Gün batımı… Denizin kıyısındayım… Ayak tabanlarımı batan güneşe doğru yaslıyorum. Kollarımı, bedenimin her iki yanına doğru uzatıyorum. Başım dik. Sırtımı yasladığım bir destek yok. Gücümü avuç içlerimde topluyor, tüm bedenime yayılmasını sağlıyorum. Hafif bir esinti var. Saçlarım bu esintiye inceden eşlik ediyor.
Bekliyorum… Güneşi bekliyorum, sakince gidişini izlemek istiyorum. Fazla zaman kalmadı biliyorum. O an, zihnime kazınmış olayları sığdırmaya çalışıyorum sebepsizce. Zihnim hiç geçmeyen zamana eşlik etmeye başlıyor. Güneş, yavaşça gövdemden gölgesini sıyırıyor ve denize doğru yaklaşıyor. Zihnimdekiler gibi güneşte beni denizle baş başa bırakıyor ya da ben öyle düşünüyorum. İçimdeki sessizliğe dalgalar eşlik ediyor. Bedenim avuçlarımdaki gücü yavaşça kaybediyor. Yeniden güçlenmek adına, kıyıdaki tüm kum tanelerini avuçlarımın içine hapsetmek istiyorum. Olabildiğince avuçlarımı kum taneleriyle dolduruyorum. Elimi gökyüzüne doğru kaldırıyorum. Yavaşça parmaklarımın arasından sıyrılıyorlar, sakince diğerlerine kavuşmalarını izliyorum aynı anda avucumdaki ağırlık da yavaş yavaş hafiflemeye başlıyor. Sonunda hepsi dağılıyor. Sadece avuçlarıma yapışan birkaç tane ile göz göze geliyorum. Avuç içlerimi birbirine çırparak, taneleri alkışlar eşliğinde uğurlamak istiyorum.
Yavaşça doğruluyorum temizleyemediğim avuçlarımı tekrar kum taneleriyle buluşturuyorum. Yine onlardan destek alarak ayağa kalkıyorum. Dalgaların yanıma yaklaşmasını, bana dokunmasını istemiyorum. Daha çok kumlara yaklaşmak istiyorum. Avuçlarıma sığdıramadığım tanecikleri tüm gücümle ayaklarımın altında da hissetmek istiyorum. Her adımda bastığım kumun fazlası ayağımın üstünde dağılarak ilerliyor. Her sert adım, daha çok kumla bütünleşmemi sağlıyor.
Tam o sırada derin bir sessizlik çöküyor. Nefesim, dalgalarla ritim tutuyor. Varlığımı dalgalara borçluyum. Daha çok yürümek istiyorum. Ancak yavaşlıyorum. Az önceki dalgalardan eser yok. Bedenimi denize doğru çeviriyorum. Karanlık tam olarak denizin üzerinde hüküm sürüyor. Derin bir nefes alıyorum denize doğru. Gökyüzüne savuruyorum tüm düşüncelerimi. Bu sefer nefesimi gökyüzünden alıyorum ve denize doğru usulca bırakıyorum. Bu da rahatlatmıyor beni. Bir nefes daha alma fikri her şeyin yoluna gireceğini hatırlatıyor. Denize doğru kapatıyorum gözlerimi derin bir nefes alıyorum. Bir kaç saniye nefesimi tutuyorum ve bekliyorum. Saniyeler içinde gözlerimi açıyorum ancak nefesimi verirken bedenim ağırlaşıyor, dizlerim bedenimi taşıyamıyor artık. Gücümün kalmadığını biliyorum tükendiğimi de…
Aniden dizlerimin üstüne çöküyorum. Avuçlarıma sığdırmak istediğim kum tanelerinin içine doğru düşüyorum. Bedenimi o an kumların arasında hissediyorum. Ne kadar zaman sonra bilmiyorum, dalgaların sesi zihnimi uyandırmaya yetiyor. Bedenimde bir uyuşukluk, gözlerimi açmak için ısrar ediyorum ancak buna bedenim izin vermiyor. Büyük bir savaşın ortasında silahsız bir şekilde bekliyorum. Şimdilik görmesem bile duyuyorum ve hissediyorum. Parmağımla, hafifçe kumları yoklarken yakalıyorum. O an bir güç geliyor bedenime. Ve biliyorum bedenim kalkmaya hazır. Yavaşça göz kapaklarımı kaldırıyorum. Ancak gözlerim denizi bedenime paralel olarak görüyor. Dalgaları karşıdan değil de bu kez yandan izliyorum.
Yavaşça doğruluyorum, bedenimin yeniden güçlü olabildiği o ana erişebileceğime inanıyorum. En son saçlarımı kumdan çekip çıkarıyorum. Saçlarım, sırtıma doğru yerini alınca, kum taneleri yavaşça sırtımdan aşağıya doğru çiseliyor. Yeniden hissediyorum. Doğruluyorum, bağdaş kuruyorum denize doğru. Varoluşumla birlikte bir başka düşünceye doğru yol alıyorum. Bir an her şey beyazlaşıyor. Zihnimin tuzağına düştüğümü anlıyorum. Bağdaş kurmuş bir şekilde yatağımın içinde uyanıyorum. Gerçek ile rüya arasında sıkışmış bedenimin, ezilmiş olma hissi içerisinden güçlükle sıyrılabiliyorum. Ve bedenimi acıtan gerçekle tekrar yüzleşiyorum: “Ben hâlâ bekliyorum… Ruhumun bedenime dönüşünü bekliyorum…”






