Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Ağustos 2024

Öykü

Tutsak

Görkem Çakıroğlu

Paylaş

3

0


Diğerlerininkini bilmem ama benim saatim üçü beş geçiyor. Aslında saatim yok. Sezilerim var. Doğanın bana bahşettiği bu sıra dışı yeti sayesinde planlar yapar, zamanı kendime uydururum. Uydururdum…

Şimdi duvarları, yaşlı bir bacanın gri ve titrek dumanıyla tütsülenmiş gibi duran koridor şeklindeki o sevimsiz odadayım. Hoş, cennete bile hapsetseler, özgürlüğün olmadığı her yer sevimsizdir ya. Hapsedildiğim bu kutu gibi odada hiç eşya yok. “Canavarım”ın yardım çağrılarımı ve dolayısıyla kaçma girişimlerimi engellemek için sonradan sonraya akıl edip, odanın dış dünya ile tek bağlantı noktası olan deliğe kurduğu barikat dışında… On altı saattir buradayım. Volta atmaktan yorgun düştükçe bedenim, durup dinleniyor; barikattan bana kalan ufacık boşluktan özgürlüğü soluyorum. Uzaklarda taze bahar kokusu… Arı, bal alacağı çiçeğin; kuş, yem edeceği böceğin peşinde… Toprak usul usul canlanmakta. Ve insanoğlu… Dünya denen topuzun içinde birbirine çarpa çarpa, kısa uzun adımlarla koşturup duran insanoğlu. Sesler, nefesler, gölgeler, renkler…Hepsi tanıdık bir şarkı mırıldanıyor ve ben, eşlik etmem için fısıldayan davetkar yeryüzünü istemeyerek geri çeviriyorum.

 x adam günün büyük bölümünde olduğu gibi koca gövdesiyle koltuğuna gömülmüş, uykulu gözlerle televizyon seyrediyor. Tül perdeden süzülüp giren gün ışığı, seyrelmiş saçlarının döküldüğü yağlı alnında güle oynaya dans ediyor. Yine neler olmuş memlekette, soğuk savaşlar, akıl almaz kazalar, euro dolar paritesi, boşanma arifesi, uçurtma şenliği, üç ayaklı keçi… Çoğu can sıkıcı haberler… Anlamını bilmediğim bir iki kelime takılıyor aklıma. Saniyeler sonra tutsaklığım, zihnimi kurcalayan bütün düşünceleri süpürüp götürüyor yine.

 x adam ve ailenin diğer fertleri bu koca evdeki varlığımdan habersizler. Gizli saklı bir çıkış yolu ararken, aniden açılan kapının çıkardığı tok sesle irkiliyorum. Kapı açılır açılmaz kendimi dışarı atıyorum. Canavarım, dudağında sinir bozucu gülümsemesi ile seri adımlar atarak yanıma sokuluyor. Elinde –içinde ne olduğunu kestiremediğim– beyaz bir tabak var. Kocaman kara gözleriyle üzerime eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdığında ona olan nefretimin arttığını duyumsuyorum. Çok sevdiğindenmiş hepsi…Öyle söylüyor. Oyuncak gibi oynuyor benimle. Bu sahiplenme duygusu mutlu ediyor onu. –Yamacında sevdikleri– hiçbir şey olmamış gibi olağan yaşantısını sürdürürken, yerimden yurdumdan koparıp beni tıktığı bu delikte yaşattığı hazin tutsaklığa son vermesi için yalvarıyorum. Dinlemiyor, duymuyor. Kısa parmaklarıyla omuzlarımı kavrayıp tabağın içindekileri yemem için zorluyor. Genzimi yakan tatlı, baygın bir koku… Önceki denemelerinde yaptığım gibi getirdiği şekerlemeyi reddediyor, başlattığım açlık orucunda dimdik durmaya çabalıyorum.

Saat dört... Ürkütücü öğleden sonra sessizliği… x adamın ufak tefek işlerini halletmek üzere kısa süreliğine dışarı çıktığını düşünüyorum. Canavarımla baş başayız. Evdekilerin yokluğunu fırsat bilip beni tıktığı delikten çıkarttığı an anlamsız bir itiş kakış başlıyor aramızda. Kaçamayacağımdan o denli emin ki bir süre kıpırdamadan koşuşumu izliyor.

Sonra belimden yakalayıp oradan oraya savuruyor, canımı acıtıyor. Elinden kurtulmaya çalıştıkça sıkı, daha sıkı sarıyor gövdemi. Bu tatsız kovalamaca dakikalarca sürüp gidiyor.

 Az sonra bahçeye çıkıyoruz. Akşam güneşi -dingin turuncusuyla- hınzır bir hayalet gibi kah görünüp kah kaybolarak ıslak çimlerde, tomurcuk güllerde, mermer zeminde parlaya söne beklenmedik misafirlerini selamlıyor. Gün yüzüyle buluşmanın yarattığı şaşkınlıktan yararlanan canavarım, ani bir hareketle yarı yarıya suyla dolu havuza atıyor beni. Yüzme bilmiyorum. O ise zevkten dört köşe… Çırpınışlarımın suda oluşturduğu dalgalanma sayesinde havuz kenarına yaklaşmayı başarıp rastgele bir çıkış noktası yakalıyor, nefes nefese olduğum yere yığılarak kendimden geçiyorum. Gözümü açtığımda karşılaştığım ablak suratının ortasına okkalı bir tokat yapıştırmak istiyorum. Yapamıyorum. Tüm ayak diremelerime rağmen ayılır ayılmaz hücreme yollanıyorum.

 X adam sırtında krem rengi spor ceketi, tepesinde güneş gözlüğü ve elinde poşetlerle eve dönüyor. Canavarım telaş içinde… Kapı ağzında göz göze geliyorlar.

– Lora?

– Hoş geldin babacığım.

– Hoş bulduk hayatım, elindeki nedir?

– Hiiiç…

– Nasıl hiç? Bir şey saklıyorsun sanki. Görebilir miyim ellerini?

 Lora, avucunun içinde sımsıkı tuttuğu uç kutusunu ve ardından sağ cebinden çıkardığı buruşmuş kâğıdı utanarak uzattı. X adam, Lora’nın inci gibi yazısıyla özene bezene hazırladığı çizelgeyi hızlıca okudu.

KARINCA YAŞAM PLANI:

15: 30- Beslenme Saati

16:00- Kaynaşma ve Yardımlaşma Saati

16:30- Yüzme Saati

17:00- Serbest Zaman

20:00- Uyku Saati

– Lora sana inanamıyorum. Zavallı hayvana işkence ediyorsun. Derhal çıkar bu karıncayı buradan!

 Canavarım Lora, sekiz yaşında yaramaz bir kız çocuğu. Kızıla çalan kahverengi saçları, iri siyah gözleri, kısa kirpikleri, mantara benzeyen burnu, ince dudakları ve güneşle birlikte çillenen yuvarlak bir yüzü var. Beni bahçelerindeki erik ağacının dibinde bulup içini boşalttığı uç kutusuna saklamasının üzerinden on sekiz saat geçti. Onu affedebilir miyim bilmiyorum. Baba kız arasındaki hararetli konuşma sürüyor.

– Lora, ne zamandır saklıyorsun bu küçücük uç kutusunda zavallı hayvanı?

– Dün gece ödevimi bitirdikten sonra annemin peşinden bahçeye çıktım ve ağacın dibindeki karınca yuvasını gördüm. İçlerinden biri diğerlerinden daha minikti sanki. Benim de aklıma bu fikir geldi. Onu gizlice yakalayıp odama koştum. Masamın üstündeki uç kutusunun içini boşalttım ve karıncamı orada besleyebileceğimi düşündüm. Birden kutunun dibindeki deliği fark ettim. Kaçmaması için ufak bir peçete parçasıyla kapattım deliği. Sonra da bu çizelgeyi hazırladım. Bugün saat üçte okuldan döndüğümde karıncam yeni evinde uslu uslu oturuyordu. Onu oradan çıkarıp birkaç kez toz şeker yedirmeye çalıştım ama istemedi. Yalnız kalmasın diye yine bahçeden bir iki karınca ve böcek buldum. Arkadaş olmaları için elimden geleni yaptım aslında. Kaynaşsınlar diye birbirlerinin üstüne attım onları. Sanırım bundan da hoşlanmadılar. Sonra mutfaktan bir kap aldım ve içini suyla doldurdum. Bahçeye çıktık. Minik karıncam hem yüzsün hem güneşlensin istiyordum. Birkaç çırpınıştan sonra sudan çıkınca yüzmeyi sevmediğini anladım. Eve dönmüştük ki sen geldin. Kötü bir niyetim yoktu babacığım, sadece bir evi olmalı diye düşünmüştüm.

– Loracığım onun evi doğa… Ailesi, arkadaşları, komşuları var şüphesiz. Doğanın kucağında hep birlikte yaşayıp gidiyorlar. Hadi şimdi onu gerçek yuvasına kavuşturalım canım.

 Babasını can kulağıyla dinleyen Lora verdiği sözü tuttu. İlerleyen günlerde beni ve arkadaşlarımı uzaktan izlemekle yetindi. Aslında o kadar sevgi dolu bir çocuktu ki karıncayı bile incitmezdi. Ve her şeyden önemlisi çocuklar hep affedilirdi. Onu affettim.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir Ağacı Kesmek Bir İnsan Öldürmekten..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Aaron Boehmer

17 Ocak 2026

Kütüphaneleri Kurtarmak

Trump’ın tarihin ve bilginin arşivlemesine yönelik saldırıları gayet net bir biçimde takip edilebilse de, kimi zaman gizli saklı eylemleri de yok değil. Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin kültürel hafızasını kendi algısına göre şekillendirme girişimleri dur durak ..

Devamı..

İzmir'de Yaz Tatili İçin En Güzel Loka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024