime tutuşturdu. Yaşlı gözleriyle gözlerime baktı. “Şimdi eve git, onu sana getireceğim,” dedi. Akşam olduğunda babam dediğini yapmıştı. Hiçbir zaman giremediğim annemin odasındaydım. Yatağında uzanmıştı. Hemen yanında duran komodinin üzerinde babamın ve benim de içinde olduğum fotoğrafı gördüm. Bir ya da iki yaşlarında olmalıydım. Ağzımda emzik, gözlerim şaşkın, annemin kucağındaydım. Senelerdir aradığım mutluluk bu fotoğrafın içindeydi. İkisi de sıcacık gülümsemişti işte. Fotoğrafı alıp yatakta uzanan annemin yanına yaklaştım. Üzerinde her zamankinden daha uzun beyaz bir gecelik vardı. Güzel yüzü tebeşir kadar beyazdı. Gözleri ve ağzı yarı aralık uyuyordu. Çenesinde ve boynunda gördüğüm kanlar temizlenmişti. İnce parmaklı beyaz ellerini bulup başıma sürmek istedim. Sağına soluna bakındım. Ama yoktu. Uzanıp geceliğin içinden ellerini çıkaracakken mırıldanarak okuduğu kitaptan başını kaldıran babaannem yerinden kalktı. Başımı okşayıp beni odadan çıkardı.

Pakette sigara kalmadığını anladığımda ayağa kalktım. İçerdekileri öldürüp öldürmeme konusunda bir türlü karar veremiyordum. Hapishane hayatı yanımda dartlar olsa da bir süre sonra sıkıcı olurdu. Güneyde bir kasabaya yerleşsem, karımla âşığını düşüne düşüne babam gibi kalp krizinden ölebilirdim. Gözüm balkon giderinin yanına terk edilmiş, kurumuş sardunya yapraklarına takıldı. İçeride beni affet diye inleyen kadın, bakımı kolay şu zavallı çiçeğe bile su vermeye tenezzül etmemişti. Babam da ne zaman eve saksı çiçeği alsa çiçeğin ömrü annem yüzünden en fazla bir hafta olurdu. İki kadının tuhaf benzerliklerinden delirecek gibi oldum. İçerdekileri düşündüm, ikisi de ölümü hak ediyordu. Öncelikle şu çelimsiz bakkal çırağının işini görmeliydim.

Karar vermiş olmanın hafifliğiyle salona geçtim. Geçenlerde sipariş edip de henüz kullanmadığım ince çelik uçlu dart oklarımı salondaki konsolun çekmecesinden çıkardım. Babamın kokusunun sindiği, çatlamış deri döşemesinden fışkıran süngerin bile sarıdan kahverengine döndüğü halde, atmaya elimin varamadığı koltuğa oturdum. Kitaplığın yanı başında duvara astığım hedef tahtasına gözümü diktim. Kimler gelip geçmişti şu tahtadan. Matematik öğretmenim, okulda kızların peşinden koştuğu yakışıklı Mahir, sevgisine hasret kaldığım annem…  Elimdeki oklarla bir iki atış yaptım. Her zamanki gibi tam isabet. Şimdi sıra, içerideki canlı hedeflerimde. İşe çırak bozuntusuyla başlayacağım. Sevdiği kadının yanında yavaş yavaş acı çektirerek öldüreceğim onu. Önce yüreğinin birkaç santim yanına, sonra diğer tarafına ve sonuncusuyla tam isabet. Konsolun çekmecesini tekrar açtım. Geçen sene turnuvada kazandığım altın kaplamalı oku kutusundan çıkardım. Karım olacak kadına tek altın vuruş yeter. Elimde oklarla yatak odasına girdim. Korku dolu gözlerle elimdeki oklara baktılar. Çırak bozuntusu ne olduğunu anlayamadı tabii. Bilmiyor atışlardaki başarımı, ama rezil karım kelepçesini zorlayıp kesik kesik çığlık atmaya başladı bile. Göz alıcı parlak okları birer birer aynalı şifonyerin üzerine sıraladım. Karımın süslenmek için kullandığı pembe kadife pufa oturup bir süre çırpınışlarını izledim. İğrenç yüzlerine bakmaktan sıkılınca ayağa kalktım, cebimden kelepçe anahtarlarını çıkarıp üzerlerine fırlattım. Mutfağa gidip bir bardak su aldım. Balkonun kapısını açtım, kurumuş sardunyaya su verdim. Aşağı baktım. Sadece yirmi sekiz metre, acımaz dedim.

YORUMLAR

Ufuk Tekin

Çok etkileyici bir öykü. Çok beğendim.

17 Şubat 2021

İdil Himmetoğlu

Çok beğendik, bir çırpıda okuduk, yazarı da tanırız o da çok yetenekli bir o kadar da çılgındır😍

17 Şubat 2021

Deniz Longa

Kurgu cok iyi,surukleyici bir oyku olmus tebrikler

17 Şubat 2021

Deniz Longa

Kurgu cok iyi,surukleyici bir oyku olmus tebrikler

17 Şubat 2021

Ayşe Işıldar

Çok akıcı bir çırpıda okudum.Tebrikler

17 Şubat 2021

Özge Akdeniz

Dart buluşu, balkon sahnesi devamlılığıyla çok zekice kurgulanmış bir öykü. Tebrik ederim.

17 Şubat 2021

Öne Çıkanlar

Nisan Ayının 7 KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Temmuz 2025

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Ankara’dan çok da uzaklaşmadan hafta sonuna eğlence, keyif ve dinlendirici bir tatil deneyimi eklemek ister misiniz? Başta Ankara Kızılcahamam termal otel seçeneği olmak üzere Ankara’ya yakınlığıyla bilinen en konforlu ve uygun maliyetli seçenekleri sizi..

Devamı..

Kafkaesk Bir Film: Birdman

Yalçın Yokuş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024