Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Temmuz 2023

Öykü

Dostlar

Lucia Berlin

Paylaş

2

0


Loretta, Anna ve Sam’le, Sam’in hayatını kurtardığı gün tanıştı.

Anna ve Sam yaşlıydı. Biri seksen, diğeri seksen dokuz yaşındaydı. Loretta, Anna’nın komşusu Elaine’in havuzuna yüzmeye gittiğinde arada sırada onu da görürdü. Bir gün Elaine’e uğradığında iki kadın yaşlı adamı yüzmeye ikna etmeye çalışıyordu. Sonunda adam havuza girdi, yüzünde kocaman bir sırıtmayla köpekleme yüzerken felç geçirdi. İki kadın havuzun sığ ucundaydı ve olanları fark etmedi. Loretta ayakkabılarını ve kıyafetlerini çıkarmadan havuza atladı, adamı merdivenlere çekip sudan çıkardı. Adamın suni teneffüse ihtiyacı yoktu ama korkmuş ve afallamıştı. İçmesi gereken birkaç ilacı vardı, epilepsi için, sonra kurulanmasına ve giyinmesine yardım ettiler. Adamın iyi olduğundan ve hemen sokağın aşağısındaki evlerine yürüyebileceğinden emin olana kadar oturup beklediler. Anna ve Sam Loretta’ya teşekkür edip durdu ve ertesi gün onlara öğle yemeğine gelmesi için ısrar etti.

Tesadüf o ya, Loretta da sonraki birkaç gün işe gitmeyecekti. Üç gün ücretsiz izin almıştı, çünkü yapması gereken bir sürü şey vardı. Onlarla öğle yemeği, şehirden Berkeley’e bütün yolu geri gitmek ve planlarının aksine tüm işlerini bir günde halledememek demekti.

Loretta genelde bu gibi durumlarda çaresiz kalıyordu. Kendi kendine, Hay allah, yapacak bir şey yok, çok nazikler, dedirten durumlar: Yapmadığında suçlu, yaptığında pısırık hissedersin.

Evlerine adım attığı anda huysuzluğu geçti. Ev, Anna ve Sam’in hayatlarının büyük bir kısmını geçirdikleri Meksika’daki eski evleri gibi aydınlık ve ferahtı. Anna arkeolog, Sam de mühendisti. Teotihuacan ve diğer kazı alanlarında her gün birlikte çalışmışlardı. Evleri güzel çanak çömleklerle ve fotoğraflarla doluydu, kütüphaneleri şahaneydi. Alt katta, arkada kocaman bir sebze bahçeleri, çeşit çeşit meyve ağaçları ve yemişleri vardı. Loretta evin tüm işini bu iki çelimsiz, kuş gibi insanın yapıyor olmasına şaşırdı. İkisi de ancak bastonla ağır aksak yürüyebiliyordu.

Öğle yemeğinde peynirli tost, şayot kabağı çorbası ve bahçenin mahsulüyle hazırlanmış salata vardı. Anna ve Sam yemeği birlikte hazırladı, masayı birlikte kurdu, servisi birlikte yaptı.

Son elli yıldır her şeyi birlikte yapıyorlardı. İkiz gibi, birbirlerini tekrar ediyor ya da birbirlerinin cümlelerini tamamlıyorlardı. Yemek keyifli geçti, Loretta’ya Meksika’da piramitlerde ve diğer kazı alanlarında çalışırken yaşadıklarını anlattılar hep bir ağızdan. Loretta bu iki insanın müzik ve bahçe aşkına, birlikteliklerinden aldıkları hazza hayran kaldı. Yerel ve ulusal siyaseti yakından takıp etmelerine, protestolara ve yürüyüşlere katılmalarına, parlamento üyeleriyle editörlere mektuplar yazıp onlarla telefonla konuşmalarına hayret etti. Her gün üç dört gazete takip ediyorlar, geceleri de birbirlerine tarih kitabı ya da roman okuyorlardı.

Sam masayı titreyen elleriyle toplarken Loretta, Anna’ya bu kadar yakın bir hayat arkadaşının olmasının kıskanılacak bir şey olduğunu söyledi. Evet, dedi Anna, ama yakında ikimizden biri göçmüş olacak...

Loretta, daha sonra bu konuşmayı hatırlayacak ve Anna’nın, ileride ikisinden biri öldüğünde bir çeşit sigorta niyetine mi kendisiyle arkadaşlık kurmuş olduğunu merak edecekti. Ama hayır, diye düşündü Loretta, durum daha basitti. Onlar hayatları boyunca kendi kendilerini idare etmiş, birbirlerine yetmişlerdi, ama artık Sam gitgide dalgınlaşıyor ve tutarsızlaşıyordu.

Sam aynı hikâyeleri tekrar tekrar anlatıyordu ve Anna ona her zaman sabırla yaklaşsa da Loretta, Anna’nın konuşacak başka birinin varlığından memnun olduğunu görebiliyordu.

Nedense, Loretta, Sam ve Anna’nın hayatına gittikçe daha çok dahil olduğunu fark etti. Artık araba kullanmıyorlardı. Çoğu zaman Anna, Loretta’yı işteyken arayıp çıkışta turba yosunu almasını ya da Sam’i göz doktoruna götürmesini rica ediyordu. Bazen her ikisi de kendini markete gidemeyecek kadar kötü hissediyordu, o zaman alışverişi Loretta yapıyordu. Loretta ikisini de seviyordu, onlara hayrandı. Misafir ağırlamayı çok sevdiklerinden, Loretta kendini haftada bir, en kötü iki haftada bir, onlara akşam yemeğine giderken buluyordu. Birkaç kez onları yemeğe kendi evine davet etti ama sonra davetlerini tekrarlamadı, çünkü evine gelebilmek için o kadar çok merdiven çıkmaları gerekiyordu ki, vardıklarında bitkin düşmüş oluyorlardı. O da yemeğe giderken balık, tavuk ya da makarna götürmeye başladı. Onlar da salatayı yapıyor, tatlı niyetine bahçelerinden yemiş topluyorlardı.

Yemekten sonra, nane ya da Jamaika çayı üstüne Sam onlara hikâye anlatırken masada oturmaya devam ederlerdi: Anna, Yucatan’daki bir ormanın derinliklerinde polyo virüsü kapmıştı, onu nasıl da hastaneye götürmüşlerdi, insanlar ne kadar yardımseverdi. Xalapa’da inşa ettikleri evle ilgili de bir sürü hikâye vardı: Belediye başkanının karısının, gelen misafire kapıyı açmamak için pencereden kaçarken bacağını kırdığı zamanlar. Sam’in hikâyeleri hep, “Bu bana bir zamanlarki ...yı hatırlattı,” diye başlardı.

Loretta yavaş yavaş onların hayat hikâyelerinin ayrıntılarını öğrendi: Tamalpais Dağı’nda birbirlerine kur yapmaları, komünist oldukları zamanlarda New York’ta geçirdikleri romantik anlar, dost hayatı yaşamaları. Hiç evlenmemişlerdi, kalenderliklerinden hâlâ keyif alıyorlardı. İki çocukları vardı; ikisi de uzak şehirlerde yaşıyordu. Çocukları henüz küçükken yaşadıkları Big Sur yakınındaki çiftliğe dair hikâyeler vardı. Hikâye biterken Loretta, “Kalkmak hiç istemiyorum ama yarın sabah erkenden işte olmam gerek,” derdi. Sık sık böyle deyip kalkardı. Genellikle Sam, “Ya dur, hemen şu kurmalı gramofona ne olduğunu da anlatayım,” derdi. Loretta saatler sonra, tükenmiş bir halde Oakland’daki evine dönerken arabada kendi kendine buraya artık gelmeyeceğini tekrarlardı. Ya da gelecekti ama ziyaretlerine kesin bir zaman sınırı koyacaktı.

Sıkıcı olduklarından ya da ilgisini çekmediklerinden değil. Tersine, bu çift dolu dolu, zengin bir hayat geçirmişti, ikisi de hayat dolu ve algısı açık insanlardı. Dünyayla ve kendi geçmişleriyle son derece alakadardılar. Birbirlerinin sözlerine ilave yapmaktan, ayrıntılar ve tarihler hakkında tartışmaktan o kadar keyif alıyorlardı ki Loretta’nın bölüp gitmeye içi elvermiyordu. Oraya gitmek ona da iyi geliyordu, çünkü bu iki insan onu gördüğüne çok memnun oluyordu. Ama bazen, çok yorgun olduğu zamanlarda ya da yapacak başka işi olduğunda onlara gidesi hiç gelmiyordu. Sonunda, geçe kalamayacağını, ertesi sabah uyanmakta çok zorlandığını söyleyebildi. O zaman, Pazar öğlene doğru kahvaltıya gel, dedi Anna.

Hava güzel olduğu zamanlarda verandada, çiçeklerin ve bitkilerin arasında oturuyorlardı. Yüzlerce kuş hemen yanlarına, yemliklere doluşurdu. Hava soğuyunca içerideki döküm sobanın yanındaki masaya geçerlerdi. Sam ateşi kendi kırdığı kütüklerle harlardı. Masada waffle ya da Sam’in özel omletinden olurdu, bazen Loretta simit ve füme somon getirirdi. Saatler, günler Sam hikâyelerini anlatırken Anna da onları düzeltip yorumlarken geçerdi. Bahçede güneşin altında ya da içeride ateşin yanında uyanık kalabilmek bazen çok zor oluyordu.

Meksika’daki evleri betondu ama kirişler, tezgâhlar ve dolaplar sedir ağacındandı. Önce Amerikan mutfak büyük oda inşa edilmişti. Daha inşaata başlamadan önce, tabii ki, ağaç dikmişlerdi; muzlar ve erikler, jakaranda ağaçları. Ertesi yıl yatak odası eklendi, yıllar sonra bir yatak odası daha ve Anna için bir atölye. Yataklar, iş tezgâhları ve masalar sedir ağacındandı. Meksika’nın başka bir eyaletindeki kazı alanında işleri bitince küçük evlerine dönerlerdi. Ev hep serin olurdu ve sedir kokardı, tıpkı kocaman bir sedir sandık gibi.

Anna zatürree oldu ve hastaneye kaldırıldı. Hastalığı boyunca tek düşünebildiği Sam’in o olmadan başının çaresine nasıl bakacağıydı. Loretta ona söz verdi, işten önce eve uğrayacak, ilaçlarını almasına ve kahvaltı etmesine göz kulak olacak, akşam ona yemek pişirecek ve onu hastaneye Anna’yı ziyarete götürecekti. İşin korkunç tarafı, Sam konuşmuyordu. Loretta giyinmesine yardım ederken yatağın kenarında titreyerek bekliyordu. Kahvaltıdan sonra düşünmeden ilaçlarını ve ananas suyunu içiyor, kahvaltıdan sonra titizlikle çenesini siliyordu. Loretta akşam uğradığında Sam’ı verandada dikilmiş kendisini beklerken buluyordu. Önce Anna’yı görmek, sonra akşam yemeğine geçmek istiyordu. Hastaneye geldiklerinde Anna’yı solgun, yatıyor buldular, uzun beyaz saç örgüsü küçük bir kızınki gibi yatağın kenarından sarkıyordu. Damar içi kateter takılıydı ve oksijen veriliyordu. Konuşmuyordu ama gülümsedi, Sam ona bir sepet çamaşır yıkadığını, domatesleri suladığını, fasulyeleri malçladığını, bulaşıkları yıkadığını ve limonata yaptığını anlatırken Sam’in elini tuttu. Sam durup nefes almadan konuştu, Anna’ya gününün her saatinden bahsetti. Giderken Loretta onu sıkı sıkı tutmak zorunda kaldı, çünkü yürürken sendeliyor ve yalpalıyordu. Eve giderken arabada ağladı, çok endişeliydi. Ama Anna eve döndü ve bahçede yapılacak çok iş olması dışında her şey yolundaydı. Ertesi pazar, kahvaltıdan sonra Loretta otların temizlenmesine ve böğürtlenlerin budanmasına yardım etti. Loretta endişelenmişti, ya Anna’nın hastalığı daha ciddi olsaydı? Neden bu arkadaşlığı devam ettiriyordu? Çiftin birbirine bağımlılığı, savunmasızlığı onu üzdü ve duygulandırdı. Bunları düşünürken bir yandan çalışıyordu, ama yaptığı iş keyifliydi: Serin, siyah toprak, güneş sırtında; Sam yan sıranın otlarını yolarken hikâye anlatmaya devam ediyor.

Sonraki pazar Loretta kahvaltıya biraz geç gitti. Erken kalkmıştı, yapılacak işleri vardı. Evde kalmak istiyordu, ama telefon edip ziyaretini iptal etmeye içi el vermedi.

Her zamanki gibi ön kapı açıktı, arka merdivenlerden yukarı çıkmak için bahçeye girdi. Yürürken etrafına bakındı; bahçe domatesler, kabaklar, sultani bezelyelerle bereketlenmiş. Uyuşuk arılar. Anna ve Sam yukarıda verandada oturuyordu. Loretta onlara seslenecekti ama konuşmaya dalmışlardı.

“Hiç bu kadar geç kalmamıştı. Belki gelmez.”

“Merak etme, gelir... bu pazar sabahları onun için önemli.”

“Zavallı kız. Çok yalnız. Bize gerçekten ihtiyacı var. Tek ailesi biziz.”

“Hikâyelerim kesinlikle hoşuna gidiyor. Tüh! Bugün aklıma anlatacak hiçbir şey gelmedi.”

“Mutlaka bir şey bulursun...”

“Merhaba!” diye seslendi Loretta. “Evde kimse var mı?” 

İngilizceden çeviren: Pınarnaz Eren

Lucia Berlin (1936-2004) 1960’lardan 1980’lere kadar aralıklarla da olsa çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı, ilk kitabı 1981’de yayımlandı. Idaho, Montana ve Arizona’daki çeşitli maden kasabalarında geçen çocukluğundan, Santiago’da geçen gençlik yıllarından, üç başarısız evliliğinden, hayatı boyunca devam eden alkol sorunundan, Berkeley’de geçen yıllarından, New Mexico ve Meksika’dan, yazmaya devam etmek ve dört oğluna bakmak için çalışmak zorunda kaldığı çeşitli işlerden ilham aldı. 1990’larda alkolü bırakıp durmadan yazdı; San Francisco Şehir Hapishanesi’nde, Jack Kerouac School’da ve Colorado Boulder Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersleri verdi. 2001’de sağlığı kötüledi ve oğullarına yakın olmak için Güney Kaliforniya’ya taşındı. 2004’te Marina del Rey’de öldü. Yaşadığı dönemde tanınmasa da, ölümünden on bir yıl sonra 2015’te A Manual For Cleaning Women başlıklı seçme öyküleriyle geç gelen bir şöhret kazandı.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Nisan Ayının 7 KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Temmuz 2025

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Ankara’dan çok da uzaklaşmadan hafta sonuna eğlence, keyif ve dinlendirici bir tatil deneyimi eklemek ister misiniz? Başta Ankara Kızılcahamam termal otel seçeneği olmak üzere Ankara’ya yakınlığıyla bilinen en konforlu ve uygun maliyetli seçenekleri sizi..

Devamı..

Kafkaesk Bir Film: Birdman

Yalçın Yokuş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024