Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Ocak 2021

Öykü

Yazgı

Korkut Kabapalamut

Paylaş

4

0


Sinirli bir adamım. İnsanın aklının alamayacağı derecede sinirli. Başımı bu yüzden sürekli derde sokuyorum. Sonradan pişmanlık duyuyorum ama geçmiş ola. Yine birilerinin ağzını burnunu dağıtmışım, o birileri de benim bir yerlerimi kırıp kanatmış. Karakolluk, mahkemelik olmuşuz bir anda. Bıktım usandım. Neden böyleyim, ne diye rahat duramıyorum? İnsanlar niye bu kadar sinirime dokunuyor, onlarla dalaşmak için fırsat kolluyorum, âdeta açıklarını arıyorum. Sonra da ânında fırlıyorum yerimden, mermi hızıyla hücuma geçiyorum. Yorulana kadar vuruyorum, ısırıyorum, haykırıyorum.

 Yine de sinirim tam manasıyla geçmiyor, hızımı bir türlü alamıyorum. Karakolda, mahkemede yeniden olay çıkarıyorum. Amirlere, hâkimlere durduk yere küfrediyorum, horozlanıyorum, haksızlığa uğradığımı, baroca tayin edilen avukatımın beni gereğince müdafaa etmediğini, hatta doğru dürüst dinlemediğini, örnekse bana kanuni haklarımı hatırlatmadığını, belki da karşı yana ucuzundan satıldığını savunuyorum. Başta güzel güzel konuşurken âniden bir şeyler oluyor bana, gözlerim kararıyor, arenadaki şişlenmiş boğa gibi bir anda müthiş öfkeleniyorum. O zaman beni kelepçelemek zorunda kalıyorlar tabii. Böylece yeni soruşturmalara uğramaktan kurtuluyorum. Bıraksalar, belki de katil olacağım. Yok yere elimi kana bulayacağım. O kanda boğulup, bu hudutsuz öfkenin pençelerinden bir ihtimal yakamı kurtaracağım. Dünya da rahat edecek ben de.

 Ama asla o kadar ileri gitmiyorum. Hayır, cinayet işleyecek halim de yok. Katil değilim, olmayı da istemiyorum. O kadar uzun boylu değil. Yorulana kadar dövüşmek bana ziyadesiyle yetiyor. Sonra derin bir uykuya, belki de komaya dalıyorum, gözümü her seferinde nezarette açıyorum. Belki de boksör falan olmalıydım.

 Yıllardır böyle. Yalnız yaşıyorum. Tabii hapishanede yatmadığım nadir zamanlarda. Bir bodrum katında tek başıma kalıyorum. Kirasını düzenli ödeyemiyorum. Ev sahibim benden korktuğu için bir şey diyemiyor zavallı. Yine de mümkün mertebe ona borçlu kalmamaya bakıyorum. İnsanların arkamdan küfür etmesi hoşuma gitmez. Düşüncesi bile kan dondurucu, hakarete, saygısızlığa tahammül edemem. Kesinlikle karşılıksız bırakmam kulağıma gelirse. Tepkim orantısız derecede ağır olur. Sonra uyarmadı demeyin.

 Sevgilim yok. Bu yoğunlukta ve istikrarlı bir öfke tablosuyla nasıl olsun? Engelli gibi bir şeyim. En fazla birkaç gün sürüyor karşı cinsle münasebetlerim. Ardından mutlaka maraza çıkartıyorum. Kadınlara el kaldırmam, küfür etmem. Bana yakışmaz. Yalnız bırakılmak, ayrılmak arzusunda olduğumu yüksek sesle beyan ediyorum salt. Neyse ki bu kadarı çekip gitmelerine yetiyor. Bakışlarımdan ürkütücü hakikati anlıyorlar. Karşı çıkan, kafa tutan olmadı şimdiye dek çok şükür. O an, cinnetin eşiğinde bulunduğumu bir bakışta kavrıyorlar sanırım. Gözlerim bazen ejderhalar gibi ateş mi saçıyor ne?

 Eskiden hiç de böyle biri değildim. Hatta tam tersi özelliklere sahiptim. Korkağın, çekingenin tekiydim. Vur ağzıma al lokmamı. Bir de üzerine, Afiyet olsun efendim, derdim. Sonra ne oldu da yüz seksen derece değiştim, serserinin, arızanın, itin kopuğun önde gideni olup çıktım, bilmiyorum. Kademeli şekilde gerçekleşmiştir, diye tahmin ediyorum. İnsan bir anda bu kadar da değişmez, böyle şeyler muhakkak zaman alır.

 Hiçbir işte uzun müddet barınamıyorum. En fazla üç gün. Ya patrona ya mesai arkadaşlarıma bir bahaneyle saldırıyorum. Çok iyi bir dövüşçü sayılmam bunca deneyime ve iri yapıma rağmen. Bazen dayağın hasını yiyen benim. O zaman daha da öfkeleniyorum tabii ama ne fayda. Karşındakinin bileği seninkinden kalınsa, yumruğu daha bir oturaklıysa, iyisi mi dönüp arkanı gideceksin. Kalıp da kendini daha fazla hırpalatmanın, hastanelik ettirmenin âlemi var mı? Şans, insanının yüzüne her kavgada gülmez. Bu camiada arada bir temiz sopa yemeyi içine sindirmesini de bileceksin.

 Mesela alın bakalım, yarın yine kritik bir mahkemem var. Dokuz on beş duruşması. Gerçi tam saatinde almıyorlar. Mübaşirin adımı seslenmesi en azından on otuzu bulur. Ama yine de saat sekiz otuz dedi mi ben oradayım. Hiçbir duruşmamı ıskalamadım şimdiye dek, katılmamazlık etmedim. Hasımlarımla yüzleşme olanağını kaçırmadım. Bazen eşref saatime denk geldi, yumuşayıp samimiyetle özür diledim, bazen de, Ben bir daha bu hırboyu nereden bulacağım ki diye kendimce saçma sapan akıl yürütüp adliye koridorlarını birbirine kattım. Masum insanlara kuduz gibi saldırdım. Yepyeni soruşturmalara, davalara konu oldum. Oldumsa da oldum, alışık bulunmadığım bir şey mi sanki? İnceldiği yerden kopsun. Bir eksik bir fazla, sanki ne fark edecek! Öfkemi bastırıp da kanser mi olayım? Bir enayi ben miyim? Yüreğinin götürdüğü yere git, demiyor mu bilgeler. Ben de burnumun dikine gidiyorum işte. Öfkemin götürdüğe yere geç kaldığım hiç olmadı şimdiye kadar neyse ki.

 Bu sıradan bir mahkeme de değil ama. Olay dün yaşanmış gibi gözlerimin önünde. Bir birahanede oturuyordum. Tabii her zamanki gibi yalnız. Moralim son derece yerindeydi. İskelenin tam karşısında popüler bir mekân. Arada insan kusuyor iskele, çok hoşuma gidiyor bu durum benim. Bazen de insanları aynen böyle severim, en kaba sabasına bile kıyamam, boyunlarına sarılasım, Kardeşim nasılsın, bir ihtiyacın var mı, neden hiç aramıyorsun? diye içtenlikle, duygudaşlıkla sorasım gelir. Tutarlı biri değilim. Bir kedinin olası açlığı nedeniyle gözlerimin yaşardığı da olur, aynı kediyi yaman bir tekme savurup bulutlara dek savurasım da. Her neyse, dediğim gibi, yarınki mahkemem son derecece mühim. Hayatımın yargılaması, duruşması olacak bence. Kesinlikle özür mözür dilemeyeceğim bu kez, boş yere ısrar etmeyin, haksız bulunduğumu bile bile alttan almayacak, tamamen gerçek dışı ifade verecek, hasmıma utanıp sıkılmadan iftiralar yağdıracağım. Önce o küfür etti, ters ters baktı, ben gözlerimi kaçırdım ama lavaboya gidiyormuş gibi yaparken kazaymış gibi gösterip kasıtlı olarak omzuma çarptı, beni tahrik etti, pis pis de sırıttı o esnada sayın yargıç, diye olayı boyuna çarpıtacağım. Yalandan ölünmez. Ne yapayım, herifçioğlundan acayip tiksindim, bıraksalar bir kaşık suda keyifle boğarım. Bu kez gerçekten de mağdurum, son derece haklı, tam yerinde nedenlerim var. Tabii kendimce haklı. Yoksa yaptığımın hiçbir mantığı, savunulacak tarafı da yok tabii. Onu ben de biliyorum. Aptal aptal hareketler, hazımsız, çiğ, hiç pişmemiş bir dizi tavırlar. Bazen kendime acayip derecede uyuz oluyorum. Kendimi komaya sokasım, ağzımı burnumu dağıtasım, kendime unutulmayacak bir ders veresim geliyor.

 Adam son derece iyi giyimli, kırk yaşlarında, devamlı, yerli yersiz kahkaha atan, bu davranışıyla herkesi rahatsız eden, dikkatleri üzerinde toplayan, puro içen, halinden, hayatından son derece hoşnut görünümlü biriydi. Böyle adamlardan zerre hazzetmem, sırf bu yüzden dişlerini dökesim, o güzel giyitlerini kendi kıymetli kanlarıyla lekeleyesim gelir eskiden beri. Biliyorum, güzel, alkışlanacak bir hareket değil. Ama bir tür dürtü, bana özgü bir içgüdü, kendimi frenleyemiyorsam elden ne gelir? Böyle diye kendimi mahkemeye mi vereyim, gidip nöbetçi savcılığa şikâyet mi edeyim? Beni güldürmeyin. Ama adama o gün salt bu nedenler yüzünden saldırmadım. Sakin bir ruh halindeydim. Herkesle barışık, iyicil hislerle dolup taşan biri. Sahici bir hümanist ve aydın. Ne olduysa yanında oturan kadını görmemle oldu. Adı galiba Yasemin’di, ya da belki Leyla türünden bir şey. Fatma ya da Binnur olmadığı da kesindi ama, artık o kadarından eminim, daha o derecede bunamadım. Kadına bir zamanlar abayı fena halde yakmıştım. O vakitler genç kızdı. Dershaneye gidiyorduk, aynı sınıftaydık. Sarışın, incecik, her daim güler yüzlü, melek gibi, elf gibi de bir şeydi. Ona açılmayı bir türlü başaramamıştım. Yirmi yıl falan geçmişti son görüşümün üzerinden. Hâlâ aynı derecede zarif, alımlı, hoştu. Yüzü gene gülüyordu. İncecik, upuzun sarı tüylerle kaplı kolu, arada bir soğuk birasına ya da kabuklu fıstık tabağına doğru büyüleyici güzellikte bir dalgınlıkla uzanıyordu. Yanındaki pisliği ona hiç yakıştıramadım. Ne işi vardı bu kart zamparayla, olacak şey miydi yani! Birilerinin bu işe dur demesi gerekmez miydi, o biri de halihazırda benden başka kim olabilirdi? Garson ya da mekândaki diğer mesut çiftler mi? Yoldan geçenler mi? Tabii ki hayır, tabiatıyla ben. Ben hırpani, ben yılların dövüş horozu, ben kaşarlanmış sabıkalı. Yerimden kalktım. Masalarına gittim. Nasılsın Yasemin? diye sordum. Beni anımsayamadı, Adım Yasemin değil, falan da demedi hiç, anımsamaya çabalayarak dikkatle baktı. Sonra yanındaki hıyara döndüm, Kalk buradan, siktir git hemen lan! dedim. Haliyle epey şaşırdı. Diklenecek gibi oldu, yardım istercesine, bir açıklama umarcasına etrafına bakındı, Yasemin ondan daha yürekli çıkıp, Ne diyorsun lan sen? diye sordu. Halbuki dershanedeyken ne de kibar, ağzı var, dili yok çıtıpıtı bir kızdı. Seninle bir alıp veremediğim yok canım, dedim. Yanındaki zibidiyle konuşuyordum ben. Öyleydi böyleydi derken, çok geçmeden birbirimize giriştik. Adamı hayli hırpaladım, bu tipler benim kadar bile teknik-taktik bilmez. Her seferinde dayaklarını paşa paşa yiyip popolarının üzerine güzelce otururlar, ardından da derhal karakola başvururlar, benim gibi manyaklardan, ayak takımından tutkuyla, yana yakıla şikâyetçi olurlar.

 Yarın artık ne olacaksa olsun. Aradan çok uzun zaman geçmiş bulunsa da, âşık olduğum bir kızı baştan çıkartan kart, sevimsiz, patırtıcı bir zamparayı dövmeyecektim de ne yapacaktım sanki? Onlara mutluluklar mı dileyecektim, bir de üzerine pahalı birer içki falan mı ısmarlayacaktım? Öyle bir şey yapacak birine benziyor muyum sizce? Öyle bir tipim var mı benim Allah aşkına?

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Cemil Kavukçu: “Öyküleri uzaklarda ara..Faruk Duman
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Serhat Uyumaz

7 Mayıs 2025

Bu Kez Uzakta Değil

“Alo. Abi yeni uyandım. Gece ben mi seni aradım, sen mi aradın?”“Serhat dostum, ben aradım. Evde misin?”“Evet. Her zaman olduğu gibi.”“Sizin oralardayım müsaitsen çay içelim.”“Olur. Abi bana yirmi dakika ver.”“Tamam dostum.”Ağır nemli havada duş almak size artı bir şey katmaz. Kar..

Devamı..

Bir Karşı-Örgütlenme Biçimi Olarak 1 M..

Josef Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024