Cenaze Töreni
Bugün okulda cenaze töreni vardı baba. Kimin cenaze töreni kızım?
Bizim beslediğimiz iki solucan vardı. Onlar ölmüş. Onların cenaze töreni.
Gömdünüz mü?
Evet. İkisini aynı yere gömdük, çünkü kardeşler. Bi de dua ettik.
Nasıl bir dua? Ne dediniz?
Işıklar içinde uyuyun, dedik. İşte onun gibi şeyler.
Hımmm.
Bir de onları tanımayanları almadık cenaze törenine.
Neden?
Çünkü tanımıyorlar. İnsan tanımadığı birinin cenazesine gider mi hiç baba?
Hımmm. Haklısın kızım, gitmez.
Sınır
Gözü pek, kahraman bir askerdi babam.
Düşmanlarımıza karşı amansızca savaştı.
Salonumuzun neredeyse bütün duvarları madalyalarla, başarı belgeleriyle, kahramanlığının nişanesi fotoğraflarla kaplıydı.
Uzunca süren bir savaşa gitmişken haberini aldık. Düşmana esir düşmüş. Yıkıldık, dövündük, yas tuttuk. Gözlerimiz yol oldu. Kulaklarımız yüce devletimizin yetkili ağızlarından gece gündüz bir haber bekledi.
Sonra ne olduysa oldu. O kara haber kulakları bir kurşun gibi delip bize ulaştı. Kulaklarımız çınladı. Çın, çın, çın. Sanki asırlardır süren bir çın.
Düşmanın saflarında gözü pek bir komutana dönüşmüştü babam.
En iyi bildiği işi yapıyordu. Yeni düşmanlarına karşı amansızca savaşıyordu. Kahraman olmuştu yeniden. Sınırın öte yakasında. Yüce devletimizin yetkili ağızlarında gece gündüz o vardı. Bir haindi artık. Başına ödül konan gözü dönmüş bir hain.
Bizim için de öyleydi, kuşkusuz! Gündüzleri. Gece vatan topraklarının üstüne kara bir örtü gibi yayılıp da herkesi kendi karanlığıyla başbaşa bırakınca, o benim için özlenen bir baba, annem için yolu gözlenen bir koca, nenem ve dedem için baldan tatlı bir oğuldu. İyi ki yaşıyordu.
Araf
Ölümcül hastalığının tek çaresi vardı: Sevdiklerine sarılmak. Sarılırsa sevdikleri de ölecekti. Bunu doktoru ve kendisi dışında kimse bilmiyordu.






