Manguel, otoriter ülkelerde insanların, biri resmi diğeri kendi görüşleri olmak üzere iki farklı söylemle gezdiklerini, kendi aralarında rahatça ama kısık sesle konuşurken dışarı çıktıklarında resmi bir karaktere bürünüp ezberlenmiş cümleler kurduklarını özellikle vurgular. Faşizm yalnızca susma mecburiyetini içermez, iktidarın sözlerini söylemeye de mecbur kılar.
Alberto Manguel’in kitabında söz ve anlam imparatorluğunun içinde gezinirken ana vatanı Arjantin ile Türkiye arasında benzerlikler kurduğunu hemen fark edersiniz.
Diplomat olan babası nedeniyle çok sayıda ülke değiştiren Manguel, bir edebiyat göçmeni gibi yaşasa da gittiği ülkelerde siyasetin kemirgen dişlerinden kendini ve kitaplarını kurtaramamıştır. Onun Bütün İnsanlar Yalancıdır adlı romanı gizemli yazar Alejandro Bevilacqua’nın hayatıyla ilgilidir. O bir hikâye misyoneridir, tıpkı Manguel gibi sözlere ve kitaplara düşkündür. Bir süre sonra gerçeklerden hoşlanmayan devlet memurlarıyla başı derde girer. Arjantin’de faşizmin temsilcileri iş başındadır.

Alberto Manguel
Manguel “o vakitler kaybolmak için iyi bir şehirdi” diye tanımladığı başkent Buenos Aires’te yaşayanların baskı altında yaşayan herkes gibi görünmeyen bir maske taktığını, hiçbir suratın ve suretin hakiki olmadığını yazıyor. Her daim hissedilen bir huzursuzluğun kenti olmuştur güzelim Buenos Aires. Kaybolan insanlar, sokak başlarında kaçırılan yazarlar, evlatlarını arayan anneler ve hukuku kendi istedikleri gibi düzenleyen askeri cunta. Hepsi baskı döneminin tablosunu oluşturur. Romandaki kişiler kendi görüşlerini dile getirmekten korkarlar. Ülke, başıma bir iş gelir diye düşünen korkaklarla doludur. Manguel, otoriter ülkelerde insanların, biri resmi diğeri kendi görüşleri olmak üzere iki farklı söylemle gezdiklerini, kendi aralarında rahatça ama kısık sesle konuşurken dışarı çıktıklarında resmi bir karaktere bürünüp ezberlenmiş cümleler kurduklarını özellikle vurgular. Faşizm yalnızca susma mecburiyetini içermez, iktidarın sözlerini söylemeye de mecbur kılar. [1]
Düşünceler bile sansürlüdür. Manguel’in satırlarından okuyalım:
“O günlerde insan Buenos Aires sokaklarında bir şeyi duymadan, görmeden başı öne eğik yürümeye çalışırdı. Bilhassa da düşünmemeye çalışarak çünkü düşüncelerinin ötekiler tarafından tahmin edildiğine inanır hale gelmişti insan.” [2]
Devlet o vakitler artık gelenekselleşmiş bir şekilde gözaltına alır kahramanımız Alejandro’yu. Kaldırıma yanaşan Ford Falcon marka (Türkiye’de beyaz Toros) arabadan çıkan iki siyah gözlüklü adam, Alejandro’yu bilinmeyen bir yere götürürler ve vücuduna elektrik vererek konuşturmaya çalışırlar. Biz Türkler için ne kadar tanıdık değil mi ?
İktidar kimdeyse onun dini geçerlidir. Ekonomi muktedirin istediği şekilde düzenlenir. İhaleler cuntayı destekleyen şirketlere sunulur. Entrikalar, ödemeler, tahsilatlar, faizler ve iflaslar bu karanlıklar borsasında yapılır ve kimsenin haberi olmaz. İtiraz edenler hainlikle suçlanır. Dürüst bir yaşam sürmeye ve hala adalete inanmaya devam edenler budala yerine konur. Eleştirinin adı devlete ihanettir. Kelimeler siyasetle kirletilmiştir.
Yıllar geçer ve Arjantin kirli geçmişiyle hesaplaşmaya çalışır. 1983’te Desaparecidos Komisyonu kurulur. Yakınlarını kaybeden herkesin komisyona başvurma hakkı vardır. Sonra bir makam şoförü çıkar ve aracında tanık olduğu yozlaşmış tüm ilişkileri anlatmaya başlar. Rüşvet, baskı ve cinayetler bir çorap söküğü gibi akıp gider. Tüm Arjantin günah çıkarmaya hazırken birkaç mahkûmiyet, birkaç kınama açıklaması ve göstermelik ceza verilir. Ardından 1991’de yeni başkan Carlos Menem (El Turco) “genel af” ilan eder, her şey durur. [3]
Arjantin ile Türkiye arasında binlerce kilometrelik mesafe olmasına rağmen kader ortaklığı için komşu olmaya ihtiyaç yoktur. Farklı dönemlerde neredeyse aynı şeyleri yaşamış iki halkın ortak kaderidir bu. Özgürlüğün her yerde aynı neşeyle çınlaması gibi diktatörlükler de dünyanın her yerinde aynı acıları üretir. Kayıplar, işkenceler, cinayetler, işten atılmalar, haksızlıklar, onulmaz hukuksuzluklar ve halk için ömür boyu mutsuzluk.
Şu sıralar Arjantin’de en çok izlenen programların Türk yapımı diziler olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmadım. Mucize Doktor, Bir Zamanlar Çukurova, Güllerin Savaşı ve Muhteşem Yüzyıl gibi Türk dizileri Arjantin kanallarında boy gösteriyormuş ve yüksek izlenme oranlarına sahiplermiş.
Anlaşılıyor ki Türk ve Arjantin halkı sadece sosyo-kültürel açıdan benzer özellikler taşımıyor, her iki ülkenin siyasi genleri de aynı kumaştan biçilmiş gibi.
Bitirirken Alberto Manguel’e tekrar kulak verelim: “Bizi kader bir araya getirdi, böyle denebilir ama elimi vicdanıma koyup da yemin edecek olursam, arkadaşlık etmiş olsak bile pasaportlarımızın üzerindeki yaldızlı harflerle yazılı Arjantin Cumhuriyeti ibaresi dışında ortak bir yönümüz bulunmadığını itiraf etmeliyim size.”
Birbirine düşman edilen tüm uluslar için geçerlidir bu. Öyle ki artık bir ulus olmaktan bile söz edilemez.
Tüm halkların özgürlük ve demokrasi etrafında tek bir ulusmuşçasına toplanması dileğiyle.
[*Kapak resmi: Daniel Garcia/AFP/Getty Images. Clara Jurado (ortada) ve kayıp çocuklarını hükümet binası önünde bekleyen öteki anneler (1982)]
[1] Murat Erdin “Sözcüklerin İktidarı İktidarın Sözcükleri”. Oggito.com. 3 Aralık 2020
[2] Alberto Manguel Bütün İnsanlar Yalancıdır Çeviren: Saliha Nilüfer. YKY. 3.Baskı. İstanbul 2018 s.46
[3] Alberto Manguel Okumalar Okuması Çeviren: Sevin Okyay. YKY. 3.Baskı. 2017. İstanbul. s.286






