Sinirle markete girdim, buzdolabındaki birayı hızla alıp aceleyle kasaya parayı ödedim. Marketin önünde hemen birayı içmeye başladım. Kızgınım, bir dikiş, bir dikiş daha. Dibini görünceye kadar. Ama hâlâ kızgınlığım köpürüyor. Eve gitmem lazım, herkes alaylı bakıyor yüzüme. Ya da bana öyle geliyor.
Eve girdiğimde annem bendeki suratı anladı. Bakışlarımla bana bir şey sorulmamasını hissettirdim kadına. Yalnız kalmak için odama gittim. Kafamdaki kritiğin yarattığı hararetle bir yumruk salladım duvara. Sanırım böyle bir üzüntünün üzerine fiziksel acıyı da boca etmek bu işin doğası. Çıkmam lazım, konuşmam lazım.
Evden çıktığımda nasıl yürüdüğümü hissetmeden bizim parka doğru yol aldım. Lügattaki bütün küfürleri sıralayarak. Kamyon çarpsa yürümeye devam edeceğim, o kadar kendimdeyim. Ne dünya ama, sıçtığımın dünyası.
Parka girdiğimde o zibidi piçle otururken gördüm onu. Konuşmamız gerektiğini söyleyip sakin görünmeye çalışarak ama dumrulluğumu elimdeki kanı görünür kılarak hissettirdim. Kimsenin olmadığı bir uzaklığı seçerek oraya doğru yürüdük. Parkı çevreleyen duvara oturdu, ben ayaktayım. Öfkenin yarattığı dengesizlik insana absürt çukurunda yüzme öğretir. Biri o an söylediklerimi duysa altına kaçırır gülmekten. Fakat o çok ciddiye aldı bağırmalarımı, hatta konuşurken istem dışı yaptığım el kol hareketlerinin birinde, vuracağım korkusuyla bir yüz refleksi bile gösterdi. Veriştirmelerimi küfür de katarak sonuçlandırdım. Hiç konuşmadı, sadece dinledi. Ve oradan uzaklaştım.
Şehrin merkezine vardığımda, ona söylediğim şeyleri kızarma, bozarma haliyle düşünerek geçirdim. Neden ona söyleyemediğim şeyleri de. Sahra seni çok seviyorum, seni aklımdan çıkaramıyorum demenin ne denli bu kadar güç olduğunun koşullarını kendim yaratığımı düşündüm. Bir dünya görüşü taşımanın ağırlığını yerleştirdim yaşamıma, sanki benden böyle bir şey isteniyormuş gibi. Ayıplar türettiğimi, kardeşlik salaklığını zırhladığımı düşündüm hep ona yakın olmak için.
İskele yakınına geldiğimde bütün bu olan bitenin, o piçin Sahra’nın boynunu morartmış olması haberini almamla birlikte, kıskançlığın yarattığı öfke patlamasının, Sahra’dan kurtulmam için bir gerekçe oluşturduğunu, ileride komik bir anıya dönüşeceğini anlamam beni çok rahatlattı. Evet, hayatıma geri döşünü olmayan bir deneyim kattım. Tecrübelerimin beni yaşanmamış olana yönelik pişmanlıklar biriktirerek şekillendirdiğini düşündüm. Elbette kanıksadığım acı yaşantılarımın peşimi bırakmayacağını ekleyerek.
Eve döndüğümde odama girip ruhsal durumumu yansıtabilecek bir şarkı arandım kasetlerin içinde ama bulamadım. Babam sanki kırılacak bir eşya gibi tıkladı kapıyı. Yemek hazır.






