Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Temmuz 2020

Öykü

Duvar

Turgay Yıldırım

Paylaş

2

0


Çoktan öğlen olmuştu. Göz alıcı aydınlık pencereden karşıdaki beyaz duvara, oradan yüzüne vuruyordu. Memduh’un göz kapakları artık kapalı kalmaya isyan etti.

Koltuktan kalkmak istese de başaramadı. Pencere açık kalmış, kombiyi açmayı unutmuş, her yanı tutulmuştu. Bakışları telefonu fırlattığı siyah noktadaydı.

Neden sonra gözlerini duvardan çekip doğruldu. Dışarı baktı. Parkta köpekler oynaşıyor, gökyüzünde kuşlar uçuyor, sesleri penceredeki o küçük boşluktan içeri doluyordu.

Güneş yüzüne vururken içeri serin bir esinti girdi. Bir titreme yayıldı bedenine. İrkildi. Pencereyi kapadığı gibi üzerine bir hırka geçirip lavaboya koştu.

Ağzı kurumuştu. Bir bardak suyla masanın üzerinde günler öncesinden kalan simit parçasına uzandı. Mideye indirdiğinde hayatın devam ettiğini anlayabildi.

Telefonu aldı yerden. Ekranda çatlaklar vardı. Kapağı koltuğunun altında, bataryası dolabın kenarındaydı. Parçaları birleştirdi ama telefon çalışmadı. Şarja taktığında bir ışık yandı. Telefonu masaya bırakıp sabahladığı koltuğa uzandı yeniden.

Ne olacaktı sanki? Ofisten bir sürü arama gelmiş olmalıydı. Ertesi günün akşamı olmuş, rapor da sunum da bitmişti. İşe gitmemişti işte. Ayfer mesaj atmış ya da aramış mıydı? Özür dilerim, böyle olsun istemezdim, gelemedim, ne diyeceğimi bilemiyorum, seni seviyorum Memduh, affet beni, affet! Ha-ha-ha! Ne oldu ona? Hiç böyle gülmezdi. Arayıp bağırsa, rahatlasa ne iyi olurdu. Arasa bile telefonu kapalıdır zaten. Ağır mesajlar atsa. Attı, hem de bir sürü. Şu haline bak, rezil! Şimdi gitse ofise, mesai bitimine ancak yetişir. Artık yarın sabaha kaldı. Ne diyecek? Ne diyecek, bön bön bakacak. Belki işten atılır. Ona iş mi yok? Kaç ay işsiz gezdi? Çok… Kız ne olacak? Canını sıkmaya değmezdi oysa. Hiç de sıkmadı. Bak bu komikti işte. Hemen dışarı çıkmalı. Gözlerinde bir ağırlık. Uykusu mu var, ağlayacak mı yoksa? Gidip bir yemek yemeli. İyi gelebilir. Biraz da dolaşır sonra.

Memduh ertesi gün erkenden kalkıp ofisin yolunu tuttu. Suçluydu ama yapacak bir şeyi de yoktu. Kendini o kadar sıkmıştı ki içinde herhangi bir duygu barınamazdı. Kafasını uzatıp Faruk Bey’e baktı, gelmemişti. Akif’le göz göze geldiğinde içine ferahlık yayıldı birden.

Günaydın. Günaydın kaçak. Nerelerdeydin sen? Kötüydüm. Üstüne haber bile vermedin. Öyle oldu. Toplantı da bitti. Ne yapacağım şimdi? Çok kızdı mı Faruk Bey? Sinirlendi ama hallettik. Atlattık bir şekilde. Sana ulaşamayınca endişelendik. Geldiğinde konuşursun Faruk Bey’le. Anlat bakalım, sen nerelerdeydin? Boş ver. Anlat, anlat, Faruk Bey’e anlatacaksın sonuçta. Nasıl anlatsam ki… Hadi, hadi anlat, birlikte düşünelim. Bir kız işte, kavga ettik, ayrıldık filan.

Akif, “Ooooo!” deyip üstüne de güldü bir güzel.

O sırada Faruk Bey odasına girdi. Memduh’un yüzü kireç gibi oldu. Güçlükle yerinden kalktı. Ciddileşti, ceketini çekiştirdi, gömleğini düzeltti. “Benim için endişelenmişler,” diye düşünürken gülümsedi.

Fırsat bu fırsat! diyerek Faruk Bey’in kapısını tıklatıp girdi içeri. Uzun bir bakışma ve sessizlik. Yüzü düştü Memduh’un, omuzları aşağı sarktı, gözlerinde ince saydam bir tabaka oluştu, camdan vuran gün ışığını yansıttı karşıki duvara.

Faruk Bey, “Gel Memduh. Otur şöyle,” dedi.

Oturdu. Yüreğinden büyük bir parça kapının hemen önünde kalmış, oradan ona bakıyordu. Yeniden bir gülümseme belirdi, hemen sonra bembeyaz oldu yüzü. Dudakları titredi sonra.

“Anlat bakalım, nerelerdeydin?”

Soru buydu. Ne söyleyecekti? Cevap bulamadıkça koltuğa gömüldü. Sessizlik uzadıkça bataklıkta hareketsiz kalan biri gibi usul usul aşağı süzüldü. Neyse ki Faruk Bey bir dal parçası uzattı.

“Memduh, seni merak ettik. Bir daha bizi böyle zor durumlarda bırakma. Haber versen yeterdi. Biz de ona göre plan program yapardık. Neyse, dün geçti gitti. Atlattık. Hadi sen de doğru işinin başına şimdi.”

Memduh’un yüzünde batmak üzere olan güneş, ani bir kararla yeniden doğmuştu. İki gün önce, izin alırken duyduğu heyecanın aynıydı. Yine bir şey söyleyemeden odadan çıktı. Konuşamadı ama olsundu, Faruk Bey kızmamıştı ya! En azından bir teşekkür edebilirdi. Geri dönüp bunu da yapamadı. Faruk Bey gözünde büyüdü, büyüdü, bir baba, bir ağabey oldu.

Belli bir süre hiçbir şey yapamadı. İşine devam etmeliydi. Duvara bakıyordu. Ayfer yoktu zihninde. Şaştı buna. İki gün öncesinde aldığı nefesti oysa. Bu derece önemsizleşmesi ne kadar da tuhaftı.

Ertesi gün Memduh ofise daha bir güvenle girdi. Elinde boyozlar, simitler, börekler. Üç gün yetecek kadardı neredeyse. Arkadaşlarıyla birlikte ilk kahvaltısıydı. Varlığından haberdar olan, onu kabul eden arkadaşları. Olayın detayını öğrenmişti hepsi. Espriler havada uçuştu. İlk anda yüzünde bir öfke belirse de Memduh alıştı bunlara. Çapkın, zampara, yürek yakan Joe ve daha bir sürü şey.

Ayfer’den hâlâ ses yoktu. Başına bir şey gelmesinden endişe duydu. En azından iyi olduğunu bilseydim, diye düşündü ara ara.

Ertesi günün akşamı üç arkadaşıyla bir kafeye gitti. Sohbet, tavla, nargile. Memduh güldü sürekli. Ayfer’e kızgınlığı bir anda silinip yerini minnete bıraktı o gece. Öyle ki ona ulaşabilse teşekkür bile edecek hale geldi.

Memduh’un aralarına girmesinden memnundu herkes. Daha önce birçok kez denemişler ama olmamıştı. Uzak durmayı tercih etmiş, sürekli karşısındaki beyaz duvara bakarak çalışmıştı günlerce. Kahvaltı bitince masasına geçip telefonun çatlak ekranına baktı bir süre. Ne bir çağrı, ne bir mesaj. Tuşlarla oynarken telefon açılmadı. Kapayıp yeniden denediğinde bir düzine mesaj düştü ekrana. Kısaydı pek çoğu. Merhaba. Selam. Özür dilerim. En sondaysa uzun bir mesaj.

Telefonu elinde evirip çevirdi. İşle ilgilenmedi öğlene kadar. Hafif bir gülümseme, sonra hüzün bulutları belirdi yüzünde. Mesaja cevap vermedi. Gözleri nemlendi, dudakları titredi, dişlerini sıktı. Ağaçların ince dallarının ucundaki yapraklar beyaz yüzeye düşüyordu. Uzun uzun duvara baktı durdu.

Birkaç kez işine dönmeyi denedi, olmadı. Bu şaşkın yüzü ofisteki arkadaşlarının fark etmemesi olası değildi elbette. Fırsatı kaçırmadı hiçbiri. Takıldılar durmadan. Onlara aldırmadı Memduh. Hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalıştı.

Düşündü. Hızlı gelen bir mutluluk, aynı hızla mı giderdi acaba? Bir ürperti yayıldı bedenine. Duvardaki gölgeler gökyüzünde kanat çırpan kuşların siluetine döndü. Derin bir nefes aldı Memduh, gülümsedi. Telefona uzanıp kısa bir mesaj yazdı. Kollarını kaldırıp iyice bir gerindi. Gönder tuşuna bastığında arkadaşlarıyla göz göze geldi. Bakışları bir süre öylece asılı kalsa da kendilerini tutamayıp gülmeye başladılar.

Memduh’un kolları havada, telefon ellerindeyken gölgesi duvara vurdu, gökyüzünde süzülen kuş sürülerine karıştı orada.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Nisan Ayının 7 KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Temmuz 2025

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Ankara’dan çok da uzaklaşmadan hafta sonuna eğlence, keyif ve dinlendirici bir tatil deneyimi eklemek ister misiniz? Başta Ankara Kızılcahamam termal otel seçeneği olmak üzere Ankara’ya yakınlığıyla bilinen en konforlu ve uygun maliyetli seçenekleri sizi..

Devamı..

Kafkaesk Bir Film: Birdman

Yalçın Yokuş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024