Peki yayınevi kendi kimlik göstergelerini nerede bulur? Bir logosu var, büyük bir olasılıkla o logoyu tamamlayan bir amblemi de olacaktır. Yayınevinin kimliğinin ilk göstergeleridir bu ikisi. Ama onları nerede kullanıp gösterecek?
Yayınevinin logosu ile ambleminin sürekli olarak görüleceği tek yer, yayımladığı kitapların kapaklarıdır. Demek kapaklar, yayınevinin kimliğini gösterecek asıl alanlardır. O kapakları kendi kimliğine uygun ya da kendine bir kimlik oluşturmak için tasarlamak durumundadır yayınevi.
Bütünü birbirinden farklı, dolayısıyla ortak bir anlayışa –bir kimliğe– bağlanamayacak kapaklardan oluşan bir dizi kitap, aradan yıllar geçtikten sonra bile o yayınevinin, okurların zihninde yer etmesini önleyecektir. Bizde de var böyle yayınevleri ve yayımladığı birkaç yüz kitaptan sonra bile, yeni bir kitabını gördüğümüzde hemen o yayınevine ait olduğunu anlayamadığımız kapaklarla yayınlarını sürdüren yayınevleri niçin bu anlayıştadır, anlamak zor. Onca emeğin, harcanan paranın yaratabileceği karşılığın ancak yarısının yaratılabildiğini görmek, yalnızca o yayınevi için değil, bizim için de elbette düşündürücü olmalı. 2 Kapak, kitapla ilgili ne anlatır? İlkin, hikâye anlatmaz kapak. Hikâye –yani kitabın hikâyesini– anlatmaya çalıştığı zaman, hem somut olmalıdır, ki bu, hikâyeyi görselleştirecek renkli bir resme (illüstrasyona) yöneltir; hem de bu türden resimler kapıları çoğu kez geleneksel anlayışlara açar. Demek, kapakta kitabın hikâyesini anlatan silme renkli resim, o kapağı günümüzdeki tasarım çizgilerinin dışına çıkarır. Peki o renkli resmin içinde yazar ve kitap adı kendilerine nasıl yer bulur? Bazen bir alan açılıp içine yerleştirilir, ki geçmişten bugüne çok yapıldı bu yerleştirmeler; bazen de resmin içine konur, böylece ister istemez yazı da resmin parçasına dönüşür, görünmez de olabilir. En çok kaçındığım kapak biçimlerinden biridir bu. Üstelik kapakları birbirine benzetir, yayınevinin kapaklarının toplamını çorbaya çevirir. Eskimiş bir anlayış olduğunu da pekâlâ belirtebiliriz. 3 Kapağı birden çok alana ayıran ve geçmişte çok kullanılan grafik biçimler, görsel öğe ile yazıları birbirinden ayırmak, daha doğrusu grafiği kolaylaştırmak için uygun bir biçim olarak görülür. Ne ki, 13*19,5 cm boyutlarında, el kadar bir zemini parçalara ayırmak, grafik olarak doğru sayılmaz. Denenmemesi gerektiğinden kuşkum yok. Böylece kapağı bütüncül tasarlamak yerine, iki ya da üç alana ayırıp her birini kendi içinde düşünmek (birine resmi, öbürüne yazıları yerleştirmek), yolun yönünü aşağı çevirir. Nitelikli bir göz için bu tür kapaklar da eskimiştir. 4 Bizde kitap kapaklarında koyu renklerin daha çok kullanıldığını da belirtebilir miyiz? Bir kitabevinin raflarında dolaşınca hemen görülen, belirgin bir özelliktir bu. Sanki yaşam kütürümüzden gelir bu seçim. Bir topluluğa baktığınızda koyu renk giysiler, kahverengiler, griler, siyahlar nasıl hâkimse, kitap kapaklarındaki renk seçimi de aynı anlayıştan gelir. Oysa açık ve canlı renkler kitap kapaklarının ilacıdır. Beyaz zemin sözgelimi, koyu renk kapaklar arasında hemen fırlar öne ve daha baştan şıklıkla kendini gösterir. O ki, kitap kapaklarında koyu renkler yerine beyaz zeminler, açık ve pastel renkler kullanmak, o yayınevinin hemen ayırt edilmesini sağlar. Can Yayınları’nın yaklaşık iki bin kitabının kapağındaki beyaz zeminin otuz yıl boyunca eskimemesi başka nasıl açıklanabilir. 5 Öteki dillerden yayın hakları alınan kitapların özgün kapaklarını burada kullanmak da yaygın bir anlayış. Özellikle popüler kitaplarda daha çekici gelen bir seçim. Kolay ama çoğu kez riskli bir seçimdir bu. Bazen tutar, bazen tutmaz. Doğrusu, kitap kapaklarında bile, kolaylıkla açıklayamayacağım bir kültür var. Bizim yayımladığımız kitapların kapakları, bizim tasarım ve grafik kültürümüzü, kültürel algı biçimimizi şu ya da bu ölçüde yansıtır. Özellikle ABD kaynaklı popüler kitapların kapakları da kendilerini hemen belli eder. Çok yabancı, çok amerikan kapakları burada yayımladığınız kitaplarda kullanmak, o kitapları birdenbire yabancılaştırıyor aslında. Kaldı ki yayıncı, hayran olmadıkça özgün kapağa, yayın haklarını dışarıdan aldığı kitapların kapaklarını da kendi yayınevinin çizgisine göre yapar, yapmalıdır. 6 Renklerle ilgili şöyle bir gerçek de var. Bir kapak tasarımcınız yok, kapak için tasarımcıya ödeyecek paranız da yok ve küçük yayınevinizin pek çok işini olduğu gibi, kitap kapaklarını da kendiniz yapıyorsunuz. Bu durumda yayıncı özel, kendine özgü, ayrıksı kapak tasarımları yapmaya, kapaklarına kuş kondurmaya çalışırsa sonuçlar tatsız olabilir. Büyük olasılıkla çuvallayacaktır. İnternetten bedava bir resim bulup kapağa koymak da kurtarmaz. O resim nasıl yerleştirilecek, yazıyla ve öteki kapak bileşenleriyle nasıl bir uyum gösterecek? Öyleyse en iyisi, dümdüz bir zemindir: daha çok beyaz ya da daha az siyah zemin. Kesin kurtarıcıdır. Beyaz ya da siyah bir zemin üstüne abartısız ve oyuncaklı olmayan bir fontla yazıları yerleştirdiğiniz zaman, sade, basit, yalın ama doğru düzgün bir kapak tamamlanmış demektir. Bitmedi, bu yazının bir ikincisi de olacak…





