Ona, “filozofum” demeyi seviyorum, nedeni çok basit, o gerçekten bir filozof. Ona göre, hayat bir yumurtadır ve yumurta hayata benzer; dünya da, kendisi de bir noktadır ve ben onun hayatının en önemli noktasıyım. Bana her durumda bunları söyler.
Bazen bana, “Yumurtam” der. Cilveyle ne demek istediğini sorduğumda, hiç duraksamadan yanıt verir, “Hayat bir yumurtadır, Yumurtam.” Birbirimizi beş yıldır tanıyoruz ve artık, ilişkimizin yönünü belirleme zamanı geldi.
O, bir ortaokulda bu “yumurta”nın özünde yitip giden felsefe dersleri veriyor, ben de öğrencilerime bomba yapma işleminden başka bir şey ifade etmeyen kimya dersleri veriyorum.
Baş belası öğrencim Ömer Hasan sürekli, “Öğretmenim, ne zaman bomba yapacağız?” diye sorar. Aslında, ne zaman birlikte bomba yapma fırsatı bulacağımızı bilmiyorum, Filozofum da bu soruya açık bir yanıt veremiyor. Sanki hayal kırıklığına uğramış gibi bana gözlerini diker ve tam bir saat boyunca hiç laf etmez. Uzun süredir tıraş etmediği sakalını ovuşturmaya devam eder.
O bir filozof ve tuhaf davranmak hakkı, ne de olsa henüz karısı değilim. Bu gerçeği ona fısıldamak istiyorum, çünkü bir süredir bunu düşünüyorum. Ama Ömer Hasan’ın sorusu sözlerimi ağzıma tıkıyor.
Geçenlerde, bu soruyu ona tekrar sormaya karar verdim: “Benim çirkin Filozofum, ne zaman bomba yapabileceğiz?” Çirkinliği o gün uydurduğum bir yalan değildi, çünkü çok da çekici biri sayılmazdı. Göz küreleri fazla düşünmekten dışarı fırlamıştı ve uzun dişleri Çin Seddi’ne benziyordu. Saçlarına gelince, üniversiteye gittiğinden beri omuzlarında salınıyordu. Fiziksel cazibeyi hâlâ anlayamıyorum, çünkü ona bakmaktan bıkıp usanmadığım zamanlar olsa da o gerçekten çirkin biriydi.
Filozofum konuları önem sırasına göre tartışmayı tercih eder. Onları sınıflandırır, bildiğimiz şeyler için ilginç adlar icat eder ve yanıtının ortada olduğunu düşündüğümüz birçok soru ortaya atar. O farklı biridir.
Ben baş belası Ömer Hasan’ı tatmin edecek bir yanıt beklerken, o hâlâ bana dik dik bakıyor. Gözlerine bakıp en derin düşüncelerini öğrenmek için bir fırsat. Bugün kararını verecek ve bir nişan tarihi, düğün tarihi, Işıklar Stüdyosu’ndaki tüm gizli buluşmalarımızı sona erdirecek bir tarih belirleyecek mi diye merak ediyorum. Bugün kararını verecek mi?
“Filozofum, benimle evlenmeyi düşünüyor musun?”
“Yumurtam, sevgilim, evlilikten söz ederken, kendi düşüncelerine hükmetmek için evlilik fikrini benimseyen öteki kadınlar kadar aptal görünüyorsun.”
“Ama evlilik aramızdaki doğru –”
Sözümü yarıda kesiyor: “Bomba yapamayız, çünkü düzgün bir ilişki kurmayı düşünüyoruz. Düşünüyoruz... Düşünüyoruz ki...”
Bu deli adam ne söylüyor? Beni kaygılandırıyor. Bir anda kimliğimi –toplumumuzun gelenek ve göreneklerine göre– bir fahişeye dönüştürüyor.
“Ama seni seviyorum. Sana âşığım,” diye açıklıyor. “Hayatıma seninle devam etmek istiyorum, anlamıyor musun? Seninle başladığım ilişkiye yakışmayacak şekilde bu noktada durmak benim için de zor...”
“Niçin geleneklere aldırmayan bir kadın olamıyorsun? Sözüm ona saygınlık kazandıran bu belgeyi alıp da değişmeyecek, sıradışı bir kadın olamıyorsun? Araştırma ve çalışmalarımın yanı sıra tarihimde büyük rol oynayacak hayallerimin kadını olamıyorsun? Evet, hayallerimin kadını olmanı istiyorum, Yumurtam. Sonsuza kadar ateşli kalmanı istiyorum.Yalnızca yemeği, çocukları, çıkacak aksilikleri ve akşam yemeği davetlerini düşünen bir eş –başkalarının kadını– olmanı istemiyorum. Senin böyle biri olmanı istemiyorum.”
Tüm erkekler çoğu zaman yalan söyler. Filozof bile, Işıklar Stüdyosu’nda yaşadığımız ilişki sonucunda ömrümün sonuna kadar bana fahişe damgasını vurarak, bu konuşmadan bir yıl sonra başka bir kadınla evlendi ve ondan çocukları oldu. Filozofun bana miras bıraktığı komplekslerden kurtulmama yardımcı olacak bir koca aramadım, hayallerinin kadını olabilmek için ona döndüm. İşin tuhaf yanı şu ki, o evlendikten sonra Ömer Hasan’ın “Ne zaman bomba yapabileceğiz?” sorusuna artık dayanamıyorum. Bana, “Sevgilinizle ne zaman doğru bir ilişki kurabileceksiniz? Ne zaman evleneceksiniz?” diye soruyormuş gibi geliyor. Bu sorudan, onun suratından ve varlığından nefret etmeye başladım. Bu yüzden, ona klasik bomba yapımının tarifini vererek bu soruya da bir son verdim. Daha sonra, yalnızca hayallerin kadını olduğumdaysa onu tamamen unuttum.
İngilizceden çeviren: Nazan Başgan
Fadila al-Faruq Cezayirli yazar. Cezayir radyosunda “Yaratıcılığın Limanları” adında popüler bir program sunmuş ve bir Cezayir dergisi olan
al-Hayah’da “Bir Kadının Fısıltıları” adı altında haftalık köşe yazıları yazmıştır. İlk öykü kitabı 1997’de, ilk romanı ise 2003’te yayımlandı.