Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Mart 2022

Öykü

Röportaj

Cabir Özyıldız

Paylaş

11

8


Gazeteden çıktıklarında saat dokuz civarıydı. Salim Bey otomobili çalıştırırken yanındakinin duymayacağı bir ses tonuyla;

“Gereksiz. Çok gereksiz. Tüm güney onlarla doluyken, ne demeye gitmeli ta oralara. Mülteciyse bulurum ben size mülteci. İnin E-5’in altına, bütün o kenar mahalleler bunlarla dolu. Olmadı, arastayı dolanın, sanayi sitesini, merdiven altı tekstil atölyelerini. Mutlaka denk gelirsiniz.”

Salim Bey manevrasını tamamlayıp otoparktan çıkarken söylenmeye devam ediyordu; 

 “Hep bu yeni müdürün başının altından çıkıyor bunlar. Bilmem mi ben yahu. İstanbul’dan geldi ya, bize gazetecilik öğretecek dallama! Bir de yakınlardakilere değil de, nereden bellemişse, Tabaklar’daki çadırlara gidin demez mi? Sanki şehrin aşağısında mülteci bitmiş gibi… İfrit etti beni namussuz! Yanıma da verdiler bu çıfıtı. Öğrensinmiş. Neyini öğrenecekse. Eline de verdiler makineyi, bozmasa bari.”

Sağa sinyal verip, anayola çıkınca ardında çekçeği, kavruk yüzü milliyetini imleyen karton toplayan çocuğu görünce dayanamayıp içinde ne varsa ortaya kustu.

“Aha size mülteci! Ortalık nasıl olsa bunlardan geçilmiyor. Ne demeye gönderirsiniz bizi cehennemin öbür ucuna.”

Sonra da söylediği şeyi stajyer kıza onaylatmak ister gibi, “Öyle mi, değil mi?” diye sorunca kız, cevap vermek yerine dudaklarını büzüştürüp, başını omuzlarının arasına kısmakla yetindi.

Otomobil Merkez Camiinin önünden ilerlerken stajyer kız fotoğraf makinesinin yönünü Taşköprü’nün olduğu tarafa çevirdi, açıyı ayarlayıp, deklanşöre birkaç kez bastı. Aklından, insta…, twit…, youtube kanalı, fenomenlik tasarıları geçti, ardından da tırnağındaki ojenin bozulup bozulmadığını kontrol etti.

Salim Bey diğerine duyurmadan, “Bu da her boku fotoğraflıyor, bildiğin köprü işte, nesini çekiyorsa?” diye mızırdandı.

Sağa, Karataş yoluna döndüklerinde stajyer kız bütün cesaretini toplayıp, kikirdek bir ses tonuyla, “Salim Bey, biliyorsunuz bu benim ilk röportaj deneyimim olacak, müthiş heyecanlıyım,” dedi. Salim Bey ise kızın söylediğini duymazdan geldi. Kız bozulup, sustu. Salim Bey’in aklı fikri öğlenki yemekteydi. Şu bizim oğlanın işi için Cafer beyi kafalayabilirsem çok iyi olacak, diye düşündüğünde Havutlu’yu geçmişlerdi.

Tuzla yol ayrımından sağa döndüklerinde Salim Bey saatine baktı, aklından hesaplamalar yapıp, gazı kökledi. Otomobil istediği hıza ulaşınca da tek eliyle gömlek cebinden sigarasını çıkartıp kıza uzattı. Kız, elini şişkin göğsüne bastırıp, “Ayy çok zararlı, ben karşıyım böyle şeylere,” deyince Salim Bey, yarım ağızla “iyi ediyorsun” anlamında bir homurtu çıkarttı diğer yandan da göz ucuyla kızın şişkin göğsüne baktı. Âdemelması hızlı hızlı inip çıktı, dilini dudaklarında gezdirip, önüne döndü.

Sırasıyla Kefeli, Çöplü ve Yenimurat köylerini geçtiler. Stajyer kız yol boyu meyve bahçelerine, tarlalara, başıboş yayılan hayvanlara, tarlalarda çalışan ırgatlara, ırgat çadırlarının önündeki donsuz, sümüklü çocuklara, kıvrılıp bükülen yollara, arada bir görünüp kaybolan Seyhan nehrine bakmış; kendisine şaşırtıcı görünen yahut da enteresan bulduğu şeyleri abartılı bir şaşkınlıkla fotoğraflamıştı.

Arada Salim beye bir şeyler sormak istiyorduysa da, adamın kıpır kıpır dudaklarında anlaşılmaz kızgınlıklar sezip vazgeçiyordu.

Adamsa aklı öğlenki yemekte içinden yeni gelen müdüre saydırıp duruyordu: “Neymiş, bu işin okulunu okumuşmuş, e biz de boş muyuz yani. Bu mesleğe ömrümüzü verdik ömrümüzü! Koduğumun gavatı!” Arada göz ucuyla stajyer kızın şişkin göğsüne bir bakış attı. “Lan, yoksa? Mümkün mü? Mümkün vallahi, niye mümkün olmasın ki. Neler gördük geçirdik biz bu meslekte. Olur mu olur.” Gözünün önünden haset yüklü bulutlar geçti. Dudaklarının kıpırtısı durdu, ademelması yeniden inip çıkmaya başladı.

Renk renk muşambalarla, çuvallarla, yırtık pırtık çullarla kaplı çadır kalabalığına ulaştıklarında saat ona geliyordu. Ortalıkta kadidi çıkmış yaşlılardan, donsuz veletlerden, çarpık çurpuk çatılmış çadırlardan başka bir şey yoktu. Stajyer kız gerekli ayarlamaları yaptıktan sonra ojeli parmağıyla deklanşöre basmaya başladı. Önce kirli bir çul parçasına uzanmış, ellerinde ve yüzlerinde, karasinekler uçan birkaç bebeye odakladı makineyi. Oradan patates bulaşığı bir çanağı yıkamaya çabalayan yedi sekiz yaşlarındaki kız çocuğuna geçti. Sonra ellerinin kırışıklığı bin yaşındaymış gibi gösteren buruşuk suratlı yaşlıları fotoğrafladı. Çocuklar toplaştılar. Önce ürkektiler, gelenlere alıştıktan sonra utangaç gülüşleri gamzelenmeye başladı. Kız, iş bilir bir edayla en paspal ve mahzunlarını özellikle yan yana koyup bir de onları… 

Salim bey, dört eğri direği çuvallarla örtülü sözde tuvaletlere cık cıkladı. Stajyer kız, “Nasıl yaşayabiliyorlar burada,” diye sordu. Diğeri görmüş geçirmiş olmanın verdiği özgüven ve ukalalıkla cevap verdi. “Bunlar daha ne ki…”

Salim Bey henüz lafını bitirmemişti ki nereden çıktığı belli olmayan bir rüzgâr esti. Ortalık birden karışıp, çal çaput uçuşmaya başladı. Yaşlılar ve çocuklar tepkisiz, rüzgârın savurduğu onca şeyi umursamadılar. Kız, boştaki eliyle ağzını yüzünü kapatmaya çabaladı.  Salim beyin sözleri o toz toprak bulamacının içinde uçuşup anlamsız sözcükler olarak dağıldı. Rüzgâr geldiği gibi gittiğinde çadırlar ve önünde güneşlenen yaşlılar, işi bitik, şehrin dışına sürülmüş, ölümü bekleyen yılkı insanları gibi kalakalmışlardı.

Salim Bey ve kız güç bela dertlerini anlatıp, diğerlerinin nerede olduğunu sordular ve yanlarında yedi sekiz yaşlarında bir oğlanla sonsuzluğa bitişik gibi uzanan tarlalardan taraf yürümeye başladılar.

Tarla kenarına geldiklerinde onları işçibaşı karşıladı. Diğerleri de kazmalarının başında doğrulup ellerini gözlerine siper ederek gelenlere baktılar. Stajyer kız tetikteydi, sahneyi kaçırmadı. Irgatlardan yekinecek olanlar oldu fakat işçibaşı bir el hareketiyle buna engel oldu. Salim bey kısa kısa bir şeyler sordu. Bu arada ötekisi elinde makineyle tarlanın içlerine doğru yürüdü.

Kadın ve kızlar ürkek, çekingen, erkekler ise merakla bakıyorlardı gelene. On dört on beş yaşlarında bir gence takıldı Stajyer kızın gözleri. Elleri elli yaşında bir demirci ustasının ellerini andırıyordu. Pantolonu ayak bileğinden az yukarıda, altına giydiği pijaması çoraba sokuşturulmuş ortadaydı. Stajyer kız onu hemencecik fotoğrafladı. Bir diğeri, sırtında bebesi, burnu hızmalı, yirmisinde var yok bir kadın. Gözleri, yaşlıların yorgunluğu ve şüpheciliğiyle oynak. Kız onu da sektirmedi. Kırkında bir adam güneş yanıkları derisinin altına işlemiş, fırsat bu fırsat çıkardı tütün tabakasını ağır ağır yuvarladı ak kâğıdı. Kız, içinde anlamlandıramadığı bir duyguyla onu da...

Sonra bir şeyler konuşmuş olmak için Türkçeyi hece hece bölüp en yakınındakine seslendi.

“Siz, Su-ri-ye’den mi gel-di-niz?”

Tütünü ağır ağır saran yanıtladı:

“Yok bacı biz Urfalıyık ama Suriyeliler de çoktur içimizde.”

Kız şaşırdı. O Suriyeli mültecilerle röportaj yapacaklarını zannediyordu ya, bunlar Türkiyeliydi ve Türkçe konuşuyorlardı. Bu durumu Salim Beye sormalıydı. “Neyse,” dedi, “biz işimize bakalım”.

Sırtında bebesi, merakla kendisini süzen kadına döndü, başıyla bebeği göstererek sordu.“Zor olmuyor mu öyle?” Kadın, sanki gülünç bir şey söylenmiş gibi parmağı yüzüklü eliyle gülüşünü örtmeye çabaladı. Sorusunun yanıtını beklemeden, esmerliği çölü andıran, titreyen mavi damarlı elleriyle kazmasına yaslanan, beli bükük bir yaşlıyı fotoğrafladı. Aklına, çektiği fotoğrafların yeni müdür tarafından beğenilip beğenilmeyeceği, daha sonrada sosyal medyada kaç layk getireceği geldi. Sonra niyeyse sıkıldı ve Salim beyden yana baktı. El kol işaretiyle çağırıyordu onu. Gitti dikildi önüne. Sorgulayan gözlerini karşısındakine sabitleyip, kafasını kurcalayan soruyu soruverdi:

“Biz Suriyelilerle röportaja geldik ama bunlar Urfalı, mülteci değiller ki!” Salim bey, aceleyle cevap verdi. “Çok kurcalama neticede bunlar da o tarladan bu tarlaya, o memleketten bu memlekete gezip duruyorlar. Mülteci sayılırlar.”

Salim bey dönüp işçibaşına eyvallah anlamına gelen bir el hareketi yaptı. Geldiği yöne yürümeye başladı. Aklı fikri yemekte,  hızlı hızlı adımlıyordu yolu. Sonra kızın yanında olmadığının ayırdına varıp geri döndü, kız işçibaşına hararetle bir şeyler soruyordu. “Hadisene kızım,” diye seslendi stajyer kıza. Kız, “Ama daha röportajı tamamlamadık ki,” diyecek oldu. Ötekisi, “Yahu bırak yemeğe geç kalacağız, yolda uydururuz bir şeyler,” deyip arabadan taraf yürüdü.

YORUMLAR

Emel Zehra Tunçinan

Kaleminize sağlık...

12 Mart 2022

Fazlı Can

Usta işi. Bravo…

12 Mart 2022

Hasan Fazlı Bora

Kaleminize yüreğinize sağlık keyifle okudum

12 Mart 2022

Özcan Yetim

Çok güzel, emeğine sağlık.

12 Mart 2022

Cabir Özyıldız

Kıymetli yorumlarınız için çok teşekkür ederim dostlar. Sağ olun, var olun.

12 Mart 2022

selman dinler

Tebrikler Cabir Hocam.

12 Mart 2022

Cabir Özyıldız

Çok teşekkür ederim Selman hocam. Sevgiler selamlar.

12 Mart 2022

Cabir Özyıldız

Çok teşekkür ederim Selman hocam. Sevgiler selamlar.

12 Mart 2022

Öne Çıkanlar

Ruhun Kuytusunda: Bir DeğiniErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elisabeth Braw

31 Ağustos 2025

Rusya Svalbard'a Dönüyor

Svalbard’ı yirmi beş yıl önce terk eden Ruslar, Sovyet Döneminin ihtişamını geri getirebilmek için Norveç takımadalarına döndüler.  Neil Armstrong Ay’a ayak bastığında yaptığı ilk şey Amerikan bayrağını dikmekti. Ülkeler bir arazinin kendilerine ait olduğunu belirtmek için o ..

Devamı..

Yaz Sıcağıyla Baş Edebilmek İçin Orta ..

James Clark

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024