Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Haziran 2020

Hayat

Beyazlar Kendilerini Beyazlıktan Kurtarmalı

Venita Blackburn

Paylaş

2

0


“Ben bir insanım ve siz de öyle. Benim bir sorun olduğumu düşündüğünüz sürece, kendi insanlığınızı mahvediyorsunuz.”

Uykudan sonra kısa süreli felce sebep olan nörolojik bir durum vardır. Ailemde buna cadının uyanışı deriz, korkunç bir durum için sevimli, ürkütücü bir başlık. Bu ben gençken birkaç kez başıma geldi: Bir rüyadan, normal uykudan bilinç düzeyine, tepkisiz bir bedende kilitlenip kalmak üzere geçtim. Bu o zamanlar idare edebildiğim kadarıyla, ölüme yakındı, canlı canlı gömülmeye eşdeğer bir deneyimdi, en kötü korkular listemde ilk beşte olmayabilir, ama listemde. Tüm beden bir mezar haline gelir ve zihin, yaşayan ve bunun dışında kalan her şey arasındaki boşluğu gözden geçiren bir hayalete dönüşür. Olduğu zaman çığlıklarımı hatırlıyorum, dehşet içinde bağırıyordum, gözyaşları içinde kalıyordum ama yine de sesim çıkmıyordu. Bunu anlatmamın sebebi, bunun yalnızca Amerika’da bir siyah olma deneyimini değil aynı zamanda beyaz olma deneyimini de açıklamak için en iyi benzetme oluşu. Bilinç ile uyku arasında, bedenin enkazları ile ona saldıran kuvvetleri görebilmek arasında bir dikiş vardır. Siyah Amerikalı o dikişte doğar, fiziksel benliğinizi ve hareket edemez oluşunuzu bilmenin hassas dünyası tehlikededir. Bedenlerimizin beyazlığın ekonomik ve sadist yararı için harap oluşunu izliyoruz ve çığlıklarımız yok sayılarak susturuluyor. Beyazlığın kişisel olmadığını, beyaz bir kişinin beyazlığın kendisi olmadığını unutmayın; beyazlık kurumsaldır, James Baldwin'in Amerika'ya giriş biletinin fiyatı olarak tanımladığı şey bu. Baldwin, ırksal kast sisteminin insanlığa karşı bir hakaret olduğunu şöyle belirtmişti: “Ben bir insanım ve siz de öyle. Benim bir sorun olduğumu düşündüğünüz sürece, kendi insanlığınızı mahvediyorsunuz.” Açıkça görüldüğü gibi, bir nesil sonra bile, bu yapay inşayı yıkmak için çok az şey yapılıyor.

martin luther king ırkçılıkmartin luther king ırkçılık

Şu anda, içinde bulunduğum şimdiye dek politik olarak en muhafazakar ortamda eğitim veriyorum. Burası Fresno, Kaliforniya. Kim bilebildi? Şu anda mesele muhafazakar bir ortamın kendisi değil, ortamın bir beyazlık mirasını devralarak onunla işbirliği içinde, el ele sürdürülmesi. Bu kurumun aktörleri tarafından daha önce hiç tanık olmadığım şekilde zorbalıkla karşılaşan ve taciz edilen meslektaşlarım oldu, hepsi de siyahi kadınlardı: mülk kaybına uğratıldılar, kötücül mesajlara, ve vandalizme maruz kaldılar. Bir liderin ilgisini çekecek ya da yerel haberlere konu olacak şekilde herhangi bir önemli bildirim henüz gerçekleşmedi. Aslında durum bundan bile vahim. Ülke içinde siyah ve kahverengi bedenlerin kitlesel olarak hapsedilmesini haklı çıkaran ve şimdilerde ülke sınırlarında, onları sessiz nakit para kaynaklarına dönüştüren, vergiye ödenen dolarlar aracılığıyla özel şirketlere kar sağlayan, koyu tenli suçlu efsanesi hâlâ çok yaygın. Finansal araçlar yoksulları yoksul olarak, onların piyasa değerini düşük tutmak üzere tasarlanmıştır. Onların okulları, kaynaklara muhtaç durumdayken bile, her zaman beyazlığı artıran bariz bir statükoyu sürdürürler.

Gerçekte, herkes cemaatçiliğin ve ırkçılık yalanının yok edilebileceğini bilir, ancak kimse yöntem üzerinde anlaşmaya varmaz. Tek gerçek çözüm savunmasız kalmayı benimsemektir ve bu kolay bir seçim değildir. Beyazlıktan vazgeçmek savunmasız hale gelmek, nesiller boyunca oyulmuş ruhtaki derin gözyaşlarıyla yüzleşmek, sevilen birinin yüzündeki nefreti görmek ve ona isim vermek ve böylece kendinizi görülmeye ve nihayetinde dokunulmaya açmaktır. Beyazlıktan fayda sağlayan çoğu ahlaki açıdan sağlıklı insan için, kendini suçluluk ve sorumluluktan kurtarmaya ihtiyaç vardır. Edebi dünyada bu, ırkçılığa karşı, Amerikan edebiyatının yarı tanrılarını, şampiyonlarını desteklediğimiz anlamına gelir: Toni Morrison, James Baldwin ve Dr. Martin Luther King, Jr ve diğerleri. Garip bir şey olur ama. Bu güçler, şampiyon olsalar da, felsefelerinden, gözlemlerinden, siyah deneyimine dair zekice ifadelerinden nötrleştirilirler. Bu, özgür düşünen beyaz kişinin kuruma meydan okuduğuna inanmasına izin verirken beyazlığı koruyan bir eylemdir.

ırkçılık

Siyahi idoller söz konusu olduğunda oldukça asi bir gençtim. Dr. King akıl dışı baskılar karşısında bana acılara sabırlı, soylu bir gurur vermedi. King'in söyleminin çevremde tekrarlanıp duran parçalarını boş, varsayımsal ve pasif buldum, benim apaçık bir gerçek olarak düşündüğüm şeyi görmezden geliyordu. Kurumsal ırkçılığa tolerans göstermek ve adalet beklemek, bir arı sürüsü ile barış yapmak gibiydi: bu aptallık ve kendini yok etme eylemiydi. Arı sokmalarına (ve hemen hemen her şeye) alerjim var. Ancak daha sonra, birçok Amerikalı gibi, sadece kırpılmış bir mantra görmeye koşullandırıldığımı fark ettim, parçalanıp çıkarılmış ve başka bir niyetle yeniden düzenlenmişti (zamanla İncil gibi, matbaayı kullanan yönetici sınıfın uygun bulmadığı fazla fantastik, ölçüyü aşan kısımları çıkarılmıştı.) Her yaştan herkese hitap eden “Benim bir hayalim var” konuşması, her yıl elimizden gelenin en iyisini yaptığımızın bir bildirisi olarak kolayca dolaşıma giriyor. Ancak, “Birmingham Hapishanesinden Mektup” da Dr. King şöyle demişti, “Beyaz orta sınıfı beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Negro’nun özgürlük yolunda en büyük engelin Beyaz Vatandaş Meclis Üyeleri veya Ku Klux Klanlar değil, hiçbir gerilimin olmadığı negatif bir barışı, doğrudan eylem gerektiren pozitif bir barışa tercih eden, kendini adalete değil daha çok düzene adamış olan beyaz orta sınıf olduğu sonucuna üzülerek vardım.” Bu mevzu tekrarlanıp duran bir oyundur. Şimdi, o zamanlar olduğu gibi, ılımlılar aşırı uçlar arasında saygı duyulan bir köprü olarak görülüyor, ancak bu konumun kendisi zaten aşırı. Toni Morrison sık sık “Eğer siz ancak başkaları diz çöktüğünde uzun boylu olabiliyorsanız, ciddi bir sorununuz vardır” diyor, ancak geri kalanı çok sık atılıyor. “Beyazların çok, çok ciddi bir sorunu var ve bu konuda ne yapabileceklerini düşünmeye başlamalılar” diye devam ediyor. Morrison ile tanışan herkes muhtemelen bu sözleri söylediğini doğrulayabilir. Yine de, yutulması zor adaletsizlik kapsülleri rahatlatıcı aforizmalara ve adaletli görünme çabasına indirgenir ve beyaz yan yanalık giderek daha cazip hale gelir. Siyahlar bile, zarar vermek istemeyen (ya da görünmez kalmaya çalışan) hassas kalpleri yatıştırmak için ikiyüzlülüğün sergilendiği daha ılımlı çevrelerde beyazlığa oynayabilir. Sınırların netleşmesi gerekir.

Lisans öğrencilerine Arundhati Roy'un “Gel Eylül” başlıklı bir konuşmasını öğretirdim. Konuşma, Amerikan dış politikasının küresel etkisini incelikli bir şekilde ele alıyor ve argümanlarını zekice kuruyor. 11 Eylül'den birkaç yıl sonra, öğrencilere bu konuşmayı okutmamla ilgili ufak bir sorun yaşadım. Bir öğrenci bu tür fikirlere maruz kalmak zorunda olmalarının “kınanması gereken” bir şey olduğunu söyledi. Aklıma gelebildiği kadarıyla, onları rahatsız edebilecek tek fikir, Amerika'nın her zaman bir kurban ya da kurtarıcı olmadığı fikriydi. Dolduruluşa gelmeme konusunda gerçekten çok iyiyimdir, bu yüzden bir şekilde altta kalmadan durumu kıvırabildim. Büyümenin bir parçası, ebeveynlerimizin son derece kusurlu insanlar olduğunu fark etmektir. Bir ulusta da aynı şeyi tanımaya vatandaş olmak denir. Bu kolay değildir. Savunmasız kalmayı kabul etmek sadece psikolojik değil, aynı zamanda fizikseldir. Beyazlık kurumunun hepimizi etkilediğini inkâr etmek, zarar vermeye açık olmaktır.

ırkçılık

Bu günlerde, Kaliforniya'nın tarihsel olarak siyahilere en düşman bölgelerinde dolaşıyorum. Öğrencilerimi seviyorum. Onların bazıları tehlike ve bazıları körlük içeren hikâyelerini duyuyorum. Bu bir şiddet çağrısı değil. Sistemde felç olmuş başka bir kuşak adına bir eylem çağrısıdır. Bu, beyazlık rüyasında zaten yukarıda bulunanların kınanması değildir. Onlar gerçeklikten o kadar kopuklar ki, öjeni hakkında saçma sapan fikirler saçıyor ya da kendi psikoz tiyatrolarının final sahnesinde kan döküyorlar. Fanatiklerle tartışmak zaten söz konusu değil, onlar özünde kayıp. Bu halkı kurtarma yükünü taşıyan, yalnızca ötekileştirilmiş insanlar, saldırı altındaki siyah ve kahverengi bedenler değil; onlar sadece alevleri ilk gören olma yükünü taşıyor. “Halkı kurtarın” dediğimde, Amerika'nın kalp krizi geçirirken doğmuş olduğunu unutmayın. Büyük deney hiçbir zaman gerçekten sürdürülebilir seviyelere yükselmedi. Korkunç insanlık acılarından sıyrılmak ve yine de mutlu kalabilmek için gerekli bilişsel uyumsuzluk çok büyük. Ve belki de tüm medeniyet bu şekilde, sonsuz bir uyum içinde çalışmakta. Ancak, her düzeltme girişimi sapma ve inkar ile karşılandığında, içeriden gelen bir patlama çok olasıdır. Beyaz insanlar kendilerini beyazlıktan kurtarmalıdır. Her bir beyazlık sınavını sessizlikten ya da terbiyeli olma çağrısından fazlasını yaparak karşılamaları gerekir. Bunu yapmak, ilk kez kişinin kendi bedenine tam olarak uyanmasıdır.

*Venita Blackburn'un çalışmaları DIAGRAM, Apogee, Iowa Review, Foglifter, Electric Literature, Paris Review gibi yerlerde yayımlandı ve yayımlanmak üzere programa alındı. Prairie Schooner kurgu ödülünü aldı, bu da öykülerinin, Black Jesus ve Diğer Süper Kahramanlar’ın 2017'de yayınlanmasıyla sonuçlandı. 2018'de ilk kurgu edebiyat kitabı için PEN / Bingham ödülü finalisti olarak NYPL Young Lions ödülü ve kurgu alanında PEN America Los Angeles edebiyat ödülünün sahibidir. Siyah toplulukları için ücretsiz yaratıcı yazma atölyeleri sağlayan edebi kar amacı gütmeyen Live, Write’ ın kurucusudur. Blackburn’un ikinci öykü koleksiyonu olan Bir Kız Nasıl Güreşir? 2021 sonbaharında FSG tarafından yayınlanacak. California Eyalet Üniversitesi, Fresno'da yaratıcı yazarlık yardımcı doçentidir.

Çeviren: Öznur Yalgın

The Paris Review, 25 Mart 2019

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Karanlıkta Kahkaha ve İşleyen AyrıntılarErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nihat Kopuz

3 Ağustos 2025

Kaos ve Yaşam

Evrenin bir belirsizlik olduğuna ve bunun da dünyaları besleyip duracağına inanıyorum.Evren ve yaşam hakkında her edebiyatçı gibi ben de düşünmeyi severim. Gerek 19. yüzyılın büyük Rus edebiyatı gerekse 20. yüzyılın varoluşçu yazarları (Başta Albert Camus olmak üzere) bu konuda beni der..

Devamı..

Akşam Oturması

Nurgök Özkale

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024