Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Ocak 2017

Edebiyat

Defterimde Yusuf Atılgan

Selim İleri

Paylaş

48

0


Aylak Adam’ı onca sevip Anayurt Oteli’ni nasıl sevmemiş, neden sevmemiş olabilirdim?
Selim İleri
Kasım sayısında olmalı, Kasım 1989. Semih Gümüş, Yusuf Atılgan için bir yazı istediğinde, Argos’un 1989 tarihli sayısına mutlaka bakmalıyım diye düşünmüştüm. Yusuf Atılgan’ı 9 Ekim 1989’da kaybetmişiz. Ölümü üzerine Argos’ta yazmıştım. Ama o sayıyı bulamadım. Sırra kadem basmıştı. Böylesi, çekingen, uzakta durmayı tercih etmiş Yusuf Atılgan’a daha çok yaraşıyor. Bir özür yazısıydı, hatırlıyorum. Seçkin üç yazarımızdan özür dileme ihtiyacı duydum. Dilerim bir dördüncüsünü altmışımdan sonra yaşamam. İlki Kemal Bilbaşar’dı. Atıf Ağbi’nin (Yılmaz) yanlış yönlendirmesiyle eşsiz Denizin Çağırışı romanının yazarını hırsızlıkla itham etmiştim. Bilbaşar haklı olarak dava açtı. Fakat sonra beni affetti. Yeryüzünün en duyarlı insanlarından biriydi. Oğuz Atay’dan özür dileyişim, çağdaş edebiyatımızı izleyenlerin bildiği konu. Neyse ki Oğuz Atay bu yazıyı okudu, Londra’dan bana yazdı, bu mektubu Politika gazetesinde yayımladım. Oğuz Atay’ı çok üzmüş olduğumu birkaç yıl önce büsbütün ayırt etmiştim: Halit Refiğ, kendisine yazılmış, Oğuz Atay imzalı mektupları okutmuştu bana. Aylarca sürmüş üzüntü. Bilseydim… 1973’te Anayurt Oteli yayımlandı. Yeni Ortam gazetesinde Anayurt Oteli’ni Marksist (!) açıdan yerdim. Böylece Anayurt Oteli gerici bir edebiyatın verimi oluyordu. Eleştirilerimden pek memnundum. Yusuf Atılgan’dan pek ses çıkmadı. Yalnızca Ahmet Tevfik Küflü, Bilgi Yayınevi’nin sahibi ve Anayurt Oteli’nin yayıncısı olarak çok üzüldüğünü söyledi. Anayurt Oteli’ni yeniden yıllar sonra okuyacaktım. Fakat tam o dönemlerde, Yusuf Atılgan Doğan Hızlan’a, “Bu yazının Selim İleri’den gelmesine şaşırdım,” demekle yetinmiş. Sadece bunu söylemiş. Demek beni okumuş; çünkü tanışmıyorduk. Doğan’la yakın arkadaştık. Doğan da sadece Yusuf Atılgan’ın söylediğini iletmekle yetinmiş, başka bir şey dememişti. Garip bir huzursuzluk içindeydim. “Evdeki”ni düşünüyordum, Yusuf Atılgan’ın unutamadığım öyküsünü. Anayurt Oteli’ni neden yermeye yeltendiğimi için için düşünüyordum. Hem de Marksist açıdan. “En son tahlilde” filan gibisinden ifadeler olmalı o yazıda. Yalnızca “Evdeki”ni düşünmüyordum, baştan sona aklımdaydı, yüreğimdeydi “Bodur Minareden Öte”. Dün tekrar açıp okudum inceliklerle örülü o öyküleri. İlk basım elimdeki kitap. Özensiz bir basım. Edebiyatın olduğu güzel günlerde basımlar hep özensizdi. Bu tuhaf çelişki aklımı karıştırdı. Aylak Adam’ı bulmak için günlerce Sahaflar Çarşısı’nda dolaşmalarım. Varlık Yayınları, 1959. Yıllarca yeniden yayımlanmamış. Bu romanı soluk soluğa kalarak okumuştum. Bugün de benim için Türk edebiyatının en güzel romanları arasındadır. Yepyeniliğini yarın da koruyacak. Aylak Adam’ı onca sevip Anayurt Oteli’ni nasıl sevmemiş, neden sevmemiş olabilirdim? Hem sevmemiş miydim? 1976 yılı olmalı. Türk Dil Kurumu’nun kurultayında Yusuf Atılgan’la tanıştık. Belki başka, sonraki bir yıl. Bizi Doğan Hızlan tanıştırdı. Gülümseyen, iyilikle, sevgiyle gülümseyen yüzü Yusuf Atılgan’ın bunca yıl sonra bile gözümün önünde. Anayurt Oteli’ni yeniden okudum. Tam o sıralarda. Yusuf Atılgan’ın hiçbir şey söylememesi, o konuyu hiç mi hiç açmaması üzerine okumuştum. Apaçık kıskançlıkla yazdığım biçimsiz yazıyı, bu ikinci okuyuşta itiraf edebildim. Pişmandım. Burada ilk kez açıklıyorum: Yusuf Atılgan’a telefon ettim. Bir özür yazısı yazmak istediğimi söyledim. Engelledi, sırf beni daha çok üzmemek için engelledi. Zebercet’le akrabalığımı benden daha çok hissetmiş olmalıydı. Yazıyı yazdırtmadı. Ölümünden sonra Argos’ta bu yazdırmayıştan söz açmadım. Çünkü ilerde bir gün bunları yazmama da izin vermemişti. Şimdi artık izin vermeyişine aldırışsız kalarak yazıyorum. 13 Eylül 1980 sabahı Yusuf Atılgan bana telefon etti. Arada ne görüşüyor, ne telefonlaşıyorduk. Belki bir kez rastlaşmıştık. Sadece nasıl olduğumu, iyi olup olmadığımı sordu. Sadece. Zebercet’in müthiş kavruluşunu yazanlar, yangında öteki Zebercet’lere de el uzatıyorlar. Öylesi bir arayanım, telefon edenim bir daha olmadı.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ağ, Yapı ve Jonglörün PortakalıR. L. Stevenson
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yalçın Yokuş

3 Ağustos 2025

Modern Bireyin Trajedisi "Böceklik"

Peki Kafkaesk bir eser yazılacaksa kahraman nasıl biri olmalı?İnsanların yaşadıkları mekân ve buna bağlı olarak çalışma alanları modernizm ile birlikte tamamen değişir. Bu yeni mekânlar ve hayat şartları doğal olarak insan ruhunda derin etkiler bırakır. ‘Kent, dair..

Devamı..

Kaos ve Yaşam

Nihat Kopuz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024