Uzak diyarlardan göçmüş gibi ipsiz sapsız geziniyorum bu caddede. Üstümden kuşlar geçiyor, kayboluyor birdenbire. Camlardan yüzler bakıyor. Ciddi, dalgın yüzler. Bir deniz kokusu geliyor burnuma, iyot kristalleşip bütün vücudumu sarıyor. Cadde birbirini kesen sokaklar boyunca uzanıyor. Kokunun yönünü kestiremiyorum. Yürüyorum, yol uzuyor. Bir sinek konuyor omzuma, kafamı çevirip bakıyorum. Onun da bana baktığını, hatta bakıştığımızı umarak duruyorum. Bir hurdacı anlaşılmaz sesler çıkararak geçiyor caddeden. Onun döndüğü sokağa ben de giriyorum.
I
Elim ayağım tutmayacak, dizlerimin bağı çözülecek – bunun ritmini arıyorum. Terliyorum yürüdükçe
Aslında yola izin veriyorum.
Sözlerim boyunca akıp gitsin
diye.
hissetmiyorum havayı, sessizce geçip gidiyorum içinden. Yokuş yukarı
öyle bir evde doğmuşum ben,
babaannem görmeye gelirken beni
tıkanmış yolun ortasında, hiç
konuşmamış kucağına
alırken.
Tırmanırken sessizce ayaklarıma bakıyorum. Bir piyano sesi geliyor acemice, yadırgıyor, tuşları parmaklar.
Sonradan öğrenilen dil
pürüzsüz konuşulur ya,
Tanrı’yı duymuş gibiydim ilk
sütümü içerken.
Sinek duruyor mu omzumda? Elimin tersiyle iteliyorum. İçinden geçiyor parmaklarım ve bana bakmaya devam ediyor. İyi, dursun orada.
Yokuşu tırmanınca dönüp arkama bakıyorum. Sanki bir nehir
Niyeyse nehir deyince hep
bir bozkır düşüyor aklıma.
kıvrılıyor.
II
Düşünüyorum. Bir kapıdan giriyoruz sözgelimi ya da yüksek kubbeli bir geçit. Arkası boş. Gecenin açılan bir geçit.
Gece sadece bir ışık
oyunudur hatta ışıksız
kalmış gözlerin küçük bir
yanılsaması.
Karanlıkta ürkütücü sesler duymalıyız. Bir kurt ulumalı, yapraklar hışırdamalı ama yok. Bu beni biraz korkutuyor. Bir bozkırın içindeyim, bitimsiz gölgelerin birbirine karıştığı, cisimleşip dans ettiği upuzun bir bozkır.
Bozkır geceleri minik özlemlere gebe kübik düşünceler taşır, batar köşeleri. Kaçırdığı kızı daha ilk gecesinde tatmin edemeyen üstüne bir de gebe bırakan adamın çocuklarını anımsatır. Sarı gibi görünür çünkü öylesi daha zevklidir. Kısaca bir zurna
Bozkırın en erkeksi yanıdır,
zurna. Horoza benzer. Pek umursayan
da bulunmaz bunu,
bozkırda barınabilmenin yeter koşuludur
umursamazlık.
nefesidir bozkır.
III
Yola dönüyorum tekrar. Deniz kokusu kaybolmuş, sadece ter kalmış üzerimde. Nehir kavrulup gitmiş sıcaktan. Gelen dolmuşa bir el ediyorum. Kapısı açılınca sinek de kayboluveriyor.






