Karın ağrın olmamı ister misin? Ağrı yerine beni hissedersin, olmaz mı. Ben de karnında yaşamayı isterim. Dünyanın dikenleri her yerime batıyor. Karnındaki denizde yüzerim. Ben denizi çok severim. Denizin sembolik karşılığı rahimmiş biliyor muydun, öyleymiş, bu bilgiye hiç şaşırmamıştım. Hep denizi sevdim. Hem sen de ağrılarından birazcık kurtulmuş olursun.
Bence iyi fikir, ne dersin.
‘Peki, tamam.’
Biraz büyüğüm, nasıl gireceğim karnına? Ama beni sakın doğurma. Tekrar bu dünyaya gelmek istemem.
‘Tamam.’
Sıkı sarılırsak geçerim belki içindeki denize. Bir tür çekirdek tepkimesi olarak bu işlemi sağlayabiliriz.
‘Peki.’
Bana hiç bu kadar çok sayıda tamam dememiştin sevgilim. Bu işte bir yanlışlık var gibime geliyor.
Sonra sen, dost ortamlarında çok büyük bir karınla görünüyorsun. Nasıl bu kadar büyüdü karnın, diye soruyorlar. Kaçıncı ay olduğunu da sorduklarında, aylı değil, yıllı bir cevap veriyorsun. Gülüyorlar. Yürüyüşlerin çok ağırlamış. Tanrım nasıl bir kötülük yapmışım sana. İnce belin kırılacak böyle devam edersek. Biz yanlış yaptık galiba. Karnın ağrımıyor artık ama böyle de belin kopacak.
Bir kapı çalması duyup sıçrıyorum. Kapı, çaresiz bir el tarafından defalarca dövülmüş sanki. Kapıya yetişene kadar sağlı sollu duvarlara çarpıyorum. Hatta bir ara, ileri gittiğimi sanmama rağmen, sola doğru kaydığımı çok net fark ettim ve buzdolabıma çarptım. Dolap, her zamanki zırıltılarından farklı bir tonla inledi bir süre. Acıyan yerimi tutarak, kapıyı açtım. Sen. Karnın da küçülmüş. Tanrım beni düşürmüş olmalısın. Çok korkuyorum. Neredeyim ben, diye saçma bir soru soruyorum. ‘Ne diyorsun,’ diye cevaplıyorsun. Nereden geliyorsun, diye soruya çeki düzen veriyorum. Islaksın. Aman Allah’ım, korktuğum gibi olmuş. Az önce dolaba çarptığım omzumun sızısı artıyor.
‘Neden,’ diyorum. ‘Söz vermiştin.’
‘Neden ne? Ne sözü? Neden benimle ilgilenmiyorsun, ben düştüm az önce merdivende.’
O büyük karınla merdivenden düşmüş.
‘Kapıyı yarım saattir çalıyorum. O kadar sıkışmıştım ki pantolonuma yaptım. (nedense gülüyor, bazı sınırlar aşılınca öyle olur insana). Merdivenler bile ıslandı (ben, yanlış filme girmiş bir seyirci gibi onu izliyorum). Son bir çare tekrar kapı çalmaya çıktım, gene açmadın, artık o halimle çıkacaktım. İndim. O ıslattığım basamakların birine sağlam basmamışım demek ki. Kaya kaya aşağı yuvarlandım. Her yanım acıyor.’






