Perşembe Gecesi
3 Aralık 2019 Öykü

Perşembe Gecesi


Twitter'da Paylaş
0

Gökyüzü ile göz gözeyiz. İkimizin de yüzü yuvarlak. Oyun kurmaya istekli yıldızlar diğerleri gibi sadece parlamıyor, yanıp yanıp sönüyor. Yapamam, bunun için fazla büyüdüm, on iki yaşına girdiğim gün böyle şeylere inanmayı bıraktım. Bu, geçen hafta perşembe günü oldu. Tam bir haftadır her gece yazlık evimizin terasına çıkmaya devam ediyorum. Aklımda aynı sorular. “Yukarda yaşayanlar aşağıya yani yeryüzüne düşmüyorsa ayakları nereye basıyor?” Saçmalık. Peki uçarak nereye kadar, kuşlar işte hep mi uçuyor? Bir elimi daha başımın altına yerleştirdim. Salıncağımı bize bitişik evin sırtından güç alarak salladım. Ayaklarımın birisini dizime çektim galiba üçgen oluştu. Uçuşan saçımdan bir tel burnumun üstüne gelmiş olabilir, kaşınıyor, hapşırmaya başladım.

“Kızım gel artık içeri, üşüyorsun.”

“Yazın üşünmez baba.”

“Senin gibi karanlık çökünce denizden çıkan sonra ıslak saçlarla uzanan kızlar üşüyebilir.”

“Of baba.”

Babam her şeyimi duyar, görür, anlar. Burada sırt üstü uzanıp yukarıyı izlediğimi fark edince salıncağın tentesini kaldırdı. Ona gördüklerimden hiç bahsetmedim, bilmek ister miydi acaba? “Canlı olabilirler,” deseydim.  Ama değiller, belki de öyle. Biz yıldızların verdiği ışıkla sadece bir kısımlarını görebiliyorsak, böyle düşünmemem gerekir.

Bahçeden otların kokusu geliyor, babama yarın temizlik vaktinin geldiğini söyleyeceğim. Bahçeyi karış karış bilir, çeşmenin yanındaki taşlı zemini büyük çapa ile kazmamak gerekliymiş, güllerin altı kadife gibi toprakken, akşamsefasının yayıldığı her yerde kökler olurmuş. Çiçekleri mi toprağı mı yoksa hepsini mi seviyor bilmiyorum. Bahçenin büyük temizliğinin iki üç ayda bir yapılması ne üzücü, keşke yabani otlar daha hızlı büyüse. Bu sefer annemi ikna etmeye çalışacağım, bir kere denese bizim gibi eğlenebilir. Hiç olmazsa hanımelinin ince kurumuş yapraksız dallarını ayıklar. Annem babamın bu işlerle uğraşırken nasıl dinç olduğunu görmüyor, bulanık bakışları sadece yüzerken netleşiyor. Yarın bahçede bize eşlik ederse ben de onunla saatlerce denizde kalırım.

“Mayonu banyoya öylece bırakmışsın.”

“Birazdan geleceğim anne.”

Yine yaptı, insanların hatalarını söylemeyi seviyor. Terasa çıktı, yanıma geldi, başımda dikiliyor. Eteği, ince belinden koni gibi uzanıyor. Başının üstünde olanlardan habersiz. Yüzünü bana eğdi, yıldız tutulması mı oldu şimdi? İçimden, “Yanıma uzansana, birlikte yıldızlara bakalım,” demek geldi, hemen vazgeçtim. Karanlık ağzının hareketini görmeden sesini duydum.

“Kızım saçını kurutmadan bırakırsan sinüzit olursun, başın ağrır durur. Işığı açsana, gece oldu artık.”

“Tamam anne.”

Böyle söyleyince beni rahat bırakıyor. 

“İçeri gelince seninle bir şey konuşacağız.”

Bu sefer kurtulamadım. İkisi yalnızken niye konuşacak bir şey bulamıyorlar? Babam bahçede işi yoksa genelde gazete okur. Annem yüzmeye gitmemişse arkadaşlarından ya da akrabalarından konuşmak ister babam oralı olmaz. Akşam yemekten sonra babam bulmacasını alıp köşeye çekilince annem yavaş yavaş sinirlenmeye başlar. Gün annemin ağlaması ile biter. Buna sinirleniyorum, bir kadın ağlamamalı, kızlar da öyle. Babam ağlıyor mu, erkekler ağlıyor mu?

Genç ve işe gidiyor olmalarını isterdim. Ben daha dünyada yokken çok çalışmışlar. Sonra annem kadınların çoğunun çocuk yapmayacağı yaşta beni doğurmuş, bunun bana faydası olmadı. Onlar pek memnunlar, benimle istedikleri gibi ilgilenme fırsatları olmuş. Birbirleri ile ilgilenseler daha mutlu olurlardı belki. Annesi babası anlaşan arkadaşlarım var. Üşümüş gibi ürperdim, içeri giriyorum.

Terasın yanındaki oda boş, ışığı açık. Bana aydınlık vermeye devam etsin diye düşünmüşlerdir. Tekli koltuğun yanındaki sehpada babamın gazetesi bulmaca eki yok, her zaman ikisinden birisi olur.  

“Baba.”

“Anne.”

“Gel kızım yatak odasındayız.”

“Neden?”

Ahşap merdivenin gıcırdayışı her basamakta artıyor, bu sesi severim. Son basamaktan zıplayarak indim. Yatak odasının kapısı açık, girdim. Babam  yatağın kenarına oturmuş, giysi dolabı açık. Annemin elinde babamın gömleği.

“Beni niye çağırdınız?”

Annem gömleği yatağın üstüne bıraktı.

“Baban bu gece yola çıkacak.”

“Nereye gidiyor?”

Babama baktım, gel der gibi kolunu bana uzattı. Yanına oturdum, saçımı okşuyor.

“Kızım siz burada annenle yaşamaya devam edeceksiniz, ben belki daha sonra gelirim.”

“Baba nasıl daha sonra, ne oldu?”

Annem de yanıma oturdu, elimden tuttu, ikisinin ortasındayım.

“Biz artık babanla ayrı yaşayacağız.”

Ayağa kalktım.

“Neler oluyor böyle?”

Önce babama sonra anneme baktım, yüzlerinde aynı şey var. Benim kararıma ihtiyaçları var. Nasıl oluyor bilmiyorum ki. Biraz geri çekildim. Yapabilirim.

“Olur, olabilir yani.”

Sesim yetişkinler kadar soğuk çıktı. Annem kalktı bana sarıldı, lütfen ağlamasın, lütfen. Babam bana gülümsüyor, onunla mı gideceğim?

“Peki ben kiminle kalacağım?” 

Annem daha sıkı sarıldı, omuzlarımı sıkıştırdı.

“Benimle tabiî ki küçük kızım, ben sensiz yaşayabilir miyim?”

Babama bakıyorum, onunla gitmek istiyorum. Annemin kollarından kurtuldum, yatağa oturdum.

“Baba lütfen.”

“Kızım inan ki denedik, annenle ikimiz seni çok seviyoruz, ama biz ikimiz, olmuyor, yapamıyoruz işte.”

Beni anlamadı. İyi ki ona yıldızlardan hiç bahsetmemişim. Belki yanıldım, belki hep annem haklıydı. Yine de burada annemle kalmak istemiyorum, beni buna zorlayamazlar.

“Ben ne olacağım?”

Annem dolaptan babamın giysilerini çıkarmaya devam ediyor. Yüzü asık. Bir süre annemi izledik. Babam sırtını düzleştirdi, beni vücuduna dayadı.

“Güzel kızım sen merak etme, ben her şeyi ayarlayacağım.”

“Baba, ben.”

“Sen düşünme böyle şeyler, biz halledeceğiz, hadi, hadi kalk.”

Doğruldu elimden çekiştiriyor.

“Ne dersin birlikte terasa çıkalım mı?”

Aynı anda anneme döndü.

“Bu kadar giysi yeter.”

Önde babam, arkada annem bir doğru oluşturduk. Gıcırdayan merdivenin sesi babamın büyük adımları ile artıyor. Bir iki basamak sonra yıldızlarımı görecek miyim? Yabani otlar?  


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR