Dev bir kuşun kanadındayım. Yükseldikçe hafifliyorum. Birazdan bulutların arasına karışacak pamuk şekeri dağıtacağım çocuklara, diyorum. Yol arkadaşım kusur arar gibi bakıyor yüzüme, anlamsızca gülümsüyorum. Dağlardan cesaret alan küçük tepeleri seyrediyorum. Cüceleşiyor bayırlar. Hayır, kibirli değilim. Gözlerim uzağı fark etmiyor. Ayaklarım yerçekimine karşı koyamıyor, direnç görmeden alçalıyorum.
İçinde senin gölgenin dolaştığı şehirdeyim. Yağmur yeni silinmiş pencerelere iz bırakarak ayrılıyor. Öfkeli kadınların tiz sesleri birbirine karışıyor. Tramvaylar aralıksız kayıp gidiyor. Zaman gaddar bekçi gibi amansız. Bir şeyi vaktinde gerçekleştirmekten acizim. Keşkeler dolanıyor dilime. Adını bilmiyorum, tahmin yeteneğimin olmadığını söylüyorlar. At yarışlarında kaybeden tarafta yerimi alıyorum. Kerem, Eylül diye birinden söz ediyor. Senin olduğun ihtimali üzerinde duruyorum. Yüzünde baharın bilmediğim çiçekleri açarken sonbaharla gelişine anlam veremiyorum. Ayak izlerini arıyorum kaldırımlarda. Karınca hızıyla uzaklaşıyorsun. Küçük bir çocuğun adımlarıyla kesişiyor yolum. Su çekiyor tabanlarım. Sarı badanalı evi izliyorum. Bitmesini istemediğim bir filmin ortasındayım. Pencerelerden ışıkların taşıyor, mavileşiyor şehir. Adını değiştiriyor karanlık caddeler. Mutfağın penceresin-den bir görünüp kayboluyorsun. Benliğim kim olduğunu çıkaramıyor, bir köşeye çekip azarlıyorum. Kronik hastaların öksürük sesleri duyuluyor tek katlı evlerden. Erkek kardeşim paçalarımı çekiştirip dondurma istiyor. Saat dokuzda alacağım, diye vaadde bulunuyorum. Dükkânlar kapanıyor, kardeşim kanepede verdiğim sözün gerçekleş-mesini beklerken göz kapakları süzülüyor aşağıya.
Acelem yok, sigaramın ağır dumanı karışıyor gecekondu evlerin sobalarına. Beşinci katta oturuyorsun, yukarı bakarken denge kuramıyorum. Karşılıklı otursaydık, diye hayıflanıyor, orta yolu bulamıyorum. Camda siluetin beliriyor. Dağınık saçlarını çekip alıyorum acemi şairin elinden. Hırsızlıkla suçlanıyorum. Öğretmenim mate-matikle birlikte kıskançlığı öğretiyor. Yazılarıma bir süre ara veriyorum. Kalemimi takıyorum saçlarına. Şekil değiştiriyor yüzün, alnın genişliyor. Bahçende kabuk bağlamamış ayçiçekleri. Hangi yöne dönsem yüz çeviriyor. İstenmediğim aşikâr. Yine aklım kalbime yeniliyor.
Zihnimin işlek caddelerinde dolaşıyorsun. Kitapçıya sapıyor yolun. Hiç duymadığım yazarların kitapları elinde. Tanımıyor olmam benim suçum değil. İkindi güneşiyle sızıyorum içeriye. Kimse ne istediğimi sormuyor, değer biçiliyor kılığıma. Asimetrik fiziğim aleyhime işliyor. Nasıl yardımcı olabilirim diyen yok. Kendi halime bırakılıyorum. Bundan şikâyetçi değilim. Gözlerimle daireler çiziyorum etrafında. Kimseyi sokmuyorum sınırlarına. Yusuf peygamberin asırlara sığmayan hikayesini dinliyorum, adı aşk olan bir kadının elinde parçalanıyor gömleğim.
Kitapçıdan çıkıyorsun, yoğun ilgi pembeye boyuyor yanaklarını. Güneş vedalaşarak ayrılıyor şehirden. Annemin saat beşte terzide ol, deyişini hatırlıyorum. Adımlarım hızlanıyor. Terzi özel tasarım olarak talep ediyor ücretini. Kamburum arkamdan işler çeviriyor. Bizim sokağa doğru ilerliyoruz. Annemle adımlarımız aynı ölçüde. Asker yürüyüşü kadar disiplinli ve kararlı. Suskunluğum annemin dikkatini çekmiş olmalı. Bak, diyor susuyorum. Konuşursam, itiraf edersem kumdan inşa ettiğim gemilerim yıkılacak. Sessizliğimiz yolun uzamasına sebep oluyor. Vitrinlere bakmak gelmiyor içimden. Annem tepkisi ile merhameti arasında sıkışmış. Mısır ister misin, diyor. Başım benden önce davranarak hayır anlamında işaretler veriyor.
Yorucu günün ardından Sarımsak sokaktayım. Sarı badanalı eve bakıyorum. Pencerenin açık oluşu evde olma ihtimalini gösteriyor. Bütün sıkıntılarımı unutuyorum. Kerem beliriyor sokağımızda. Özenerek giyinmiş olması dikkatimden kaçmıyor. Geliş nedenini soruyorum. Bitmez, tükenmez bahanelerine bir yenisi ekleniyor. Jöleli saçları kirpi tüyü gibi gözüme batıyor. Balkona çıkıyorsun. Gülüşünden gözlerin küçülüyor. Görüş alanının dışında kalıyorum. Aynı fırının ekmeğini paylaştığımız Kerem’le aramıza kıtalar giriyor.






