Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Mart 2022

Sinema

O Ses: İnsanlık

Uğur Vardan

Paylaş

2

0


Sadece kendisinin duyduğu tuhaf bir ses ve o sesin peşinde arayışa çıkan bir kadın botanikçi... Uhrevi filmlerin yönetmeni Apichatpong Weerasethakul’un imzasını taşıyan Memoria insanın varoluşuna, zihinsel köklerine, arayışlarına, anılarına, belleğin birikimine ilişkin son derece etkileyici bir sinemasal yolculuk. 

Kolombiya topraklarında İskoç bir botanikçi... Jessica, kız kardeşi Karen’ın tanım koymakta zorlanılan rahatsızlığı dolayısıyla Bogotá’dadır. Derken tuhaf bir patlama sesi duyar. Nedenini ve kaynağını bilemez ama artık bu onun için en büyük merak unsurudur. Karen ve eşi Juan’la buluştukları yemekte ses tekrarlar, lakin bu sonik tınılar içeren patlamayı sadece kendisinin duyduğuna ikna olur; çünkü lokantadaki herkes hayatın normal akışı içinde hareket etmektedir.

Merakı daha da artmıştır ve Juan’ın öğrencilerinden Hernán’ın ses stüdyosuna giderek sesin orada yeniden üretilmesi için yardım ister. Jessica patlamayı, denizin içindeki bir metal duvara çarpan beton kürenin çıkardığı bir ses olarak tanımlar. Belli zaman sonra tekrar Hernán’ın stüdyosuna gittiğinde orada öyle biri olmadığını söylerler... Öte yandan bir botanikçi olarak orkidelerini tehdit eden mantarları araştırmaya koyulur. Bu esnada tanıştığı profesör onu 6 bin yıllık bir iskeletin incelenmesine davet eder. Merakı kırsala yönlenmesine neden olacak, sığ bir derenin kenarında, yemek için önündeki balıkları temizlemeye çalışan bir adama rastlayacaktır. Tıpkı ses stüdyosundaki kişi gibi adı Hernán olan bu yöre insanı, bilgece yaklaşımlarıyla Jessica’yı az zamanda çok derin sulara çekecektir...

memoria

Apichatpong Weerasethakul, filmografisindeki birçok yapıta rağmen sadece Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor’unu (Loong Boonmee Raleuk Chat) seyrettiğim ve bu film dolayısıyla kendime yakın hissetmediğim bir sinemacı(ydı). Yukarıda konusunu özetlediğim son yapıtı Memoria ise bence dertler bakımından belki aynı ama anlatımıyla insanı çarptıkça çarpan bir çalışma. İlk kez ülkesi Tayland’dan uzakta bir coğrafyada, yine ilk kez uluslararası bir yıldızla (Jessica’da Tilda Swinton’ı izliyoruz) çektiği bu yapım, zamanın akışına, insanın varoluşuna, zihinsel köklerine, arayışlarına, anılarına, belleğin birikimine ve modern çağların kaygan zemini üzerindeki gelgitlerine dair görselliğin eşlik ettiği psikolojik bir yolculuk olmuş... Jessica’nın sadece kendisinin duyup duymadığı konusunda endişe yaşadığı o ses bir bireyin mi yoksa toplumsal bir hafızanın, vicdanın ya da tepkinin yansıması mıdır; film bence asıl olarak bu tür hatırlatmaların ve dertlerin peşinde.

Bu tür metaforik hassasiyetleri olan öyküler (ve de yönetmenler), daldıkları girdaplara seyirciyi de çeker ama çoğu kez vardıkları noktadan geri dönemezler ve adeta izleyeni de kafası karışık bir şekilde bırakarak çekip giderler. Oysa Weerasethakul’un Memoria’sı genel olarak bir terapi seansı ya da sinemasal bir meditasyon tadında. Filmin açıklanamayan yanları bile kendini kaptıran seyirciye huzur veriyor adeta.

Hayatın hikâyeleri yeter!

Tilda Swinton’ın, endişelerini derinlemesine yansıtan ve merakının peşinde sürüklenen Jessica’da çok başarılı bir performans sergilediği filmin bence iki can alıcı bölümü var; biri ses stüdyosunda patlamayı yeniden yaratma çabası, diğeri de yaşlı Hernán’la söyleştiği kısım. Yörenin yerlisi konumundaki bu ‘halk bilgesi’, gündelik akışın gürültücü yanına dikkat çekerken hayatın kendi içinde birçok hikâye barındırdığını ve bu yüzden TV ve film izlemediğini, ömrü boyunca da doğup büyüdüğü yerden ayrılmadığını çünkü bu yolla hafızasına sahip çıktığını söylüyor.

Sonuç itibariyle geçen yıl Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü İsrailli yönetmen Nadav Lapid’in Ha’berech’iyle paylaşan Memoria bence muhteşem bir ruhsal yolculuk. Uhrevi dertlerin bu denli ustalıkla anlatıldığı filmlere hasretseniz ya da bu tür konular ilginizi çekiyorsa kesinlikle kaçırmayın derim.

uğur vardan

Metrolarda ışıksızım!

Psikolojik takıntıları had safhada olan Aslı, bir gece taksi bulamaz ve metroya biner. Yolculukta uyuyakalır ve uyandığında istasyonun kapandığını fark eder. Koca mekânda yalnızdır ve bastırmaya çalıştığı korkuları yüzeye çıkar.

Üçlü bir seri olarak tasarlanan projenin ilk adımı olan İlk Seans: NMSM, psikolojik problemler eşliğinde bir gerilim öyküsü anlatıyor. Bu filmde niktofobi (karanlıktan korkma), mizofobi (kirlilikten korkma), skiofobi (gölgelerden korkma) ve musofobi (fareden korkma) gibi travmalar önplanda. İsimdeki ‘NMSM’ de bu rahatsızlıkların başharfleri. Senaryosunu, projenin aynı zamanda yapımcısı olan Onur Aşa’nın kaleme aldığı, yönetmenliğini de Gökhan Murat Toktamışoğlu’nun üstlendiği yapım, adeta ‘kurgu belgesel’ (!) tadında. Ana karakter metro istasyonunun içinde korkularıyla yüzleşirken önce travmasının adı yazılıyor, sonra da Aslı bu travmayı bizatihi yaşıyor. Ama asıl mesele bu değil elbet; senaryo kendi içinde birçok mantık hatası barındırıyor; öte yandan travmalar kıyıya vurdukça devreye efektler giriyor ve izlerken “Ne alaka” diyorsunuz. Batı sinemasındaki korku figürleri alınmış ve öyküye  yapıştırılmış gibi: ‘Alien’ tadı taşıyan bir form, uzaylıyı andıran hayalet adamcıklar vs. “Bizde de iyi efektçiler var” mantığıyla süslenmiş sahneler... Aslı karakteri deseniz psikiyatrların arayıp da bulamayacağı biri (bu arada öyküdeki psikiyatr çok karikatürizeydi); her korkuyu bünyesinde barındırıyor. Freud’un eline düşse en özel hastası olurdu!

Her şey kabul, bari film insanı gerse ya da korkutsa, o da yok. Neyse, umarım İstanbul Büyükşehir Belediyesi Metro İdaresi “Bizim metromuzda böyle olaylar yaşanmaz” diyerek tepki göstermez, Marmaray cephesi de “Aslı kızımız Marmaray’da yolculuk etse başına bunlar gelmezdi” diye bir açıklamada bulunmaz!

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yusuf Atılgan'ın Unutulmaz Romanı Anay..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

David Gurnham

17 Şubat 2025

Kafkaesk Bir Postane Skandalı

Biri iftira atmış olmalıydı ki, yanlış herhangi bir şey yapmamış olmasına rağmen bir sabah aniden tutuklandı.* İngiliz posta müdürü Harjinder Butoy’un hikâyesi tam olarak böyle başladı. Hırsızlık suçlamasıyla 2007 yılında tutuklanan Butoy, 2008 yılında mahkeme tarafından..

Devamı..

Alplerin Ötesinde

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024