Soruşturma No: 2020/325
Esas No: 2020/250
İddianame No: 2020/35
Sağ elimin parmakları çalışmıyor, orta parmağım şiş ve morarmaya başladı. Kalkıp buzdolabından buz aküsü alıp parmağımın üzerine koyuyorum. Buz aküsünü sırayla alnıma, omuzuma, sol kaburga kemiklerimin üzerine, en son da parmaklarımın üzerine getiriyorum. Buzun soğunu duyan organlarım daha da çok sızlıyor sanki. Aslında buz olan içim; İçimde bir donukluk var, acımıyor, kanamıyor, üzülmüyor yüreğim. Donup kalmış, kanıksamış. Hep olan ve hep olacak olan –eğer ben dur demezsem– ki demedim bugüne kadar. Çalışmalıyım! İddianamenin düzeltilmesi bitmeli! Yarın sabah avukata teslim edeceğim.
İDDİANAME
BAKIRKÖY AĞIR CEZA MAHKEMESİNE
ŞÜPHELİ: Mehmet C…………………………………………………….doğumlu, ………..adresinde ikamet eder.
MÜŞTEKİ: Ayşe C
SUÇ: İşkence ederek, canavarca hisle öldürme.
SUÇ TARİHİ VE YERİ: ……………………………..BAKIRKÖY/İstanbul
Ağrılarım gittikçe artıyor, bu kadar buz koymama, ağrı kesici içmeme rağmen hafiflemeyen ağrılar. “Canavarca hisle,” diyorum yüksek sesle. Canavarca bir hisle vurdu bana. Hâkim tokmağı vardı elinde, adliyeden yürütmüş eve getirmiş. Kafama, sırtıma, göğsüme, ellerime, koluma, parmaklarıma! Canavarca bir hisle!
“Kırk yaşına geldin bir yağda yumurta yapmayı öğrenemedin!” diyor canavarca bir hisle. Günün ilk cümlesi bu! Beğenmediği yumurtayı, yine ona göre yanlış marketten aldığım kötü peyniri, zeytini, reçeli çiğnemeden yutuyor. Yanakları kıpkırmızı Mübaşir kocamın, sağlıklı görünüyor. Yemesini, içmesini, vitaminlerini, sporunu hiç aksatmıyor. Hep öğünerek anlatır ya arkadaşlarına kendine nasıl ‘iyi’ baktığını. “Bu çaba neden, kazık mı kakacaksın dünyaya?” diye sorduğunda kardeşi, “Evet,” demişti bana bakarak, “çakacağım kazık da karşımda oturuyor.” Kendimi babamın üzüm bağında asmanın dibine çakılmış bir kazık gibi hissetmiştim. Kuşlar konuyordu üzerime, bir kolumda uğur böcekleri, dibimde ağaç kurtları, tepemde güneş, güneşin yanında bulut ve bana tutunan asma ağacı. Tıpkı oğlum Deniz gibi – bir umudu bende. Tıpkı kızım Ekin gibi – bir umudu bende.
Kahvaltı masasını topluyorum; Zeytini, peyniri dolaba, artan domatesleri pencerenin önüne martılara. Reçel kavanozu bankonun üzerine –tanıdık bir renk gibi kızılcık reçeli– burnuma gidiyor elim, kan falan yok Allahtan yok! Islık çalarak tıraş oluyor, keyifli. Aklımda Deniz, Deniz’in babası bağırınca kocaman. Şaşkın gözleri, isyanı, babasını bileğinden yakalayıp, “Bu kadına bir daha el kaldırırsan karşında beni bulursun,” diye bağıran ergen isyanı. Ekin’in sessizliği, içine içine ağlaması, gözyaşlarından renk üretip yaptığı resimler. Ah Kuşlarım! Ah acımın yoldaşları!
O banyodayken arıyorum canlarımı. İkisi de, “İyiyim annecik, sen nasılsın?” diyorlar. “İdare ediyorum,” diyorum onlara. Çok iyi biliyorlar ki idare etmek ne demek.
Kendime bir kahve yapıp iddianamesini düzelttiğim davanın polis tutanaklarını okumaya başlıyorum.
MC: Daha önce de şüphelenmiştim zaten, ben o gün eve yaklaştığımda Osman denen şahıs bizim evin önünden geçiyordu. Ne işin var burada diye sordum. Sana ne lan! Sokak değil mi burası geçerim! dedi. O sinirle eve girdim. Ayşe mutfakta yemek yapıyordu, mutfak perdesi açıktı, pencereden sokak görünüyordu. Kime bakıyorsun lan, diye sordum. Soğana, dedi bana, yani bana soğan erkeği demek istedi. Elime geçen demir havaneliyle kafasına vurdum, göğsüne, kollarına, kaşık tutan parmaklarına vurdum. Şaşırdı, kafasını tutarak duvara dayandı, eliyle yüzünü kapattı. O ara iyice sinirlenip ellerine, kafasına birkaç kez daha vurdum. Yere düştü. Osman ne diyor lan, diye sordum. Osman kim dedi bana inler gibi. Bu beni iyice delirtti. Elimdeki havanı kafasına vurmaya devam ettim. Kesinlikle öldürmek niyetinde değildim. Kıskançlık nedeniyle oldu her şey. Namus davası bu, karım namusumu kirletti. Ben karımı tutkuyla seviyordum. Pişmanım.
Oldu işte, pişmansın, karın namusunu kirlettiği halde onu sevmeye devam ediyorsun. Geriye mahkemede giyeceğin bir takım elbiseye kaldı. İndirim alırsın Mehmet, Ayşe’nin canını, benim kafamdaki yumruları, kaburga kırıklarımı da alır gömersin. Çocuklarımızın acılarını nereye koyacaksın Mehmet C? Benim canım uğruna koruyup kolladığım, uzaklara okumaya gönderdiğim çocuklarım kurtuldu sayalım –ki ruhları hep yaralı kalacak– senin çocuklarına ne olacak? Kimse sahip çıkmadığı için Çocuk Esirgeme Kurumuna gönderilecekler, yeni adıyla ‘Sevgi Evleri’ne.
Savcılıkta yapılan sorgusunu okuyorum tekrar, tekrar.
MC: Askıcıyım ben, kahvede çalışırım yani. Şu lanet salgından kahve kapandı, işsizim bir yıldır. Kimsenin kimseye faydası yok bu zamanda. Ne annemgil yardım edebildi, ne abilerim. Onlar da aç sayın savcım, onlar da aç!
Belediyeden bir iki koli geldi, bir ay demedi bitti erzaklar. Elektrikler kesik, doğalgaz kesik, çocuklar aç. Ben, dedi Ayşe, iş buldum. Şu karşı apartmanda bir evde temizlik işi varmış, günlüğü iki yüz elli lira. Haftada iki gün. He de gideyim, sen yeni bir iş bulana kadar gideyim? He dedim çaresiz. Zehir oldu ya bana o ekmek sayın savcım. Zehir oldu o çay bana. Biz böyle görmedik, böyle öğrenmedik. Kadın dediğin evinde oturur çocuklara bakar, erkek evinin ekmeğini kazanır. Ya ben napıyorum? Evde oturup çocuklara bakıyorum, karım gidip para kazanıyor. Kanıma dokundu Savcı Hanım, Kendimi yok hükmünde saydım, öl sen dedim kendime, git köprüden at kendini geber. Ama can tatlı yapamadım Sayın Savcım, yapamadım.
Osman kim? Daha önceden tanıyor muydun? Bizim sokakta oturur Osman, komşu sayılır yani. İki ev var aramızda, sanayide dükkânı var, araba tamircisi. İşleri tıkırında, salgın var diye arabalar kaza yapmadı mı? Yaptılar tabii! Osman’ın hayatı bebek, elektrikleri yanıyor Sayın savcım, doğalgazları açık, evleri sıcacıktır Allahıma! Biz öyle karanlıkta, soğuktan it gibi titrerken o perdelerini kapatmadığı evinde kolundaki bilezikleri şakırdayan karısının elinden çay içiyordu. Gözünle gördün mü? Nereden biliyorsun perdelerini kapatmadığını? Kaç kere gördüm Sayın Savcım, kaç kere gördüm. İnadına kapatmıyordu perdeleri. Şu aç mahalle görsün diye! Karına baktığını gördün mü? Hayır görmedim. Karınla konuştuğunu gördün mü? Görmedim. Telefonla konuştuklarına tanık oldun mu? Olmadım. Karının telefonunda herhangi bir mesaj gördün mü, okudun mu? Telefonu kesikti ki garibin! Peki, neden şüphelendin Ayşe’nin Osman’la ilişkisi olduğuna. Ben karı olsam. Karı demiyoruz Mehmet! Kadın! Özür dilerim Savcı Hanım; Ben Kadın olsam Osman’ı severdim, ona kaçardım, ışıkları yanan o sıcacık evde yaşamak için kaçardım. Ama Ayşe kaçmadı? O adama bakmadı bile, hatta Osman’ı tanımıyor. Nereden tanısın garibim, bütün gün çalışıyor zaten, eve gelince de yemek, bulaşık, çamaşır. Bir gece içini çeke çeke ağladı da bu Osman yüzünden sandım. Ne o kız neden ağlıyorsun diye sorduğumda, Yemek, bulaşık derken geç oldu, çocuklarımı sevemedim, ben sarılamadan uyudular, dedi, koklayamadım onları diye bir ağıt tutturdu. İşte o zaman git dedim kendime, git kendini köprüden at, atamadım işte can tatlı! Yine de hep şüphelendim onlardan! Ben olsam dedim, ben kadın olsam! Neden böyle düşündün? Erkek dediğin güçlü olur, karısına, çocuklarına sahip çıkar! Ben karımı tutkuyla seviyordum Savcı Hanım!
Özür dilerim de Savcı Hanım, şu parmağınız çok şiş, biraz da morarmış. Annem yumurta akıyla, rendelediği sabunu karıştırır sarardı böyle şişince, üstüne de yemenisini sarardı, iki üç güne iyileşirdi parmak. Neden şişerdi annenin parmağı? Babam kızınca odunla vururdu anamın ellerine, kafasına, sırtına, parmaklarına!
“Son bölümü çıkartın diyor,” Savcı hanım. Son bölümü siliyorum.






