Ölüler her zaman çocukluklarının geçtiği evi anımsarlar, ama asla tamamını değil. Bazen, bir kış akşamı, yemeklerin pişirildiği ocağın yanında, kararsız bir şaşkınlıkla, oradan çıkmak ve anılarında yatak odasına gitmek isteseler de bunu yapamazlar. Ya da yalnızca yataktan görülebildiği kadarıyla yatak odasını anımsar, mutfağı, yemeğin tabaklara koyulduğu masayı, evin karşısını, ağaçları anımsayamazlar. Ölüler yaşayanlardan daha az şeyi, gerçekte çok daha azını ve hep aynı şeyleri anımsarlar. Sanki onlara ebediyen mahkûmdurlar.
Uzun zaman önce öldüm. Yine de Diyarbekir sözcüğü belirsiz bir heyecan uyandırır bende, yaşayan birinin heyecanı gibi. Onu ilk duyduğumda –içini anımsamayı başaramadığım– evimizin karşısındaki bir adam söylemişti bu adı, annemle konuşurken; bense parmaklarımın arasından dökülmeye bıraktığım kumla oynuyordum. Bu küçük köy sahnesiyle kocaman bir ayın altında çölü geçen ölüm kervanı arasındaki hiçbir şeyi ayırt edemiyorum. Bir yerlerde, hareket halindeki bir trenin penceresinden izlenen sonsuz ova uzanıyor, en az çöl kadar ürkütücü. Son anımsadığım da, görünüşe bakılırsa, bir aile kutlamasında birlikte söylenen halk şarkısı; orada tanımadığım çocuklar var, bana gülümsüyorlar. Biz ölüler sonsuzluğu arşınlarız, yorumlamaya çalışarak ne anlattığını yitmiş gitmiş birkaç anının; tekrar ve tekrar geri gelen, uzak bir ülkenin yabanıl kalıntısı gizemli bazı sözcükler anlamlarını nasıl yitirmişse.
Uzundur sonsuzluk. Bazen hiç ummadığım anda, çocukluğumun geçtiği eve girmeme izin verir hafızam ve birden bilirim, can çekişenlerin aştığı bu çölün nereye uzandığını, şarkı söyleyen o çocukların kimler olduğunu ve Diyarbekir sözcüğünün anlamını, benim için hep belirsiz kalmışken, uyandırdığı heyecan gibi, ölmüş olmama rağmen.
Kimi zaman bir köpeği de anımsayabiliyorum.
İspanyolcadan çeviren Cemal Bâli Akal
Diego Tatián
Arjantin Cordoba Ulusal Üniversitesi öğretim üyesidir. Spinoza ve Heidegger üstüne çeşitli kitaplarının yanında, üç öykü kitabı var.
Spinoza, Dünya Sevgisi adlı kitabı Türkçeye çevrilerek yayımlandı. “Ölülerin Kırılgan Hafızası” aynı adı taşıyan son kitabında (2010) yer alıyor.
Notos’ta daha önce bir başka öyküsünü de yayımladığımız Tatián’ın ailesi, 1915’te Kozan’dan Arjantin’e göçtü.