Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Temmuz 2023

Öykü

Cüzdan

Berrin Yelkenbiçer

Paylaş

2

0


Arabasına yer bulabilmek için yarım saate yakın dolaşan Ali nihayet dar bir sokakta boş yer bulup park etti. İnip sağına soluna bakındı. Orta parmağını diliyle ıslatıp dikiz aynasındaki küçük bir lekeyi sildi, dirseğiyle kuruladı. Birbirine bitişik binaların sıralandığı sokakta in cin top oynuyordu. Akşam saati olduğundan dükkânların çoğunun kepenkleri inikti. Sokak lambalarının soluk sarı ışıkları, üst katların karanlığının sızdığı ıssız sokakta aydınlık daireler çiziyordu. Saatine bakınca iyice geç kaldığını fark etti. Koşa koşa ana caddeye çıkıp neon ışıklı mağazaların, hızla yürüyen insan kalabalığın arasından geçip dar bir aralığa saptı. Köşedeki meyhanenin mavi ahşap kapısını açarken eşiğe asılmış çıngırak tatlı tatlı çınladı ama sesi içerinin uğultusunda kayboldu. Sigara yasağını kimsenin umursadığı yoktu. Tavandaki çıplak ampullerin zayıf ışığında dans eden dumanların sisinde etrafına bakındı. Pencerenin önündeki yuvarlak masayı çevrelemiş arkadaşlarını görünce gülümsedi. Herkes gelmişti. Hızlı adımlarla yanlarına gitti.

“İyi akşamlar benim sevgili yuvarlak masa şövalyelerim.”

Şövalyeler başlarını kaldırıp gülümsemesine karşılık vermeye çalıştılar. Masada alışık olmadığı bir keyifsizlik vardı.

“Ne oldu yahu, suratınız sirke satıyor, hem niye böyle apar topar toplandık, her Cuma buluşuyoruz diye Nermin söylenip duruyor, hafta içi bu da nereden çıktı şimdi diye başımın etini yedi akşam akşam.”

Cahit yanındaki boş sandalyeyi çekip oturmasını işaret etti. Yüzü masadaki herkes gibi asıktı ama dudaklarının kenarlarında sanki gülmesini bastırmaya çalışıyormuş gibi belli belirsiz bir kımıltı Ali’nin dikkatini çekti. Merakla otururdu. Çatalla bıçağını peçeteyle sildi.  O gelene kadar masaya bir büyük şişe rakı, küçük tabaklarda türlü çeşit meze söylenmişti. Demek dert büyüktü. Cahit hemen bir bardağa yarısına kadar rakı doldurup üzerine buz attı, önüne koydu. Rakıyı susuz ama buzlu içtiğini biliyordu. Masadaki herkes birbirinin neyi nasıl yediğini içtiğini artık öğrenmişti.  Cahit bardağını parmak uçlarıyla kavrayıp ortaya doğru kaldırdı.

“Hadi gençler, en kötü günümüz böyle olsun.”

Altı adet bardak havada hafifçe tokuştu. Anason kokusu sigara ve kızartma kokusuna karıştı. Sanki onların kadeh tokuşturmasını bekliyormuş gibi mezelerin sıralandığı ışıklı tezgâhın üzerindeki radyoda Müzeyyen Senar pürüzlü ve güçlü sesiyle şarkı söylemeye başladı. Radyonun sesi muhabbetleri bastırmayacak kadar kısık ama fazla da efkâra izin vermeyecek kadar yüksekti.

Bardağını masaya bırakan Zekai derin derin iç geçirdi. Yüzü allak bullaktı. Ali anladı. Bugün acilen toplanmalarına sebep olan dert onun derdiydi. Diğerleri gibi o da gözlerini dikip sabırla beklemeye başladı. Derdin sahibi iki yudumdan sonra hep dökülürdü. Zekai bardağına tekrar kafasına dikip iki yudumdan fazlasını içince Cahit uzanıp elini tuttu.

“Dur oğlum, yavaş git, şişede durduğu gibi durmaz, bilmez misin?”

Olup bitenden Cahit’in haberi var gibiydi. Ali yutulan sözcüklerden, bastırılmaya çalışılan gülüşmelerden, kaçırılan gözlerden diğerlerinin de bir şeyler bildiğini anladı. Demek bir bilmeyen kendisiydi. İyice sabırsızlandı.

“Yahu neler oluyor, anlatsanıza.”

Ömer başını ona doğru eğince bir tutam gür saç kaşlarının üzerine düştü. Masada saçları en gür olan oydu. Saçlarının tamamı yerinde olan tek kişi olduğu da söylenebilirdi. O da sanki bunun tadını çıkarmak istiyormuşçasına olur olmaz başını eğer, kaldırır, sağa sola çevirir, arkadaşlarının gözleri önünde saçlarını adeta dans ettirirdi.

“Az bekle, öğreneceksin” diye fısıldadı Ali’ye.

Zekai rakı bardağını bir eliyle sımsıkı kavramış, içmeye devam etmekle etmemek arasında tereddüt ediyor gibiydi.

“Ya bulunursa?” diye fısıldadı.

Sesi Müzeyyen’in çatlak sesiyle meyhanenin uğultusuna karışınca Ali daha iyi duyabilmek için öne eğildi. Diğerleri belli ki konuyu bildiklerinden daha iyi duymaya uğraşmıyorlardı.

Zekai yine de sesini yükseltti.

“Ya bulunursa, ben ne yaparım?”

Ali dayanamayıp sordu: “Yahu Zekai, neyini kaybettin?”

Fatih burnunun üzerine düşmüş gözlüğünü işaret parmağıyla yukarı itip birbirine yakın gözlerinin üzerine oturttu. Ali’nin kulağına doğru yanaşıp usulca konuştu.

“Cüzdanını kaybetmiş.”

Ali afalladı. Şövalyelerin acilen toplanıp bir büyük rakıya yumulmalarının sebebi bu muydu yani? Alt tarafı kayıp bir cüzdan yüzünden miydi bütün bu sisli puslu efkâr? Haftada bir gece mutlaka buluşma hakkı bunu için mi heba ediliyordu?

“Çok mu para varmış içinde?” diye merakla sordu. Öyle ya, başka ne gibi bir sebep olabilirdi ki?

Fatih kaşlarını iki kez kaldırıp indirdi, gözlüğü de kaşların ivmesiyle aşağı yukarı gitti geldi. Rakısından bir yudum aldı.

Allah Allah, dedi Ali kendi kendine. Para değilse neydi? Kimlik, ehliyet gibi şeyler bugünlerde kolaycacık yeniden çıkarılabiliyordu. Karısının, çocuklarının fotoğraflarına üzülüyorsa, onlar da başka fotoğraflarla değiştirilebilirlerdi. Zekai’nin karısı aklına geldi. Merakta, kıskançlıkta, dırdırda kendi karısını bile sollardı. Demek durum buydu. Cüzdanla birlikte fotoğraflar da kaybolmuştu ve Zekai karısının çenesinden çekiniyordu. İyi ama, diye düşündü sonra, o zaman cüzdanın bulunmasından neden bu kadar korkuyor?

Seçkin dimdik oturduğu sandalyesinde kıpırdandı, kravatını gevşetip omuzlarını düşürdü. Her zamanki gibi çok şık, çok fit, çok ölçülüydü. Asla iki kadehten fazla içmez, tabağına birer kaşık aldığı mezelerin ikincisine dokunmazdı. Masadaki tek bekâr oydu. Aslında boşanmıştı ama “boşandım” demezdi de “bekârım” der ve durumunun tadını çıkarırdı.

“Yani Zekai seninki de iş ha, madem böyle bir şeye niyetleniyorsun, o zımbırtıları başka bir yere koymayı akıl edemedin mi?”

Böyle jilet gibi bir adam zımbırtı mımbırtı gibi sözcükler kullanıyorsa bu işte başka bir iş olmalıydı. Cüzdanla birlikte kaybolan şey demek fotoğraf değildi.

“Hangi zımbırtılar, yahu anlatsanıza, adamı deli edeceksiniz” diye bağırdı Ali. Müzeyyen şarkıda kreşendoya çıkıp ona karşılık verdi.

Zekai başını kaldırıp dalgın gözleriyle Ali’ye baktı. İçli içli “Sorma sorma” dedi.

“Soruyorum” dedi Ali, “telefonda söylemediniz, koştum geldim, burada da gizemli gizemli konuşuyorsunuz, çok paran mı gitti Zekai?”

“Para olsa iyi Ali” dedi Zekai, “para olsa iyi.”

“Tamam, anladık, para değil, ne peki?”

“Ben bir tuvalete gideyim” diyerek ayağa kalktı Zekai. Arkadaşları uzaklaşıp tuvaletin olduğu dar koridorda kaybolmasını beklediler. Sonra birbirlerine bakıp koca bir kahkaha patlattılar. Ali hariç herkes karnını tuta tuta gülüyordu. Neredeyse gözlerinden yaşlar gelecekti. İzzet masanın öte yanından koca göbeğinin izin verdiği kadarıyla uzanıp Ali’nin omzuna pat pat vurdu. Tuvaletin olduğu tarafı parmağıyla işaret edip “Bu var ya bu” dedi, bir yandan da gülmeye devam ediyordu, “bir geceliğine Sapanca’ya iş toplantısına gitmiş.”

“Ee?” dedi Ali.

“Yanında sekreterini de götürmüş.”

“Eee?” diye tekrar sordu Ali.

İzzet göbeğini masaya dayayıp bir yandan gülerken bir yandan da konuşmaya çalıştığı için nefes nefese kalmıştı. Seçkin omuzlarını dikleştirip lafı devraldı.

“Bu artık ne hayaller kurduysa yanına prezervatif almış, onu da kalkmış cüzdanına koymuş, sonra cüzdan otelde kaybolmuş, artık düşürdü mü yoksa çalındı mı bilmiyor.”

Tekrar bir kahkaha patlattılar. Bu sefer Ali de gülüyordu.

Fatih kesik kesik gülerken kayan gözlüğünü tekrar düzeltti. “Şimdi de cüzdan bulunacak diye ödü kopuyor.”

“E bulunsun, ne var bunda?”

“Yahu Ali saf mısın nesin” dedi Ömer, bir eliyle alnına düşen saçlarını geriye iter gibi yaptı, “bulunursa birileri içine bakacaktır, en iyi ihtimal Zekai’ye ulaştırmaları, kötü ihtimalse şirkete teslim etmeleri, garibim Zekai’nin her türlü adı çıkacak, kulağı delik Pervin bunu duymaz mı sanıyorsun?” Başını sallayıp az önce geriye ittiği saç tutamını tekrar alnına düşürdü. “Daha da fenası cüzdanı belki de Pervin’e ulaştıracaklar, o zaman da ortalık yangın yeri, zavallı Zekai yanıp bitip kül olacak.”

Saçlarını savura savura güldü.

“Tabii prezolar yerinde duruyorlarsa.”

“Hem de üç taneymiş” dedi İzzet. Sandalyesini geriye itmiş, göbeğini iyice salmış, gıdısını titrete titrete tekrar gülmeye başlamıştı.

“Vay, Zekai, büyük düşünüyormuş.”

“Bir gecede üç kez!”

“Hey koçum be!”

“E oğlum, boğuldun mu derin denizde boğulacaksın.”

“Bir de eline yüzüne bulaştırmasaymış.”

Arkadaşlarının ayaklarını sürüyerek geldiğini görünce bir anda sustular. Zekai tahta sandalyesine oturup arkasına yaslandı. Tuvalette ıslatıp alnın gerisine doğru sıvazladığı seyrek saçlarını bir kez daha elleriyle taradı. Bir sigara paketi çıkarıp herkese ikram etti. Kimse almadı. Ali Zekai’nin tekrar sigaraya başladığını görünce şaşırdı. Uyanık Pervin hiçbir şeyden olmasa bile kocasının yine sigara içiyor olmasından şüphelenecekti. Zavallı Zekai bunu bile akıl edemiyordu. Cahit boşalmış kadehlere rakı doldurdu. Kimisine su, kimisine buz ekledi. “Hadi gençler, anlı şanlı cüzdana” deyip kadehini ortaya doğru kaldırdı.

“Prezolara içseydik ya” diye kendi kendine mırıldandı İzzet, “Cüzdana” deyip o da kadehini kaldırdı.

“Bir gecede üç sefer ha, hay beline kuvvet” diye düşünüp bir eliyle burnunun kemerinde kaymış gözlüğünü düzeltti, diğer eliyle kadehini kaldırdı Fatih.

“Bak kardeşim, bir dahaki sefere otele girerken karşıdaki eczaneden al ne alacaksan, her otelin civarında bir eczane illaki vardır, yoksa da nöbetçi möbetçi deme, ara bul” deyip kadehini kaldırdı Seçkin.

“Bulunursa ne yalan söyleyeceğini de düşünmeye başla” dedi ve bir baş hareketiyle kâkülünü arkaya atıp kadehini kaldırdı Ömer.

“Yahu belki de bulunmaz” deyip kadehini kaldırdı Ali.

Bu olasılığı ilk kez aklına getiren Zekai bir anda canlandı. Sandalyesinde öne doğru kaykıldı. Lokma almadığı lakerdaya çatalıyla uzanıp iri bir parçayı ağzına attı. Bir yandan gevşek gevşek çiğnerken gülen gözlerle Ali’ye baktı. Lokmasını yutup dilini ısırdı, kıçını kaşıdı, sağ ayağıyla yere üç kez vurdu.

“Belki de bulunmaz” deyip kadehini kaldırdı, gözlerini kapayıp kısık sesiyle Müzeyyen’e eşlik etmeye başladı.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Nisan Ayının 7 KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Temmuz 2025

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Ankara’dan çok da uzaklaşmadan hafta sonuna eğlence, keyif ve dinlendirici bir tatil deneyimi eklemek ister misiniz? Başta Ankara Kızılcahamam termal otel seçeneği olmak üzere Ankara’ya yakınlığıyla bilinen en konforlu ve uygun maliyetli seçenekleri sizi..

Devamı..

Kafkaesk Bir Film: Birdman

Yalçın Yokuş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024